<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800</id><updated>2012-02-16T13:48:22.093-08:00</updated><category term='alerji'/><category term='iştah-kapatıcı'/><category term='kısırlik'/><category term='rahim'/><category term='zayıflama'/><category term='stres'/><category term='elastin'/><category term='kanser-riski'/><category term='kolajen'/><category term='yariyor'/><category term='vitamin'/><category term='sebepleri'/><category term='AHA peeling'/><category term='lenf drenaj'/><category term='alerji-şok'/><category term='çatlak'/><category term='tedavi-yöntemleri'/><category term='stres-şişmanlatıyor'/><category term='riskli-gebelikler'/><category term='zayıflama-hikayeleri'/><category term='e vitamini'/><category term='düz-karın-kasları'/><category term='saglik-egitimi-nedir'/><category term='Kozmetik'/><category term='bel-ağrısı'/><category term='göbek-eriyten-diyet'/><category term='Akut çocukluk dönemi lösemisi'/><category term='Kan Kanseri'/><category term='günlük yüz bakımı nedir'/><category term='düz-karın'/><category term='düz-kaslar'/><category term='İlk-Yardım'/><category term='saglik-nedir'/><category term='el bileği'/><category term='dudak'/><category term='ilk-yardım-metodları'/><category term='göbek-eritme'/><category term='akut'/><category term='aşırı-kıllanma'/><category term='At-nali-böbrek'/><category term='göz çevresi'/><category term='beyaz kan hücreleri'/><category term='doğru-zayıflama'/><category term='hepatit'/><category term='kıllanma-sorunları'/><category term='göbek-eriten-egzersizler'/><category term='diz'/><category term='kıllanma'/><category term='çatlaklara son'/><category term='günlük yüz bakımı nasıl yapılır'/><category term='haberturk'/><category term='çocuk-dikkat'/><category term='ALL'/><category term='romatizmal-ateş'/><category term='kirmizi-et'/><category term='çürükler'/><category term='kan kanseri nedenleri'/><category term='diş-eti-sorunları'/><category term='iştah-kesen-yiyecekler'/><category term='karın'/><category term='bel çevresi'/><category term='hipertansiyon'/><category term='ağız-kokusunun-sebepleri'/><category term='bronz'/><category term='kan kanseri görülme sıklığı'/><category term='dirsek'/><category term='zayıflama-önerisi'/><category term='Asi-takvimi'/><category term='hyalüranik asit'/><category term='estetik'/><category term='göbek-egzersizleri'/><category term='stres-şişmanlatır'/><category term='sağlık'/><category term='bebeklerde-uyku-dönemi'/><category term='ben'/><category term='Bitkisel peeling'/><category term='Meme-Büyüklüğü'/><category term='ASBESTOSİS'/><category term='Down Sendromu'/><category term='hangi'/><category term='C-vitamini'/><category term='sağlıklı-zayıflama'/><category term='düzenli-diyet'/><category term='iştah-kesen-ilaçlar'/><category term='düz-karın-için'/><category term='anne-sütünün-önemi'/><category term='AKUT-BRONŞİT'/><category term='Egzersiz'/><category term='günlük yüz bakımı nasıl olur'/><category term='bebek-sagligi'/><category term='apse'/><category term='Gebelik'/><category term='dogru-egzersiz'/><category term='ALERJİ- ALERJİK-HASTALIKLAR'/><category term='yüz bakımı nasıl yapılır'/><category term='saglik'/><category term='Göğüsler'/><category term='Reduction-Mammaplasty'/><category term='iştah-kesen-bitkiler'/><category term='böbrek-enfeksiyonu'/><category term='Fenilketöniri-hastaligi'/><category term='balanit'/><category term='ayak'/><category term='iştah-kesiciler'/><category term='göz'/><category term='Makromasti'/><category term='yüz bakımı'/><category term='Andropoz'/><category term='Meme-Küçültme'/><category term='grip'/><category term='ekimoz'/><category term='kas'/><category term='saglik-egitimi'/><category term='ayak bileği'/><category term='göbek-eritme-hareketleri'/><category term='deri döküntüsü'/><category term='aspirin'/><category term='hepatit-c'/><title type='text'>sağlık yaşam salk hastalklar sağlık alerji göz sağlığı gebelik zayıflama ateş Sağlık,Bilgi</title><subtitle type='html'>Sağlık,Bilgisi,Cinsellik,Kadın,Hastalıkları,Sağlık,bilgisi,cinsellik,fıtık,fizik,tedavi 
saglik kadn sara zararlar otu belirtileri tedavisi bebek kalp pankreas sağlık,sağlık haberleri,linkler,rehber,cinsel sağlık,çocuk sağlığı,anne bebek sağlığı</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>412</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-7136288503838721635</id><published>2008-05-22T11:05:00.000-07:00</published><updated>2008-05-22T11:07:56.501-07:00</updated><title type='text'>Çörek otu (Nigella sativa)</title><content type='html'>Bilinen 16 türü vardır. Şam çörekotu, kırk çörekotu bilinen türleridir. Karamuk, siyah susam ve çörekotu diye de anılır. Çörek otu, % 35-40 oranında yağ, acı madde, uçucu yağ, saponin, tanen, nigelon (bronşit nöbetlerine karşı), thymochinon (öd söktürücü) içerir.&lt;br /&gt;*Vücuda kuvvet ve zindelik verir; bal ile macun yapıp yenebilir. Kan yapıcıdır; her sabah kuru üzümle beraber yenmeli.&lt;br /&gt;*Çocukların gaz ve sancılarında; bir miktar çörekotu tohumu, bir tane hindistan ceviziyle de dövülür ve tülbente konup, çocuğun ağzına tutularak emzirilir.&lt;br /&gt;*Kadınların hayzını söktürür. Anne sütünü artırır; balla yenmeye devam edilmelidir. Unutkanlığa faydalıdır, balla macun yapılıp yenmeli.&lt;br /&gt;*Mide ve bağırsaktaki gazları söker, hazmı kolaylaştırır, iştah açar; ekmek ve keklere katılırsa da şişlik yapmaz.&lt;br /&gt;*Böbrekteki kum ve taşları döker; şerbeti içilir veya 4 bardak suya 3 çorba kaşığı çörek otu dövülerek konur, üzerine 1 çay kaşığı sözme bal konur. Kaynatılıp süzülür. Günde üç kere 1′er çay bardağı içilir.&lt;br /&gt;*Felç ve kazıklı hummaya (tetanoz) faydalıdır; çörek otu yağı burundan faydalıdır.&lt;br /&gt;*Öksürük, balgam, nefes darlığı ve romatizmaya faydalıdır; balla karıştırılıp yenir veya macun yapılır. Grip ve nezleye, baş ağrısına; yağı burundan damlatılır veya çörek otu bir müddet sirke içinde bekletildikten sonra alınarak toz haline getirilir, enfiye gibi burna çekilir veya tohumları kavrulur, tütsüsü burna çekilir.&lt;br /&gt;*Kulak için, sonradan meydana gelen üşütme, rüzgâr alma, iltihap tıkanıklıklarında; çörek otu yağı kulağa damlatılır.&lt;br /&gt;*Diş ağrısı ve diş iltihaplanmalarında kullanılır; çörek otu sirke ile kaynatılıp ağızda gargara yapılır.&lt;br /&gt;*Bağırsak ve karındaki kurt, parazit ve solucanları öldürür; sirke ile kaynatılıp aç karnına içilir.&lt;br /&gt;*Basura faydalıdır; sirke ile kaynatılıp basura sürülürse veya yakılır elde edilen külü içilir veya acı kavun suyu ile merhem yapılır sürülürse faydası görülür.&lt;br /&gt;*Vücudun muhtelif yerlerinde sızısı olanlar; sabunlu sıcak su ile yıkanır, çörek otu kavrularak dövülür ve yıllanmış zeytin yağı içine konur. Bu yağ sızılı kimsenin tepesinden ayağına kadar sürülür, hasta giydirilir. Soğuk rüzgâr değmeden yatağa yatırılır, iyice terletilir. Hasta terledikten sonra sızılar geçer ve vücut ipek gibi olur.&lt;br /&gt;*Sivilce, uyuz, egzama gibi cilt hastalıklarına faydalıdır; çörek otu sirke ile kaynatılıp sürülür.&lt;br /&gt;*Saçları besler, kepeği önler; çörek otu yağı saçlara sürülür.&lt;br /&gt;*Çörek otu tütsüsü haşereleri öldürür.&lt;br /&gt;GENEL KULLANIM Kanser ve AIDS‘ bağışıklık sistemini güçlendirir. Bronkodiletatör (bronşları genişletici) dür.&lt;br /&gt;Macun: 1kg bala, 200gr. Çörek otu öğütülüp karıştırılır. Bir kaba konur, üstü tülbentle örtülür. Üç gün üç gece ay ve yıldızları görecek şekilde bekletilir.Sonra bu macundan 3 çay veya 1 şeker kaşığı günde 3 kere aç karnına yenir.&lt;br /&gt;*UYARI: Çörek otunun balla kullanımı tavsiye edilir. Yüksek dozajda almamak gerekir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-7136288503838721635?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/7136288503838721635/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=7136288503838721635' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/7136288503838721635'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/7136288503838721635'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/05/rek-otu-nigella-sativa.html' title='Çörek otu (Nigella sativa)'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-6685868996522786557</id><published>2008-05-22T11:02:00.000-07:00</published><updated>2008-05-22T11:04:52.350-07:00</updated><title type='text'>Kene - Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığı - Kene Isırığı</title><content type='html'>&lt;p mce_serialized="1388sj1an"&gt;Son yıllarda daha sıkça duyulmaya başlayan, bahar-yaz dönemlerinde artış gösteren ve ağırlıklı olarak keneler aracılığıyla bulaşan virütik bir hastalıktır. İlk olarak 1944 yılında Kırım’da, sonra 1956 yılında Kongo’da tanımlanmış ve sonra aynı hastalık olduğu anlaşılmıştır.&lt;/p&gt;&lt;p mce_serialized="1388sj1an"&gt;Keneler, kan emerek beslendikleri için hemen tüm yabani ve evcil hayvanların (inek, koyun, köpek, kemiriciler, yerde beslenen kuşlar vb.) üzerinde bulunabilir ve bu hayvanlardan insana geçebilirler. Ayrıca, çalılık ve yeşil, yüksek otlu alanlarda bulunan keneler, beslenmek için doğrudan insanlara da geçip ısırabilirler. Bu nedenle daha çok kırsal bölgelerde ve hayvancılıkla uğraşan kişilerde görülmekle birlikte kentsel alanlardaki uygun ortamlarda da bulunabilirler.&lt;/p&gt;&lt;p mce_serialized="1388sj1an"&gt;Virüs ile bulaşmış keneler, kan emişini tamamladıktan sonra ayrılırken bir sıvı salgılarlar. Virüs genellikle bu sıvı ile bulaşır. Kan emdikleri ve virüsü bulaştırdıkları tüm canlılar hasta olabilir fakat hastalık genellikle hayvanlarda hafif ve bulgusuz seyreder. Bu nedenle daha az görülmekle birlikte hasta hayvanların salgıları ve kanları aracılığıyla da hastalık bulaşabilir.&lt;/p&gt;&lt;p mce_serialized="1388sj1an"&gt;Kenelerin kan emişi genellikle uzun bir süreçtir. Sinekler gibi hemen sokup kısa sürede kan emişini bırakmazlar. Kan emmeye başlayan kene, ağız kısmındaki hortumunu cilt içine sokar ve doyuncaya kadar çıkartmaz. Bu hortum, geri çıkışı engellemek için çıkıntılar içerdiğinden kolay çıkmaz. Bu nedenle keneyi çıkartmak için zorlamamak gerekir. Çok zorlandığında sıvıyı erken salgılayıp virüsü bulaştırabilir veya boru kısmı koparak cilt içinde kalabilir. Ayrıca, zorlama kenenin patlayarak enfekte sıvı ve kanının cildimizdeki çiziklerden ya da gözümüze sıçrayarak bulaşmasına yol açabilir. Bu nedenle vücuda yapışık kene görüldüğünde bir cımbızla ağız kısmından tutularak yavaşça sağa-sola oynatılıp bir vida gibi çıkartılmaya çalışmalı ya da bir sağlık kurumuna başvurularak çıkartılması sağlanmalıdır.&lt;/p&gt;&lt;p mce_serialized="1388sj1an"&gt;Hastalık oluşması ve bulguları:&lt;br mce_serialized="1388sj1an"&gt;Hastalık genellikle kene ısırığı ile virüsün bulaşmasından 1-3 gün sonra ortaya çıkar. Bu süre en fazla 9 güne kadar uzayabilir. Hasta hayvanın kan ve vücut sıvıları bulaşmış ise bu durumda hastalığın ortaya çıkışı 13 güne kadar uzayabilmektedir.&lt;/p&gt;&lt;p mce_serialized="1388sj1an"&gt;Ateş, kırıklık, baş ağrısı, halsizlik, aşırı duyarlılık, kol, bacak ve sırtta şiddetli ağrı ve belirgin iştahsızlık bulguları ile başlar. Bazen kusma, karın ağrısı ve ishal olabilir.&lt;br mce_serialized="1388sj1an"&gt;İlk günlerde yüz ve göğüste küçük cilt altı kanamaları, gözlerde kızarıklık, gövde, kol ve bacaklarda bir yere çarpmış gibi cilt altı kanamalar oluşabilir.&lt;br mce_serialized="1388sj1an"&gt;Burun kanaması, kanlı kusma, kanlı dışkılama, kanlı idrar görülebilir. Vajinal kanamaya da rastlanabilir.&lt;br mce_serialized="1388sj1an"&gt;Ağır olgularda hepatit, karaciğer, böbrek, akciğer yetmezlikleri oluşabilir.&lt;/p&gt;&lt;p mce_serialized="1388sj1an"&gt;Tedavi: Diğer çoğu virüs hastalıklarında olduğu gibi bu hastalığın da doğrudan bir tedavisi ve etkili bir ilacı olmayıp daha çok destek tedavisi ve bulguları gidermeye yönelik tedaviler ve bazı antivirütik ilaçlar uygulanmaktadır.&lt;br mce_serialized="1388sj1an"&gt;Erken dönemde başlanılan destek tedavi daha başarılı sonuç vermektedir. Geç başlanılan tedavi ve ağır seyredebilen hastalık öldürücü olabilmektedir.&lt;br mce_serialized="1388sj1an"&gt;Hastalığa karşı aşı çalışması yürütülmekle birlikte henüz koruyucu bir aşı geliştirilememiştir.&lt;/p&gt;&lt;p mce_serialized="1388sj1an"&gt;Korunma:&lt;br mce_serialized="1388sj1an"&gt;Hastalık, kenelerin sokması sonrası salgıladıkları sıvıyla, kenelerin çıkartılırken ezilmesi sonucu çıkan sıvı ve kanıyla veya kene sokması sonucu virüsü alıp hasta olmuş hayvanların kan ve salgıları ile bulaşabilmektedir. Bu nedenle:&lt;br mce_serialized="1388sj1an"&gt;Mera ve meskenlerde yerleşik keneler kan emerek beslenirler. Hayvanları kenelerden uzak tutarak kenelerin yayılmaları engellenmelidir.&lt;/p&gt;&lt;p mce_serialized="1388sj1an"&gt;Yeşil ve piknik alanlarına gidildiğinde (su kenarları, otlaklar, çalılık ve yüksek otlu alanlar) uzun giysiler giymeli, bacakları açıkta bırakmamalı, paçalar çorap içine konulup kenenin vücuda ulaşması zorlaştırılmalıdır. Dönüşte tüm vücut kontrol edilip yapışık kene olup olmadığına bakılmalıdır.&lt;/p&gt;&lt;p mce_serialized="1388sj1an"&gt;Yeşil alanlara giderken böcek kaçırıcı sıvı ve jeller cilde sürülebilir veya giysilere emdirilebilir. Bu maddelerin az da olsa sağlık&lt;br mce_serialized="1388sj1an"&gt;sakıncaları olduğu dikkate alınmalıdır. Hayvan besliyorsanız hayvanlarınızı dolaştırırken onlara da bu sıvılardan sürebilirsiniz.&lt;br mce_serialized="1388sj1an"&gt;Vücuda yapışık kene tespit edildiğinde keneyi çıkartmak için fazla zorlamamalı, halk arasında yaygın olduğu şekliyle sigara veya kibritle yakma, kenenin üzerine kolonya, alkol veya diğer kimyasal maddeler uygulanmamalıdır. Bu maddeler kenenin daha erken aşamada kusmasına ve enfekte sıvıyı vücudumuza salgılamasına neden olabilir.&lt;/p&gt;&lt;p mce_serialized="1388sj1an"&gt;Vücuda yapışık kene tespit edildiğinde eldiven takarak ve bir cımbız ile kene vücuda yapışık ağız kısmından tutularak yavaşça sağa-sola sallanarak bir vida gibi çıkartılmalı veya bir sağlık kurumuna başvurularak çıkartılması sağlanmalıdır.&lt;br mce_serialized="1388sj1an"&gt;Hasta kişiler ile temasta vücut sıvıları aracılığıyla bulaşma olabileceği unutulmamalıdır.&lt;/p&gt;&lt;p mce_serialized="1388sj1an"&gt;Artık piknik yapmak da riskli hale geldi.&lt;br mce_serialized="1388sj1an"&gt;Kenelerle karşılaşmamanız dileğiyle,&lt;/p&gt;&lt;p mce_serialized="1388sj1an"&gt;Dr. Murat FIRAT&lt;br mce_serialized="1388sj1an"&gt;Halk Sağlığı Uzmanı&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-6685868996522786557?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/6685868996522786557/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=6685868996522786557' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/6685868996522786557'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/6685868996522786557'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/05/kene-krm-kongo-kanamal-atei-hastal-kene.html' title='Kene - Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığı - Kene Isırığı'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-3858584535952255439</id><published>2008-05-22T10:58:00.000-07:00</published><updated>2008-05-22T11:00:02.927-07:00</updated><title type='text'>Akupunkturun ve sigara bırakma</title><content type='html'>&lt;p mce_serialized="1388s97da"&gt;Akupunkturla Sigara Bırakma Tedavisi&lt;br mce_serialized="1388s97da"&gt;Akupunktur ile sigara nasıl bırakılabilir ?&lt;br mce_serialized="1388s97da"&gt;Akupunktur ile kaç seansta sigara bırakılabilir ?&lt;br mce_serialized="1388s97da"&gt;Akupunktur ile sigarayı bırakmada başarı oranı nedir ?&lt;br mce_serialized="1388s97da"&gt;Sigarayı Neden Bırakalım ?&lt;br mce_serialized="1388s97da"&gt;Sigara neden zararlı ?&lt;br mce_serialized="1388s97da"&gt;Sigarayı bırakan bir insanın vücudunda ne gibi olumlu gelişmeler olur ?&lt;br mce_serialized="1388s97da"&gt;Sigara içen bir kişiyi bırakmaya iten nedenler nelerdir ?&lt;br mce_serialized="1388s97da"&gt;Sigarayı bırakma yolları nelerdir ?&lt;br mce_serialized="1388s97da"&gt;Sigarayı bırakmak isteyenlerin yaşadığı tipik kaygı ve sorunlar nelerdir ?&lt;/p&gt;&lt;p mce_serialized="1388s97da"&gt;Akupunktur ile sigara nasıl bırakılabilir?&lt;br mce_serialized="1388s97da"&gt;Yapmanız gereken tek şey sigarayı bırakmaya karar vermektir. Bu, insanın yaşamında alabileceği en önemli kararlardan biridir. Bu kararı verdikten sonra, akupunktur, size sigarayı bırakmanızda büyük kolaylık sağlayacaktır.&lt;/p&gt;&lt;p mce_serialized="1388s97da"&gt;İnsanlarda serotonin ve endorfin adı verilen iki madde vardır. Bunlar beyinde bulunur ve rahatlık, hoşluk, keyif ve huzur gibi duygular ile ilgilidirler. Normalde insanlarda kahkaha atınca, mutlu bir haber alınca ya da çikolata veya güzel bir tatlı yiyince, bir yeriniz acıyınca serotonin ve endorfin düzeyi yükselir. Ancak sigara içenlerde serotonin - endorfin salgılama işini sigara üstlendiğinden vücut otonomisini kaybetmiştir. Hani keyiflenince de, dertlenince de sigara içilir ya, işte, açıklaması budur.&lt;/p&gt;&lt;p mce_serialized="1388s97da"&gt;Sigarayı bırakanlarda ilk hafta beyin serotonin salgılama işini gerçekleştiremediğinden vücut oldukça zor anlar yaşar. Beyin ancak 72 saat sonra eski görevini yapmaya başlar.&lt;br mce_serialized="1388s97da"&gt;Bu 72 saatlik süre içinde, hastanın yoksunluk belirtileri önlenirse, sigarayı bırakması çok kolaylaşır. Akupunktur ile tedavi, kişinin sigara içmemekten dolayı oluşabilecek şikayetleri ortadan kaldırır. Böylece sigara içmemeye karar vermiş olan kişi, bunu hiç zorlanmadan başarır; çünkü, akupunktur tedavisi beyni yeniden sigaraya gerek duymadan serotonin ve endorfin salgılaması için uyarır ve bundan sonra da beyin eski otonomisini kazanır.&lt;/p&gt;&lt;p mce_serialized="1388s97da"&gt;Akupunktur ile kaç seansta sigara bırakılabilir?&lt;br mce_serialized="1388s97da"&gt;Üç gün üst üste 20 dk.lık 3 seans tedavi uygulanır. Toplam 1 saat süren bir tedavidir. Böylece 72 saatlik en zor geçen dönemde vücut kontrol altındadır. Daha sonra hastanın bağımlılık derecesiyle bağlantılı olarak ek seanslar yapılabilir, ama genellikle buna gerek kalmaz. Tedavi süresince tek bir sigara bile içilmemesi ve nikotin preparatları kullanılmaması gerekir. Aksi halde, başladığımız noktaya geri döneriz.&lt;/p&gt;&lt;p mce_serialized="1388s97da"&gt;Akupunktur tedavisi ile sigarayı bırakmada başarı oranı nedir?&lt;br mce_serialized="1388s97da"&gt;%90 - 95 gibi yüksek bir başarı oranı vardır.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-3858584535952255439?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/3858584535952255439/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=3858584535952255439' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/3858584535952255439'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/3858584535952255439'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/05/akupunkturun-ve-sigara-brakma.html' title='Akupunkturun ve sigara bırakma'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-4352910719606053579</id><published>2008-05-22T10:54:00.000-07:00</published><updated>2008-05-22T10:56:44.143-07:00</updated><title type='text'>Bol bol öpüşün</title><content type='html'>&lt;p&gt;Bu mevsim başka türlü geçmez… Hem stres atın hem alerjiden kurtulun.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Fikret Çınar, ilkbahar mevsiminde insanlar üzerinde oluşan stres ve alerjiden kurtulmak için öpüşmenin yararlı olduğunu kaydetti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zonguldak Karaelmas Üniversitesi (ZKÜ) Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı ve aynı zamanda kulak burun boğaz (KBB) doktoru Fikret Çınar, son yıllarda tüm toplumlarda alerjik hastalıklar giderek daha sık görülmekte olduğunu ve bunlardan kurtulmak için öpüşmenin yararlı olduğunu söyledi. Artan alerjik hastalıklar içinde en önde alerjik rinit (alerjik nezle) geldiğini söyleyen Çınar şunları söyledi:&lt;br /&gt;“Hastalık kişilerin yaklaşık yüzde 30′unda rastlanmaktadır. Alerji farklı tepki vermek anlamında bir kelimedir ve alerjik kişiler zararsız maddelere karşı herkeste görülmeyen farklı ve aşırı reaksiyon gösterirler. Bu yanıt burun akıntısı, burun tıkanıklığı, hapşırma, aksırma nöbetleri, göz yaşarması, öksürük şeklinde görülebilir.Yani alerjik rinitli bir hastanın bu belirtilerle birlikte yaşam kalitesi son derece kötüleşir. Uykusu bozulan, iş ve okul performansı azalan ,günlük aktivitelerini yapamayan bir kişi ortaya çıkar.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;“HASTALIK 4 ANA ETMENDE YAYGINLAŞMAKTADIR”&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;“Bugüne kadar 20 bine kadar alerjenin tanımlandığını kaydeden Çınar, hastalığın yaygınlaşmasında 4 ana etmenin etkili olduğunu kaydetti. Çınar, “Hastalığın bu derece yaygınlaşmasındaki dört ana etmen, çevre kirliliği, kapalı ortamlarda yaşama süresinin uzaması, alerji yapıcı etmenlerin ortaya çıkması ve strestir. Bugüne kadar 20 bine kadar alerjen tanımlanmıştır. Egzost gazları ve sülfür partikülleri polenlerin alerjenik etkisini artırmakta evde kalış süresinin uzaması ev böcekleriyle teması dolayısıyla böcek alerjisini artırmakta, katkı maddelerinin yoğun olarak kullanılması yeni alerjenlerin ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Son dönemde stresin alerji üzerindeki etkisiyle ilgili çalışmalar yoğunlaşmıştır. Stresli yaşamın alerji üzerindeki etkisi kabul edilmektedir. Ancak bağışıklık sisteminin işleyişindeki bozuklukla stres arasındaki mekanizma tam olarak anlaşılamamıştır. Eldiven alerjisi olan kişilerde Mozart dinlemenin bağışıklık yanıtı hücrelerini (İGE) azalttığı yani derideki alerjiye bağlı kabartıları, deri yanıtını azalttığı buna karşın aynı sonucun Beethoven dinlemekle alınmadığı gösterilmiştir. Aynı durumun gözyaşı döktüren Kramer Kramere karşı gibi duygusal film seyredenlerde de görüldüğü duygulanarak gözyaşı dökmenin alerjik yanıtları azalttığı dahası alerjik hastalıkların tedavisinde kullanılabileceği ileri sürülmüştür” dedi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;‘ÖPÜŞMEK ALERJİYİ AZALTIYOR’&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Son olarak Çınar, stresin alerjik deri yanıtını ve alerjene özgü ige yapımını artırdığı ancak çocukta gevşemeye neden olan anne öpücüğünün ve eş ya da sevgili öpücüğünün alerjene özgü ige yapımını azaltarak alerji belirtilerini ortadan kaldırabileceğinin bildirdi. Çınar, “Sanılanın aksine alerji doğru tanı ve tedaviyle çözümlenebilecek bir sorundur. Deri testleri ve kanda alerjene özgü ige’lerin saptanmasıyla etmenin belirlenmesi, alerjenden korunma, ağız yoluyla alınan antihistaminikler , burun yoluyla kullanılan steroid spreyler ve ağız yolu yada enjeksiyonla uygulanan aşı tedavisi (immünoterapi) günümüzde kabul edilmiş tanı tedavi yöntemleridir. Gerektiğinde buruna yönelik cerrahi uygulamaları da yapılmaktadır” dedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İHA&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kaynak: &lt;strong&gt;http://www.haberturk.com/haber.asp?&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-4352910719606053579?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/4352910719606053579/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=4352910719606053579' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/4352910719606053579'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/4352910719606053579'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/05/bol-bol-pn.html' title='Bol bol öpüşün'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-8155523192644297161</id><published>2008-05-21T11:07:00.001-07:00</published><updated>2008-05-21T11:07:47.959-07:00</updated><title type='text'>Şap Hastalığı</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Şap Hastalığı&lt;/strong&gt; sığır, koyun, keçi, domuz, geyik gibi çift tırnaklı hayvanların çok bulaşıcı bir hastalığı. Hayvanlar arasında temas ve mikrop bulaşmış maddelerin yenmesi suretiyle yayılır. İnsana da yine bu suretle geçerek ateş, tükrük artması; boğaz derisinde (mukozasında), avuç içi, taban, ayak ve el parmak derilerinde keseciklerin teşekkülüne sebep olur. İnsanlardaki kuluçka süresi 2-18 gündür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şap hastalığının amili (ayak ve ağız hastalığı vürüsü) pikarnavirus ailesinin rinovirus cinsinden bir RNA virüsüdür. 10-20 mm büyüklükte ve yuvarlaktır. Dezenfektan maddelere çok dayanıklıdır. Alkalilerle kolay tahrip edilir. Hayvanlardaki hastalık, erken dönemlerde, yani virüsün kana karıştığı dönemde, ayak ve ağızdaki keseciklerin patlayıp fazla miktarda virüsün saçıldığı zamanlarda çok hızlı olarak yayılır. Hasta hayvanın bulaştırıcılık zamanı çok uzundur. Hayvanlar arasında ölüm oranı genellikle düşüktür. Fakat süt vermeler azalır ve zayıflama görülür. Hayvanların çoğu taşıyıcı olurlar ve 8 ay kadar salgın yayan, bulaştıran bir kaynak gibidirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Virüsler, sığır dil dokusu veya diğer sığır dokularının hücre kültürlerinde ürerler. Bu üreyen virüsler formalinle öldürülerek aşı hazırlanır. Ancak aşı uzun süreli bir bağışıklık vermez. İyi bir korunmanın temini için tekrarlanan şırıngalar gereklidir. Son zamanlarda zayıflatılmış aşı tatbikinin başarılı olduğu tespit edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korunma: Enfeksiyon odağı (merkezi) tespit edilerek, temas eden bütün hayvanlar öldürülür. Cesetleri ortadan kaldırılır. Çok sıkı bir karantina uygulanır. Eğer bu tedbirlerden sonraki 30 gün içinde duyarlı hayvanlarda belirtiler çıkmazsa o bölge emin kabul edilir. Diğer bir usul, enfeksiyon odağının etrafında bağışık hayvanlardan geniş bir halka yapılmasıdır. Halen birçok ülkede sistematik olarak aşılama kullanılmaktadır. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-8155523192644297161?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/8155523192644297161/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=8155523192644297161' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/8155523192644297161'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/8155523192644297161'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/05/ap-hastal.html' title='Şap Hastalığı'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-7837501255597909328</id><published>2008-05-21T11:06:00.000-07:00</published><updated>2008-05-21T11:07:21.260-07:00</updated><title type='text'>Kuduz</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Kuduz&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;uduz şüphesi olan bir hayvan ısırdıktan sonra ısırılan yerden bol kanakıtılır. Sonra oksijenli suyla yıkanıp, tentürdiyot sürülür. Bu işlemsık sık tekrarlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuduz, beyni etkileyen virüsler tarafından oluşturulan bir hastalıktır. İnsanlara hastalığa yakalanan hayvanların salyası ile geçer. Köpekler, kediler, tilkiler ve yarasalar hastalığa yakalanabilirler ve insanlara bulaştırabilirler. Virüsün, ısırılmadan hemen sonra gelişen kuluçka devri ortalama 3-7 hafta, bazen de 10 gün ile 2 yıl arasında değişir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirtiler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;Ağrı ve hayvanın ısırdığı yerde renk değişimi&lt;br /&gt;&lt;li&gt;Deri duyarlılığı&lt;br /&gt;&lt;li&gt;Ağızdan fazla salya akması&lt;br /&gt;&lt;li&gt;Sakin durumda iken öfkelenme&lt;br /&gt;&lt;li&gt;Ölümlere sebep olan konvülsiyonlar (istem dışı kasılmalar) ve felçler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teşhis:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuduz hayvanın ısırdığı bölgede ağrı ve gıdıklanma, kaşınma hissi meydana gelir. Kişi sıcaklık değişikliklerine, hava akımlarına hassastır. Bir sıvı içerken yutamama nedeniyle boğulma olayına maruz kalır. Kişide huzursuzluk, adale spazmları ve yoğun salya mevcuttur. Sonunda konvülsiyonlar (istem dışı kasılmalar) ve felçler ortaya çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuduz ne kadar ciddidir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer kedi veya bir çiftlik hayvanı tarafından ısırıldıysanız, hayvanın 1 hafta ile 10 gün arası gözetim altında tutulması gerekir. Eğer hayvan bu sürede ölürse, beynini test edip kuduz virüsü bulunup bulunmadığını araştırmak gerekir. Hayvanın ve yaranın durumuna göre, aşıya gerek olup olmadığına karar verilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşılama, vücuda giren virüslerin hastalık belirtileri çıkarmasına fırsat kalmadan vücutta bağışıklık oluşturması esasına dayanır. Bu nedenle ısırıldıktan hemen sonra bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Bir insanda kuduz belirtileri ortaya çıktan sonra tedavi mümkün değildir.&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-7837501255597909328?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/7837501255597909328/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=7837501255597909328' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/7837501255597909328'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/7837501255597909328'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/05/kuduz.html' title='Kuduz'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-6786487887058498390</id><published>2008-05-21T11:04:00.000-07:00</published><updated>2008-05-21T11:06:27.898-07:00</updated><title type='text'>Kanser belirtileri</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Tarama testleri karmaşıklık ve mahiyet açısından değişiklikler gösterir. En yaygın bir şekilde kullanılan testlerin çoğu yüksek risk altındaki kişilerde sık görülen kanser biçimlerini bulacak şekilde tasarlanmıştır. Kanser tarama testleri pratik olmalıdır. Yapılan test, kanseri, tamamen iyileşme şansının hâlâ yüksek olacağı şekilde erken belirlemelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emniyet de önemli bir konudur. Test başlı başına tehlikeli bir sağlık riskini yaratmamalıdır. Bundan yirmi yıl önce meme kanserini belirlemek için kullanılan mamografı işlemi, gövdeyi oldukça yüksek radyasyona maruz bırakıyordu ve kanserin gelişmesinde başlı başına bir faktör oluyordu. Ancak bugün mamografi ile kadınlar yalnızca küçük miktarlarda radyasyona maruz kalmakta, böylelikle muayene daha emniyetle olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanser için periyodik tarama testleri tüm kanser vakalarında ve çeşitlerinde aynı önleyici değere sahip değildir, örneğin akciğer kanserinde, özellikle eğer sigara içiyorsanız, ara sıra göğüs röntgeninin çekilmesi veya balgam tahlili, yaşamınızı sürdürme şansını belirgin bir şekilde artırmayacaktır. Erken dönemde test etme hâlâ önemli olmasına rağmen, akciğer kanserinde yaşama oranı hâlâ yüzde 15 in altındadır. Sonuç olarak, eğer sigara içiyorsanız veya evinizde veya işyerinizde kimyasal maddelere maruz kalıyorsanız, akciğer kanserinin taranması konusunda öğütlerini almak için doktorunuza başvurunuz. Ancak hastalığın belirtilerini gözlemekten daha önemli olan bir şey, potansiyel karsinojenlere (kansere neden olan maddelere) maruz kalmanızı azaltacak her şeyi denemektir. Sigarayı bırakmak böylesi stratejilerden biridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer kanserler yaşama oranı belirgin bir şekilde artacak kadar erken teşhis edilebilir. Aşağıda belirtilen kanser tarama testleri, Amerikan Kanser Derneği tarafından önerilen kanser önleme programının bir parçasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Meme Kanseri&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Uyarıcı Belirtiler: Memede herhangi bir sertlik veya kitle, veya meme uçlarından gelen akıntı veya kan.&lt;br /&gt;Kanser Riski Faktörleri: Meme kanseri genellikle elli yaşın üzerinde olan kadınlarda; hiç çocuğu olmamış kadınlarda, ilk çocuklarını otuz yaşından sonra doğuran kadınlarda, hiç emzirmemiş olan kadınlarda, ideal ağırlıklarının yüzde 40 üzerinde olan kadınlar ile cinsel olgunluğa gecikmiş olarak gelen veya gecikmiş menapozu olan kadınlarda ve ailesinde (anne veya kızkardeşlerde) menapoz öncesi meme kanseri olayı olan kadınlarda ortaya çıkar.&lt;br /&gt;Check-up Kuralları: Her kadın ayda bir defa göğüslerini dikkatlice muayene etmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna ek olarak yirmi ile kırk yaş arasında olan kadınların her üç yılda bir göğüslerini bir hekime muayene ettirmesi gerekir. Kırk yaşın üzerinde olan kadınların bu muayeneyi her yıl yaptırması gerekir. Eğer kırk yaşın altındaysa-nız, ailenin geçmişinde göğüs kanseri yoksa yüksek risk gruplarından birine girmiyorsunuz demektir ve mamografinin alınmasına gerek duyulmayabilir. Eğer kırk ile kırkdokuz yaşlan arasında iseniz, herhangi bir belirti veya kitle yoksa ve ailenizde göğüs kanseri geçiren biri yoksa yalnızca basit bir mammogram yaptırın. Elli yaşından sonra mammogramı her yıl yaptırın. Eğer ailenizde göğüs kanseri varsa, yaşınıza aldırmaksızın her yıl bir mammogram yaptırın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Testis Kanseri&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Uyarıcı Belirtilen Teslislerde herhangi bir kitle veya boyutlarında değişiklik.&lt;br /&gt;Kanser Riski Faktörleri: Yaşlı erkeklerden daha çok genç erkeklerde ortaya çıkar (kırk yaşından sonra fazla görülmez); normal yerine inmemiş testisler.&lt;br /&gt;Check-up Kuralları: ilk gençlik yıllarının son dönemlerinden başlayarak tüm yaştaki erkekler her ay teslislerini muayene etmelidirler.&lt;br /&gt;Kolorektal (Kalın Bağırsak ve Rektum) Kanser&lt;br /&gt;Uyarıcı Belirtilen Herhangi bir rektal (makattan gelen) kanama veya dışkılama alışkanlıklarında uzun dönemli değişiklik.&lt;br /&gt;Kanser Riski Faktörleri: Aile üyelerinden birinde geçmişte kolorektal polip (iyi huylu tü-moral oluşum) veya kolorektal kanser veya kronik ülserleşmiş kolit olması.&lt;br /&gt;Check-up Kuralları: Kırk yaşın üzerinde olan kadın ve erkeklerin her yıl dijital (parmakla) rektal muayeneden geçmesi gerekir. Bundan öte elli yaşın üzerinde olan erkek ve kadınların en azından iki yılda bir sigmoidoskopik muayeneden geçmesi (sigmoidoskop ile kolon içinin muayenesi) ve her yıl kan bulunup, bulunmadığının kontrolü için feces (dışkı) testini yaptırması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Akciğer Kanseri&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Uyarıcı işaretlen Rahatsız eden bir öksürük, öksürürken kan gelmesi ve akciğer iltihabı veya bronşit nöbetleri; göğüste ağrı.&lt;br /&gt;Kanser Riski Faktörleri: Çok sigara içmek ve özellikle astbest olmak üzere çevre kirletici maddelere maruz kalmak.&lt;br /&gt;Check-up Kuralları: Kırk yaşın üzerinde olan herkesin bir göğüs röntgeni çektirmesi gerekir. Bunu takip eden göğüs röntgenleri doktorunuzun kişisel kararına göre yapılacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Servikal (Rahim Boynu) Kanser&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Uyarıcı Belirtiler: Anormal vajinal kanama.&lt;br /&gt;Kanser Riski Faktörleri: Genital (Cinsel) bölgelerde kabarcıklar oluşturan deri iltihaplan veya genital siğil enfeksiyonları-, ergenlik çağına geldikten kısa bir süre sonra cinsel ilişkiye girme veya çok fazla cinsel ilişki partnerinin olması.&lt;br /&gt;Check-up Kuralları: Onsekiz yaşına gelen kadınların veya seksüel olarak aktif olanların her yıl Pap testi yaptırması ve pelvik muayeneden geçmesi gerekir. Birbirini takip eden üç veya daha fazla normal sonuç veren yıllık muayenenin ardından doktorunuz Pap testinin daha az aralıklarla yapılmasına karar verebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Endometrium (Rahim iç zarı) Kanseri&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Uyarıcı Belirtiler: Anormal vajinal kanama.&lt;br /&gt;Kanser Riski Faktörleri: Geçmişte kısırlık olması veya yumurtlama olmaması; menapozun geç başlaması veya uzun süreli östrojen tedavisi, vücutta aşırı yağlanma; çok fazla sigara içmek.&lt;br /&gt;Check-up Kuralları: Menapoza geldikten sonra geçmişinde kısırlık, aşırı şişmanlık, yfmurtlayamama, anormal rahim kanaması veya östrojen tedavisi olan kadınların endo-metriyal biyopsi yaptırmaları gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;İdrar Yolu ve Mesane Kanseri&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Uyarıcı işaretler: idrarda kan; sırt ağrısı; kilo ve iştah kaybı, sürekli ateş; anemi (kansızlık).&lt;br /&gt;Kanser Riski faktörleri: Elli yaşın üzerinde olan erkeklerde-, çok fazla sigara içenlerde, geçmişte kronik idrar yolu enfeksiyonlarından rahatsız olanlarda daha fazla görülür.&lt;br /&gt;Check-up Kuralları: Komple fiziki muayeneniz sırasında yapılan rutin idrar tahlilleri idrarınızda kan olup olmadığını (hemıtüri) gösterecektir. Eğer hematüri bulunursa, doktorunuz anormal bir doku da bulursa, biyopsi de dahil olmak üzere sistoskopik bir muayene yapabilir. Doktorunuz bir böbrek filmi de isteyebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Ağız Kanseri&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Uyarıcı işaretler: Ağzınızın renginde herhangi bir değişiklik veya ağzınızda iyileşmeyen herhangi bir yara.&lt;br /&gt;Kanser Riski Faktörleri: Genellikle kırkbeş yaşın üstünde erkeklerde, çok fazla sigara içenlerde ve özellikle çok fazla alkol kullanımı ile birlikte dumansız tütün kullananlarda (tütün çiğneyenlerde) daha fazla görülür.&lt;br /&gt;Check-up Kuralları: Eğer iyileşmeyen bir yara varsa doktorunuza veya diş hekiminize başvurun.&lt;br /&gt;Gırtlak Kanseri&lt;br /&gt;Uyarıcı Belirtiler: Boğuk seslilik.&lt;br /&gt;Kanser Riski Faktörleri: Çok fazla sigara içmek, eğer fazla miktarda alkol kullanımı ile birlikte oluyorsa.&lt;br /&gt;Check-up Kuralları: Konuşma özelliğinizde herhangi bir değişiklik olması durumunda bir boğaz uzmanı tarafından yapılan muayene veya eğer çok fazla sigara içiyorsanız yıllık muayene.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Prostat Kanseri&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Uyarıcı Belirtilen idrara çıkmada zorluk; sırtın alt kısmında sürekli bir ağrı, pelvis veya kasıkların üst kısmında sürekli ağri; idrarda kan.&lt;br /&gt;Kanser Riski Faktörleri-. Yetmiş yaşın üzerinde olan erkeklerde daha fazla görülür.&lt;br /&gt;Check-up Kuralları: Eğer kırk yaşın üzerinde iseniz, periyodik tıbbi muayeneniz sırasında bir dijital (parmakla) rektal muayeneden de geçmeniz gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Cilt Kanseri&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Uyarıcı Belirtilen Düzensiz sınırları olan küçük bir lezyon (yara, bere) ve vücutta veya kol ve bacaklarda kırmızı, beyaz, mavi veya mavi-siyah lekeler; cildin herhangi bir yerinde rengi inci beyazından siyaha kadar değişen yumru veya lezyonlar; avuç içi, ayak tabanı, el ve ayak parmaklarının uç kısımlarında koyu renkli lezyonlar; güneşe maruz kalmış cilt üzerinde daha koyu renkli beneklerle birlikte geniş kah-verengimsi lekeler; cildin herhangi bir yerinde kırmızımsı mor lekeler; ayak parmakları veya bacakta mor-kahverengi veya koyu mavi no-düller; yüz, kulak veya boyunda inci gibi veya mumlu gibi yumru veya şişler, göğüs veya sırtta düz, ten rengi veya kahverengi yara izine benzer lezyonlar; yüz, kulaklar, boyun, eller veya kollarda pullu veya kabukla kaplı yüzeyi olan düz lezyon veya kırmızı nodul; herhangi bir bende görülen değişiklik veya iyileşmeyen bir yara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanser Riski Faktörleri: Kadın ve erkeklerde kızıl saç, açık cilt rengi veya gözlerin mavi olması; çocuklukta ciddi güneş yanığı olması; ailenin geçmişinde doğum lekeleri veya benler (displastik nevüs doğumda mevcut ben oluşumu sendromu.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Check-up Kuralları: Eğer yukarıda sıralanan uyarıcı belirtilere sahip herhangi bir cilt lezyo-nunuz varsa doktorunuza danışınız. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-6786487887058498390?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/6786487887058498390/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=6786487887058498390' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/6786487887058498390'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/6786487887058498390'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/05/kanser-belirtileri.html' title='Kanser belirtileri'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-3020173794199702986</id><published>2008-05-20T12:40:00.001-07:00</published><updated>2008-05-20T12:40:53.308-07:00</updated><title type='text'>Erkek Boşalma ERKEN BOŞALMA Erken boşalmada sebepler Erken Boşalmada Tedavi Erken boşalmada tedavisinde sıkıştırma tekniği</title><content type='html'>&lt;div class="text"&gt;&lt;p class="baslik" align="justify"&gt;&lt;p class="baslik" align="justify"&gt;&lt;p class="baslik" align="justify"&gt;&lt;p class="baslik" align="justify"&gt;&lt;p class="baslik" align="justify"&gt;&lt;strong&gt;ERKEN BOŞALMA&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="icyazi" align="justify"&gt;&lt;span class="baslik2" style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;Tanım:&lt;/span&gt; Boşalmanın (Ejakulasyon) penis vajinaya girdikten sonra cinsel tepkileri normal olan bir eşi tatmin edemeden olması veya kişinin isteğinden önce olmasına Erken Boşalma (Premature Ejaculation) denir.&lt;/p&gt;&lt;p class="icyazi" align="justify"&gt;Genellikle dile getirilmesi güç olduğundan ve göreceli bir kavram olduğundan rastlanma sıklığı konusunda yeterli bilgi yoktur. Ancak 25 yaşın altındaki genç erkeklerin üçte birinde ve 40 yaşın üzerindekilerin % 10 unda görüldüğü sanılmaktadır. Aslında hemen her erkek hayatının bir bölümünde bu sorunla karşılaşabilir. En azından ilk cinsel deneyimleri esnasında oluşan gerginlik sebebiyle erken boşalma görülebilir ve zamanla ejakulasyonu kontrol etmeyi öğrenirler.&lt;/p&gt;&lt;p class="yazi" align="justify"&gt;&lt;span class="baslik2" style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;Erken boşalmada sebepler:&lt;/span&gt;&lt;span class="icyazi"&gt; Erken Boşalmanın birinci sebebi biyolojiktir. Erkekte normal fizyolojik boşalma ve orgazm penis vajene girdikten 2-3 dakika sonra olmaktadır. Oysa kadınlarda normal fizyolojik orgazm ve doruğa ulaşma penis vajene girdikten yaklaşık 12-14 dakika sonra olmaktadır. Ancak çoğu kadın sadece penisin vajene girmesi ile orgazma ulaşamaz diğer cinsel uyarılara da gereksinim duyarlar. Kadınların yaklaşık % 10 u ise cinsel uyarılara rağmen hiçbir şekilde orgazm olamamaktadır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Diğer sebepler arasında ise günah işleme veya suçluluk duygusu, hastalık kapma, gebe bırakma, başkası tarafından mahrem yerlerinin keşfedilme korkusu ; aşırı isteğin verdiği gerginlik gibi psikolojik faktörler önemli rol oynamaktadır. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="icyazi" align="justify"&gt;Bazen prostat iltihapları veya sinirsel yolları etkileyen hastalıklarda rol oynamaktadır.&lt;/p&gt;&lt;p class="icyazi" align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Erken Boşalmada Tedavi:&lt;/strong&gt; Sebebin açığa çıkarılması, endişelerin giderilmesi , sık cinsel ilişkide bulunarak cinsel gerilimin azaltılması bazen işe yarayabilir.&lt;/p&gt;&lt;p class="icyazi" align="justify"&gt;Erken boşalma eşlerin biri veya her ikisi içinde cinsel sorun halini alırsa tedavisi gerekir.&lt;/p&gt;&lt;p class="yazi" align="justify"&gt;&lt;span class="baslik2" style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;Erken boşalmada tedavisinde sıkıştırma tekniği :&lt;/span&gt;&lt;span class="icyazi"&gt; Masters ve Johnson tarafından geliştirilen bu metodda kadın erkeğin penisini boşalma yaklaşana kadar uyarır. Boşalma oluşacağı anda kadın erkeğin penisini erksiyonun bir kısmı kayboluncaya dek sıkar. Bu teknikde amaçlanan orgazm öncesi hissedilenleri ve geciktirmeyi erkeğe öğretmektir. Elle uyararak hareketsiz bir ilişki ile başlayan bu teknik daha sonra kaydırıcı bir krem kullanarak,kadının üstte olduğu pozisyonda hareketsiz olarak , kadının üstte olduğu pozisyonda hareketli olarak sürdürülür. Master ve Jhonsons bu tekniği öğrenerek uygulayanların %98 inde erken boşalma sorununun ortadan kalktığını bildirmiştir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="yazi" align="justify"&gt;&lt;span class="baslik2" style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;Erken boşalma tedavisinde dur-başla Tekniği:&lt;/span&gt;&lt;span class="icyazi"&gt; Bu teknikte kadın erkeğin penisini 3 kez ardı ardına boşalma olasıya kadar uyarır, ancak boşalma olmadan önce uyarıyı keser. Dördüncü denemede ise boşalmaya izin verilir. Haftada 3 kez erkek boşalmasını kontrol edesiye değin tekrar edilir. Boşalmanın kontrol edildiğinden emin olunduğunda bu işlem kayganlaştırıcı bir kremle denenir. Daha sonraki aşamalarda kadının üstte olduğu pozisyonda hareketsiz olarak , kadının üstte olduğu pozisyonda hareketli olarak ve son olarak yanyana pozisyonda dur-başla tekniği uygulanır. Bu teknikle erkek uyarılma sona erdirilmediği takdirde boşalacağı zamanı öğrenir. Bu tekniği uygulayanların % 90-95 inde boşalmanın 10-15 dakikalara uzayabildiği bildirilmiştir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;span class="baslik2" style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;Erken boşalmada psikoterapi ve depresyon tedavisi:&lt;/span&gt;&lt;span class="icyazi"&gt; Bazı vakalarda erken boşalma derinlerdeki bir ruhsal çatışmadan veya depresyondan kaynaklanıyor olabilir. Bunların açığa çıkarılması, psikoterapi uygulanması veya depresyonun tedavisi erken boşalmayı da engelleyebilmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-3020173794199702986?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/3020173794199702986/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=3020173794199702986' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/3020173794199702986'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/3020173794199702986'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/05/erkek-boalma-erken-boalma-erken.html' title='Erkek Boşalma ERKEN BOŞALMA Erken boşalmada sebepler Erken Boşalmada Tedavi Erken boşalmada tedavisinde sıkıştırma tekniği'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-3239680587905912235</id><published>2008-05-20T12:39:00.003-07:00</published><updated>2008-05-20T12:39:39.889-07:00</updated><title type='text'>Kızlık Zarı Kızlık zarı tamiri mümkündür</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Kızlık Zarı&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Eski Yunanlılarda düğün günü gelin götürülürken söylenen şarkılara HYMENAOUS derlerdi. Düğün tanrısının da adı HYMENAOUS idi. Zifaf gecesi kızlık zarı bu tanrıya adandığı için bu zarın adına HYMEN denilmiştir.Bazı bilim adamları kızlık zarını, adet görünceye kadar vajeni ve rahmi dışarıdan gelebilecek mikroplara karşı koruyan bir oluşum olarak, bazıları da sadece bir doku kalıntısı olarak değerlendirirler.&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;Kızlık halkası, bekaret zarı, kızlık perdesi gibi isimlerin de verildiği hymen, vagina mukozasının devamından ve vagina ağzında bir kıvrıntı meydana getirmesinden oluşmuş bir zardır. Hymen kaynaşmış paramezonefrik kanalların kauda ucuna, ürogenital sinustan ayıran membranöz bir yapıdır. Kızlık zarı vajina (dölyolu) girişinde yaklaşık 1-2 cm. içeridedir. Vestibuluma bakan bir ön yüzü ve vaginal kanala bakan arka yüzü vardır. Ön yüzü daha çok deri, arka yüzü ise mukoza karakterindedir. Yokluğu çok nadirdir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hymenin ortasında normal olarak menstruasyon kanının ve sekresyonların akması için bir açıklık vardır. Hymenin biri vagina duvarına yapışık, diğeri serbest açıklığı çevreleyen iki kenarı vardır. Hymen çocukluk çağında dış ortamdan gelebilecek mikroorganizmalara ve yabancı cisimlere karşı doğal bir koruma aracıdır. Daha sonra adolesans çağında hormonal dengenin değişmesi ile birlikte olgunlaşan vagina ve vaginadan gelişen flora nedeni ile hymenin biyolojik işlevi sona ermektedir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kızlık zarının sağlam görünüşü onun bakire olduğuna bir delil ise de hymenin kendine özgü yapısı nedeniyle bazı istisnalar söz konusu olabilir. Çok sayıda cinsel temasta bulunan kadınların dahi hymenlerinin yırtılmadığı görülmüştür. Özellikle loblu, kupa kağıdı şeklinde ve çok elastiki hymenler penisinin geçmesiyle genişleyebilmekte, yırtılmaları ancak doğumda mümkün olabilmektedir. Bu özelliği taşıyan zarlara duhule müsait zarlar denilmektedir. Zarın bu anatomik yapısı ülkemizde çeşitli sosyal ve adli sorunların nedeni olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu istisnai haller dışında ilk temasta hymmen daha çok serbest kenardan olmak üzere yırtılır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kızlık zarının insanlık için önemi öncelikle kültüreldir. Bayanlara olabilecek seksüel saldırıları değerlendirmede kızlık zarı hakkında daha objektif bilgilere ihtiyaç duyulmaktadır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu nedenle kızlık zarlarını daha iyi tanımlayabilmek ve morfolojik özelliklerini akılda tutabilmek için bazı sınıflandırmalar yapmak gerekmektedir. Hymen tipleri çeşitli çalışmalarda aşağıdaki gibi sınıflandırılmıştır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;A- Şekillerine göre:&lt;br /&gt;    1) Tipik hymenler&lt;br /&gt;      a) Halka şeklinde hymen (H. annulare)&lt;br /&gt;      b) Yarımay şeklinde hymen (H. semilunare)&lt;br /&gt;      c) Dudak şeklinde hymen (H. labiale)&lt;br /&gt;   2) Atipik hymenler&lt;br /&gt;      a) Deliksiz hymenler (H. imperforatus)&lt;br /&gt;      b) Kalbur biçimde hymen (H. cribriformis)&lt;br /&gt;      c) Kalbur şeklinde hymen (H. septatus)&lt;br /&gt;      d) Kupa kağıdı şeklinde hymen&lt;/p&gt;&lt;p&gt;B- Karakterine göre:&lt;br /&gt;   1) Deliğin karakteri&lt;br /&gt;      a) Çok küçük delik&lt;br /&gt;      b) Orta boy delik&lt;br /&gt;      c) Çok geniş delik&lt;br /&gt;   2) Serbest kenarın karakteri&lt;br /&gt;      a) Düz kenarlı&lt;br /&gt;      b) İnce tırtıklı (H denticulaire)&lt;br /&gt;      c) Derin çentikli (loblu hymen)&lt;br /&gt;      d) Çiçek tacı (H corollaire)&lt;br /&gt;      e) Saçaklı (H fronge)&lt;br /&gt;      f) Katmerli&lt;/p&gt;&lt;p&gt;C- Mukavemetine göre:&lt;br /&gt;   1) Zayıf&lt;br /&gt;      a) Tül gibi ince&lt;br /&gt;   2) Sağlam&lt;br /&gt;      a) Lifli (H fibroze)&lt;br /&gt;      b) Tendon kıvamında (H tendinoze)&lt;br /&gt;      c) Kıkırdağımsı (H kartilajinoze)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;D- Elastikiyetine göre:&lt;br /&gt;   1) Lastik gibi genişleyen&lt;br /&gt;   2) Elastik özelliği hiç olmayan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1489 olgu üzerinde yapılan bir çalışmada kızlık zarlarının %93.47?sinin hymen annulaaris, %3.5?inin hymen semilunaris şeklinde oldugu, %29.8?inin ise orta enlikte bulunduğu saptanmıştır. Yine aynı çalışmada olguların % 56,6?sında çentik saptanmış ve zarların %7.7?sinin duhule müsait olduğu belirlenmiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Vaginal girişin ve çevresindeki organların gerilme kapasitesi östrojen hormonuna bağlıdır. Östrojen, zarı pembe-beyaz ve daha kalın yapar. Düşük östrojen düzeyinde ise zar daha kırmızı ve incedir. Biyolojik kızlık zarı konfigurasyonu (şekillenme) genellikle doğumdan önce ortaya çıkar. Kızlık zarının açılması biyolojik mekanizma ve mikroperforasyonlarla oluşur. Genellikle mikroperforasyonların tümü ön taraftadır. Zar şekillenmesinde enfeksiyon, travma ve hormonal nedenlerin meydana getirdiği değişiklikler rol oynar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İlişki dışında nadir olarak bazen uzakdoğu sporu, jimnastik gibi aktif ve normalin dışında bacak açma hareketi yapanlarda, kaza ve bazen düşmelerde yırtılabilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kızlık zarının yırtıldığı ancak muayene sırasında anlaşılır,şöyle oldu-böyle oldu acaba yırtılmış mıdır gibi yorumlar olmaz,tek anlama yolu bir kadın doğum uzmanına muayene olmaktır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Farklı bir yapıya sahip olan kızlık zarının yırtılan kısımları hiç bir zaman kendiliğinden tekrar birleşmez.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eğer içinize bir şey sokmadan sadece sürtünme yoluyla masturbasyon yapılıyorsa kızlık zarı yırtılmaz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İlk ilişkide acı olup olmayacağı; sizin partnerinizle ne kadar uyum içinde olduğunuza ve kızlık zarının tipine de bağlı olmakla beraber yavaş hareket edilecek olursa fazla bir acı vermez.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İlk ilişki sırasında kızlık zarı yırtılmazsa bir jinekolog tarafından uyuşturularak size hiç bir acı verilmeden açılabilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Genelde ilk ilişki sırasında az bir kanama olur, ancak çok kalın kızlık zarlarında ilk ilişki sırasında kanama fazla olabilir veya durmayabilir, bu durumda doktora müracaat etmeniz gerekir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Kızlık zarı tamiri&lt;/strong&gt; mümkündür. Bu tamirin ne zaman yapılması gerektiği kızlık zarınızın tipine ve hekiminizin yapacağı ameliyata bağlıdır, bazen bir kaç ay evvel,bazen bir kaç gün evvel bazen de bir yıl önce dikmek gerekir&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-3239680587905912235?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/3239680587905912235/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=3239680587905912235' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/3239680587905912235'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/3239680587905912235'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/05/kzlk-zar-kzlk-zar-tamiri-mmkndr.html' title='Kızlık Zarı Kızlık zarı tamiri mümkündür'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-2935452425251461452</id><published>2008-05-20T12:39:00.001-07:00</published><updated>2008-05-20T12:39:16.140-07:00</updated><title type='text'>Penis boyu ve büyüklüğü</title><content type='html'>&lt;div class="text"&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Kadında doğurganlığın, döllenmenin olabilmesi için erkeğin spermlerinin kadın vajinasının (haznesinin) arkasına ulaşabilmesi gerekmektedir, bunun için de 10 cm ve üzerindeki penis boyu yeterlidir. &lt;/span&gt;Ergenliğe ulaşmış bir erkeğin penisinin ortalama uzunluğu sertleşme olmayan durumda 5 - 9 cm, sertleşme halinde ise ortalama 16 cm boyundadır. Bununla birlikte penisin büyüklüğü kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Penis boyu ortalama 16 cm olmakla beraber 11-18 cm normal kabul edilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Normalden daha uzun bir penis cinsel ilişki sırasında genelde kadına zevk yerine acı vermektedir. Bu nedenle sanılanın aksine uzun (büyük) penis, iyi bir cinsel ilişki için ideal değildir. Ancak normalden daha küçük penisler de cinsel ilişki sırasında sorunlara yol açarlar, dahası sahibine psikolojik olarak sorun olurlar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Penis boyunu ve kalınlığını arttıran çeşitli ameliyatlar bulunmakta ve ülkemizde de yapılmaktadır. Ancak bu ameliyatların herkesde başarıyla sonuçlanmadığı da bir gerçektir. Ameliyat öncesi erkeğin hormonlarının ölçümü yapılır ve penisin ereksiyon halindeki boyu saptanır (kökü ile uzu arası). Genellikle 8 cm?lik uzunluğa sahip bir penis işlevsel olarak kabul edilir. Fakat kişinin daha uzun penis isteği de dikkate alınarak penis uzatılabilir. Bu uygulama için kişinin diğer yönlerden tam olarak sağlıklı olması gerekir. Cerrahi yöntem penisin üst başlangıç bölümündeki derinin ve penisi kalça kemiğine bağlı tutan bağların uzatılarak ek penis boyu kazanma prensibine dayanır. Bu şekilde ek 3 ile 5 cm arasında değişen ölçülerde ek penis boyu kazanılır. Ameliyat sonrası 2 ay kadar süre hasta, kontrollere çağrılır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Piyasada satılan penis büyüttüğü iddia edilen vakum pompaları veya benzeri yöntemlerin genelde hiç bir faydası yoktur. Penisi büyüttüğü iddia edilen vakum pompaları, penis sertleştiğinde içindeki kanı tutan kapakçıklara ters basınç yolu ile zarar vermekte ve sertleşme problemlerinin gelişmesine neden olmaktadır. Bu yüzden zararlıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Son olarak penisin boyundan ziyade işlevinin önemli olduğunu hatırlatmakda yarar var.&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-2935452425251461452?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/2935452425251461452/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=2935452425251461452' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/2935452425251461452'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/2935452425251461452'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/05/penis-boyu-ve-bykl.html' title='Penis boyu ve büyüklüğü'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-8790091471060843762</id><published>2008-05-17T11:07:00.003-07:00</published><updated>2008-05-17T11:07:24.036-07:00</updated><title type='text'>Mercanköşk « Aromaterapi</title><content type='html'>&lt;p id="icerik"&gt;Latincesi Origanum Majorana olup, aromatik yağ, kurutulmuş çiçeklerinden elde edilen bir çalıdır. Özellikle Asya'da ve dünyanın pek çok yerinde yetişen bir bitkidir. Ülkemizde de yetişmektedir. Mercanköşk çiçeği özellikle Mısır, Yunanistan ve Hindistan'da binlerce yıldır sevginin sembolüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herbal Terapi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mercanköşk, herbal olarak eskiden beri sindirim sistemi rahatsızlıklarında, sinir sistemi rahatsızlıklarında ve solunum sistemi rahatsızlıklarında kullanılmaktadır. Sinir sistemi için migren, yüksek tansiyon, psikolojik rahatsızlıklardan uykusuzluk, sıkıntı, dikkat toplayamama ve aşırı cinsel isteğin azalması için kullanılır. Sindirim sistemi rahatsızlıklarından mide spazmında, mide yanmasında, karındaki gaz şikayetlerinde, hazımsızlıkta, ishalde kullanılır. Solunum sistemi rahatsızlıklarında balgam söktürmek için, astını ve bronşitte faydalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aromaterapi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aromaterapik yağ, baharatımsı, biberimsi, kâfur ve kekiği andırır bir kokuya sahiptir. Vücutta gevşeme, sıcaklık, sakinleştirici bir etkisi mevcuttur. Mercanköşk yağı özellikle baş ağrısında, uykusuzlukta, tansiyon yüksekliğinde, eklem ağrılarında, burkulmalarda, lumbagoda, bronşitte, öksürükte ve soğuk algınlıklarında kullanılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kozmetikte Kullanım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ciltteki berelerde ve atrofik ciltleri sıkıştırıcı olarak kullanılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kullanım Şekli&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Masaj tarzında, banyoda, buğu tarzında kullanılır. Birkaç damla sıcak banyo suyuna konulur. Dolaşımı artırır, burkulmalarda, eklem ağrılarında, kas ağrılarında ve sakinleştirici etkisi bu yoldan sağlanır. Masaj tarzında uygulama özellikle boyun ağrılarında, baş ağrılarında, migrende, egzersiz sonucu oluşan kas tutulmalarında ve ağrılarında tercih edilir. Buğu tarzında uygulama ise öksürük söktürmek için, konjesyonda kullanılmaktadır. Mercanköşk yağı kullanılmadan önce dilüe edilmelidir. Hamilelikte kullanılmaz.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-8790091471060843762?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/8790091471060843762/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=8790091471060843762' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/8790091471060843762'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/8790091471060843762'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/05/mercankk-aromaterapi.html' title='Mercanköşk « Aromaterapi'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-8123185921484353631</id><published>2008-05-17T11:07:00.001-07:00</published><updated>2008-05-17T11:07:12.746-07:00</updated><title type='text'>Kestane « Besinler ve Özellikleri</title><content type='html'>&lt;p id="icerik"&gt;Sonbahar mevsiminde piyasaya çıkıp da kebap edilmişiyle, haşlanmışıyla, şekerlemesiyle, pastalarıyla ve bazı yemeklerdeki garnitürünü severek tükettiğimiz kestane adlı meyvesini veren Kestane ağacı, Kayıngiller'dendir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyada üç kıtada, yani Asya, Afrika ve Amerika'da yetişen kestane ağaçlarının 12 türü vardır. Bunlardan en sevilen meyveleri veren Anadolu kestanesinin (C. sativa) anayurdu ülkemizdir. Bu tür, boyu 30 m'yi ve gövde çapı l m'yi aşabilen ulu ağaçlardır. Kısaca kestane diye adlandıracağımız bu türün genç ağaçları dikine büyür. Ağaç yaşlandıkça tacı yayvanlaşır. Gövdesi dik ve düzgündür. Gövde kabuğu önce düzgünken ağaç yaşlandıkça çatlar ve kırışıklarla kaplanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toprakta derine inen sağlam kök yapısıyla kayalık yerlerde bile yetişen kestane ağacı, erozyonları önleme bakımından büyük öneme sahiptir. Sık dalları olan kestane ağacının genç dalları kızıl kahverengidir. Bir yaşını aşan dalların rengi açılır ve üzerleri parçalı, girintili çıkıntılı kabukla örtülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağacın yaprakları uzun, mızrak biçimli, ucu sivri ve çok koyu yeşil renklidir. Ağacın yapraklanmasından sonra açan erkek ve dişi çiçekleri, biryıllık dalların üzerinde ve birbirlerine yakın olarak yer alır. Dişi çiçeklerin döllenmesinden 150-170 gün kadar sonra kestane meyveleri, dikenli bir kabuk içinde 1-7 adet olarak olgunlaşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kestanenin, dip tarafı açık, diğer tarafları koyu kahverengi, kalınca sert bir dış kabuğu ile açık kahverengi, ince ve yumuşak bir iç kabuğu vardır. Meyvenin eti, açık sarı renkli ve oldukça serttir. İyi nitelikli bir kestane 2,5 cm. genişlikte ve 15-20 gr. ağırlıkta olur. Ancak, kuzu kestanesi denilen türlerin genişliği ve ağırlığı bu ölçülerden daha küçüktür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BESİN DEĞERLERİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;100 gr. kestanenin içerdiği besin değerleri şunlardır: 194 kalori: 2,9 gr. protein; 42,1 gr. karbonhidrat: 0 kolesterol; 1,5 gr. yağ; 1 gr. lif; 88 mgr. fosfor: 27 mgr. kalsiyum; 1,7 mgr. demir: 6 mgr. sodyum; 454 mgr. potasyum: 0,22 mgr. B1 vitamini; 0,22 mgr. B2 vitamini ve 0,6 mgr. B3 vitamini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SAĞLIĞIMIZA YARARLARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda sayılan yüksek besin değerlerinin yanı sıra;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o Kestane, kandaki yüksek kolesterolü düşürür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o Kan şekeri düzeyini kontrol altında tutar: Bu bakımdan şeker hastalarına yararlı olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o Hayvanlarda, kansere yakalanma rizikosunu azaltmaktadır: Bu etki insanlar üzerinde de araştırılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AĞACININ ÜRETİLMESİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kestane ağacı, doğada, tohumundan kendiliğinden yetişir. Ülkemizde ağaçların çoğu bu yolla yetişmiştir. İkinci üretme yolu, çeşitli yaşlardaki ağaçların aşılanmasıdır. Ancak kestane ağaçlarının aşılanması profesyonelce yapılan bir uygulama olduğundan, bizim için en doğrusu, kestaneye uygun koşullarda ağacı yetiştirmek üzere profesyonel üreticiler tarafından çeşitli yöntemlerle aşılanarak hazırlanmış çeşidi belli ve sağlıklı fidanları alıp bahçemize dikmek olacaktır. Dikimde fidanlar için açılacak ocaklar 60 cm. genişlikte ve derinlikte, dikim aralıkları 10 ile 15 m. arasında olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İklim isteği: Kestane ağacı ılıman, nemli ve serin bölgelerin bitkisidir. Kış mevsiminde -35 derece soğuklara dayanabilir. Çiçeklenmesi geç olduğundan ilkbahar donlarından zarar görmez. Yaz mevsiminde aşırı sıcaklardan etkilenir ve meyvelerinin içi boşalır. Kestane ağacı yetiştirilirken çok soğuk yörelerde güneye bakan; sıcak yörelerde kuzeye bakan yerlere ağaçlar dikilmelidir. Kestane, ışığı ve açıklık alanları sever. 1.200 m. yüksekliğe kadar olan yerlerde yetiştirilebilir. Ovalarda yetiştirilmesi iyi sonuç vermez. Kış mevsiminde soğuklama ve dinlenme süresi oldukça kısadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toprak isteği: Kestane ağacı hafif, geçirgen, serin ve derin toprakları sever. Topraktaki kirece karşı duyarlıdır. %1 kireç oranı kestane için idealdir. Kireç oranı %6'yı geçen yerde kestane ağaçları kuruyabilir. Kestanenin hiç hoşlanmadığı toprak türü, ağır ve killi olanlardır. Bu tür topraklarda yetiştirilen ağaçlar mantar hastalıklarına yakalanır. Genelde kestane ağaçlarının, altı kazılıp işlenmez. Ancak, zaman zaman ağaçların altının, yaprak vb. döküntülerden temizlenmesi yararlı olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sulama: Kestane ağacı, yıllık yağışı 1.000 mm'yi geçen yerlerde yeterli suyu almış olur. Özellikle sonbahar mevsimi çok kurak geçerse, meyvenin dikenli kabuğunun çatlaması durur. Bu nedenle, kurak ve sıcak geçen yıllarda ürünün nitelik ve verimini artırmak için temmuz-ağustos ve eylül ayında ağaçların sulanması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gübreleme: Ülkemizde kestane ağaçları pek seyrek olarak gübrelenmekte ve ağaçlara 3 yılda bir iyi yanmış çiftlik gübresi verilmektedir. Yeşil gübreleme yapılması da ağaçlara yarar sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Budama: Kestane ağaçlarına, tacı yayvan şekli alacak biçim budaması yapılması uygundur. Fidanlarının dikiminden sonra her yıl obur dal ve fazla sürgünleri budanır. Ağaçlar belli büyüklüğe ve forma ulaşınca ürün budaması yapılmaya başlanır. Ürün budaması, kırılmış, kurumuş ya da hastalanmış dallar ile gölge ve sıkışıklık yaratan sürgünlerin kesilip çıkarılması şeklinde olur. Budama, kestane ağaçlarının gelişim ve ürün verimini büyük oranda etkilediğinden, budamanın bu ağacı iyi tanıyan kişiler tarafından uygulanması doğru olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hasat (Derim): Kestane meyvelerinin hasadı, ağaçların silkelenmesi ya da uzun sırıkların, dalları kırmayacak şekilde hafifçe vurulması yoluyla meyveler yere döktürülerek olur. Bu iş yapılmadan önce ağaçların altı iyice süpürülmeli, topraktaki taş ve iri maddeler temizlenmelidir. Böylece dökülen kestaneler daha kolayca fark olunur ve ürün kaybının önüne geçilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Kestane ağaçlarına dadanacak zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-8123185921484353631?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/8123185921484353631/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=8123185921484353631' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/8123185921484353631'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/8123185921484353631'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/05/kestane-besinler-ve-zellikleri.html' title='Kestane « Besinler ve Özellikleri'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-1748835991518690622</id><published>2008-05-17T11:06:00.001-07:00</published><updated>2008-05-17T11:06:55.058-07:00</updated><title type='text'>Ritm Yöntemi « Doğum Kontrolü</title><content type='html'>&lt;p id="icerik"&gt;&lt;strong&gt;Ritim metodu nedir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bu bir nevi cinsi münasebette bulunmamak metodudur. Bu tür uygulamada bir kadının ayın belirli günlerinde gebe kalması ihtimali çok az olduğundan yalnız o günlerde cinsel temasta bulunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ritim metodu nasıl tatbik edilir?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Çocuk doğuracak yaşta olan normal bünyeli bir kadının yumurtalığında her ay bir yumurta oluşur ve ayrılır. Bu "yumurtlama" olarak adlandırılır. Genellikle bir kadın normal de yirmi sekiz günlük adetler arasındaki periyodun ortasında bu gerçekleşir. Normal olarak "yumurtlama" nın adetten on dört gün sonra olması gerekir. Ancak bu "yumurtlama" on ikinci, on üçüncü, on beşinci ve on altıncı günlerde de olabilir. Üstelik adetleri normal olan bir kadının bile bazı hallerde adeti gecikebilir veya erken gelebilir. Böylece bir kadının yirmi sekiz gün sonra adeti gelmesi normalken bu adet yirmidördüncü günde de gelmiş olabilir ve bu halde bundan önce gelen adetten on gün sonra "yumurtlama" safhası gerçekleşebilir. Yine de adet geciktiği taktirde ve iki adet arasında otuz iki gün geçmişse, yumurtlama önceki adetten ancak yirmi gün sonra meydana gelebilir.&lt;br /&gt;Meninin rahim uzantısı Fallop tüplerinde en azından iki gün yaşayabileceği sanılmaktadır. Burada döllenme meydana gelir. Böylece, bir kadın beklenilmeyen bir şekilde adetleri arasında yirmi dört gün geçtiği taktirde son adetinden on gün  sonra Fallop tüpüne bir yumurta varabilir. İki gün önce meydana gelen bir cinsel temastan kalmış meni yumurta geldiği zaman rahim uzantısı Fallop tüplerinde bekleme halinde olabilir. Böyle bir halde adetin başlamasından yalnız sekiz gün sonra hamileliği getirecek olan döllenme meydana gelmiş olabilir. Bu söz konusu kadının o ay içerisinde adet süresi altı gün sürmüşse o zaman son adeti bittikten iki gün sonra yapmış olduğu cinsel temastan gebe kaldığı meydana çıkmaktadır.&lt;br /&gt;Aynı şekilde, normal olarak adetleri arasında yirmi sekiz günlük bir süre geçen bir kadının adetleri arasında otuz iki gün geçerse, o zaman yumurta rahim uzantısı Fallop tüplerinde son adetinin başlangıcından sonra yirminci gününde varmış olacaktır. Bir yumurtanın Fallop tüplerinden rahme iki günde vardığı sanılmaktadır ve bu iki gün içerisinde döllenme meydana gelir. Böylece de bir kadın son adetinin başlangıcından yirmi iki gün sonra bile yapmış olduğu cinsel temastan gebe kalabilmektedir.&lt;br /&gt;Bu da göstermektedir ki ritim metoduna her zaman güvenmek doğru değildir. Bir çiftin bir yıl içerisinde 100 veya daha fazla cinsel temasta bulundukları kabul edilirse bu metodun tatbikiyle adetlerde bir düzensizlik sonucu kadının gebe kalması çok muhtemeldir.&lt;br /&gt;Doktorların çoğunluğu ritim metodunu tavsiye ederler mi?&lt;br /&gt;Hayır, çünkü ancak yüzde 85 ile 90 vakada başarılı olduğu kabul edilmektedir. İstatistik bakımından bir kadın yılda eşiyle 100 kez cinsel temas yaptığını kabul edersek, o zaman bunların 15'inde gebe kalması olanağı vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bir kadın "yumurtladığını" nasıl bilebilir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bir kadın Fallop tüplerinden her ay yumurtasını ürettiği zamanı yaklaşık olarak saptamak için bir teknik mevcuttur. Her sabah aynı saatte yataktan kalkmadan önce söz konusu kadın makattan derecesini ölçer. Derece sonucu birkaç ay devamlı kaydedilir. Görülecektir ki her ay içerisinde muayyen bir sabah derece öteki günlerden yarım derece veya daha fazla yükselecektir. Bu derece kayıt durumu ile birlikte her ay adetin geldiği gün ve saatlerde kaydedilir. Yumurtlamanın derecenin yükseldiği gün meydana geldiği kuvvetle tahmin edilmektedir ve grafikte derecenin artış kaydından kadının her ay ne zaman yumurtlayacağı saptanabilir. Tabi ki bu tespitler ancak adetleri çok normal bir kadında yapılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yumurtlama hesaplarına kesin olarak itimat edilebilinir mi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hayır. Çünkü en normal insanın bile hiç beklenmedik bir anda erken veya geç yumurtlaması meydana gelebilir. Eğer söz konusu kadın her ay cinsel temastan uzak kaldığı periyodunda ise ve yumurtlama zamanı gecikmişse, gebe kalmış olması muhtemeldir.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-1748835991518690622?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/1748835991518690622/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=1748835991518690622' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/1748835991518690622'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/1748835991518690622'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/05/ritm-yntemi-doum-kontrol.html' title='Ritm Yöntemi « Doğum Kontrolü'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-444628157209174377</id><published>2008-05-04T02:52:00.003-07:00</published><updated>2008-05-04T02:52:55.892-07:00</updated><title type='text'>Egzersiz « Genel</title><content type='html'>&lt;p id="icerik"&gt;Günlük yaşamında, teknolojik gelişmelerin sağladığı olanaklardan (otomobil, asansör, yürüyen merdiven vs.) yararlanan günümüz insanı, yürümeyi neredeyse unutmuş gibidir. Halbuki kalp sağlığı için, düzenli yürüyüş programları vazgeçilmez bir uygulamadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düzenli Egzersizin Yararları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalp ve akciğer fonksiyonlarını artırır. Alınan oksijen miktarını artırarak, kalbin daha verimli çalışmasına olanak sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hareketsiz yaşam, kalp hastalığı oluşmasında bir risk faktörüdür. Kötü beslenme de buna eklenince bir başka risk faktörü olan "aşırı kilo" ortaya çıkar. Aşırı kilo almamak için öncelikle beslenmeye özen göstermeli ve düzenli yürüyüş programları uygulanmalıdır. Beslenmenin de düzenlenmesi ile birlikte Total kolesterol ve LDL (zararlı kolesterol) seviyelerinin azalmasına; HDL (yararlı kolesterol) seviyesinin artmasına neden olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günlük yaşantının yarattığı gerilimi azaltarak risk faktörlerinden "Stres" i de önler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstirahat halindeki kan basıncını düşürür. Nabız sayısı azalır. Ancak kalbin kan atım hacmi arttığı için kalbin verimi artar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalp hastalarının hastalıkları nedeniyle kısıtlanan efor kapasitesi düzelir, en azından daha geriye gitmesi önlenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Egzersiz yapan hastaların hareketle yorulma ve nefes darlığı gibi sıkıntıları giderek azalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Egzersis ile, bacak kaslarındaki damarlarda genişleme olması ve kasların oksijen kullanımının artması, kişinin yaşam kalitesini artırmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yürüyüş yapan hastalarda, kalp yetmezliğinde seviyesi artmış olan katekolamin benzeri maddelerin seviyeleri düşmektedir. Kalp yetmezliği ile katekolamin benzeri maddelerin kan seviyesi arasında kısır döngü ilişkisi vardır. Kalp yetmezliği arttıkça katekolamin seviyesi artmakta, artmış katekolamin seviyesi, kalbi kötü yönde etkilemektedir. Egzersiz, bu kısır döngüyü bozarak kalbin rahatlamasını, dolayısıyla kalp yetmezliği bulgularının düzelmesini sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurallar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerek sağlıklı kişiler, gerekse herhangi bir hastalığı olanlar, egzersiz uygulamalarına başlama kararı almadan önce doktorlarına danışmalıdırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Egzersizde yaş önemli değildir. Her yaşta yapılabilir. Ancak çocukluk yaşlarından beri düzenli egzersiz yapanlar kalp sağlığı açısından daha şanslı kişilerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Egzersiz, hafif bir yemeği takiben 1-2 saat sonra yapılmalıdır. Açık havada egzersiz yapılıyorsa aşırı soğuk ve sıcak havalarda yapılmamalıdır (-100 ve + 300C derece).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarar sağlamak için önemli olan, düzenli yapılmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlıklı kişilerde, kalp ve akciğer sağlığı için yürüyüş ile kalbin hızı "hedef nabız sayısı" na ulaşmalıdır. Öncelikle maksimal kalp hızı bulunur. Maksimal kalp hızı 220 sabit sayısından kişinin yaşı çıkartılarak hesaplanır. Hedef nabız sayısı, maksimal kalp hızının %50-75'i kadar olmalıdır. Nabız saymak için boynun her iki tarafındaki atardamarlardan (şah damarı, karotid arter) birine işaret ve orta parmaklarınızla hafifçe bastırmanız, 10 saniye sayarak bu rakamı 6 ile çarpmanız gerekir. Egzersizi yürüme bandında yapıyorsanız, bu aygıtlarla beraber satılan parmak ucuna veya bileğe takılan saat şeklindeki nabız ölçerler nabız sayısının sürekli olarak izlenmesini sağlar. Kalp hastalarında hedef nabız sayısı stres testi ile hesaplanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hedef nabız sayısına ulaşmak için egzersiz programının başlangıcında kişiler kendini fazla yormamalıdır. Sabırlı ve zaman içinde ilerleme en sağlıklı olanıdır. 6 ay sonunda bu hedefe ulaşmak uygun bir gelişmedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her seans, 5 dakika basit ısınma hareketleri ile başlamalı, egzersiz sonunda 5 dakika süren gevşeme hareketleri ile seans bitirilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalp hastaları, düz yolda, imkanı olanlar yürüme bandında hızı ve süreyi izleyerek, gücünün elverdiği ölçüde, bir rahatsızlık hissettiğinde yürümeyi kesmek ve kesinlikle kendisiyle yarışmamak koşuluyla yürümelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haftada en az 5 gün ve günde 35 - 60 dakika süreyle egzersiz yapılmalıdır.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-444628157209174377?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/444628157209174377/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=444628157209174377' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/444628157209174377'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/444628157209174377'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/05/egzersiz-genel.html' title='Egzersiz « Genel'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-6600133917155010576</id><published>2008-05-04T02:52:00.001-07:00</published><updated>2008-05-04T02:52:29.830-07:00</updated><title type='text'>Meme Gelişimi « Erginlik</title><content type='html'>&lt;p id="icerik"&gt;&lt;strong&gt;Normal olarak bir genç kızın göğüsleri hangi yaşta gelişmeye başlar?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Adetlerin başlamasından yaklaşık bir yıl öncesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bir göğsün veya bir meme başının ötekinden önce gelişmesi normal mi sayılır?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Evet. Bu birçok çocukta görülebilir ve normal sayılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Göğüslerin bu şekilde gelişmesi, bir göğsün ötekinden farklı olacağını mı gösterir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hayır. Öteki göğüs zamanla normal hale gelecek ve yaklaşık ikinci göğüsle aynı biçimi salacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Göğüslerin gelişmesinde bir genç kızın sancı çekmesi normal midir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Evet. Sancılar çok şiddetli olmadığı taktirde bu durum herhangi bir tedaviyi gerektirmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bir genç kıza, adetleri gelmeden önce, bu durum hakkında bilgi vermek gerekli midir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Evet. On ile on iki yaşları arasındaki kızlara adetler hakkında bilgi vermek yararlıdır. Böylece adetler gerçekleştiği zamanlar kızlar bu duruma hazırlanmış olurlar. Göğüsler gelişme belirtileri gösterir göstermez bir genç kıza adetler hakkında bilgi vermek yerinde bir hareket olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bir genç kıza gelişme çağı, erginlik çağı ve cinsel gelişmeleri hakkında bilgiyi kimin anlatması gerekir?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Tercihan kızın annesi. Eğer anne bunu yapacak durumda değilse bu açıklamayı bu alanda ihtisası olan bir kişi, örneğin bir okul öğretmeni veya bir doktor, çocuğa bu bilgiyi vermelidir. Genç kıza kendisine yanlış bilgi verebilecek yaşıt arkadaşlarından ziyade, kendisinden yaşlı olan kişilerden öğrenmesi tercih edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Erginlik çağının gelmesinde hangi organlar rol oynarlar?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hipofiz guddesi, yumurtalıklar, testisler, daha büyük miktarda seks hormonları ifraz etmeye başlarlar ve böylece büyüme çağındaki değişikliklere yol açarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Erginlik çağındaki erkek çocuklarda göğüslerin büyümesine rastlanır mı?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Evet. On bir ile on beş yaş arasındaki erkek çocuklarda meme ucunun altında ufak bir boğuma rastlanabilinir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Erkek çocuklardaki bu tür göğüs büyümesi devamlı olarak kalır mı?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hayır. Şişkinlik genellikle birkaç ay içerisinde kaybolur ve herhangi bir tedaviye ihtiyaç göstermez.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-6600133917155010576?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/6600133917155010576/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=6600133917155010576' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/6600133917155010576'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/6600133917155010576'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/05/meme-geliimi-erginlik.html' title='Meme Gelişimi « Erginlik'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-387572938269449828</id><published>2008-05-04T02:51:00.000-07:00</published><updated>2008-05-04T02:52:00.297-07:00</updated><title type='text'>Prostatın Ameliyatla Alınması « Prostat</title><content type='html'>&lt;p id="icerik"&gt;&lt;strong&gt;Prostat büyümesi için ne gibi ameliyatlar yapılır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;a.  Suprapubik prostatektomi. Bu ameliyatta karın bölgesinin alt kısmının orta çizgisinde bir ensizyon (kesit) yapılır ve idrar torbası açılır. Açılan idrar torbasından prostat bir veya iki safhada çıkarılır. Bundan sonra birkaç gün bırakılmak üzere idrar torbasına bir lastik tüp yerleştirilir. Tüp çıkarıldığı zaman, ameliyat öncesinde olduğu gibi, normal idrar akımı üretradan akıp geçecektir.&lt;br /&gt;b.  Retropubik prostatektomi. Bu ameliyat metodunda ensizyon alt karın bölgesinde hemen prostatın üstünde yapılır ve prostat idrar torbası açılmadan alınır.&lt;br /&gt;c.  Perineal prostatektomi. Bu ameliyat metodunda ensizyon apış arasından (perine) yapılmaktadır (tectislerin altında ve rektumun önünde). Prostat açılan ensizyondan alınmaktadır.&lt;br /&gt;d.  Prostatın (transuretral rezeksiyon) u. Bu işlemde prostatın tıkanıklık yapan kısmı, kesici bir spiral ile yakılarak ortadan kaldırılmaktadır. Spiral bir sistokoptan geçirilmektedir. Bu işlemde ensizyon yapılmamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hangi ameliyat metodunun uygulanacağı nasıl kararlaştırılmaktadır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;a.  Prostatın büyüklüğü.&lt;br /&gt;b.  İdrar torbasında taşların veya iltihaplanmanın bulunup bulunmadığı.&lt;br /&gt;c.  İdrar torbasında "divertikül"olup olmadığı.&lt;br /&gt;d.  Böbrek fonksiyonunun ne halde olduğu.&lt;br /&gt;e.  Hastanın genel sağlık durumu. Göz önüne alınarak hangi ameliyat metodunun uygulanacağı kararlaştırılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Prostatı almak için işlemler arasında bir tercih var mıdır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hayır. Her işlemin kendisine has uygunlukları vardır ve ameliyat işlemi her vakadaki özelliklere göre tercih edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"İki safhalık" prostat ameliyatı ne demektir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bazı hallerde hastanın genel sağlık durumunun kötü olmasından veya böbreklerin fonksiyonlarını iyi yapamadıklarından, iltihaplar, taşlar, kalp veya yüksek kan basıncı durumlarından dolayı, prostatı direkt olarak almak fazla riskli olmaktadır. Bu gibi hallerde önce bir idrar yolu drenajı yapmak gerekmektedir. Bu yapıldığı zaman buna ilk safha (sistotomi) prostat ameliyatı denmektedir. Bu ameliyatta idrar torbası cerrahi yoldan açılarak karın bölgesi üzerine drenaj yapılması elde edilmektedir. Uygun bir süre geçtikten ve böbrek fonksiyonu normale döndükten sonra, iltihap ortadan kalkınca, mevcut idrar torbası taşları olduğu takdirde operatör bunları, bir ensizyon yaptıktan sonra parmağını idrar torbasına sokarak prostatı alacaktır. Buna da prostat ameliyatının ikinci safhası denmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bir prostat ameliyatında prostat guddesinin tümü mü alınmaktadır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Aslında hayır. Normal gudde dokusunun bir kenarı geride bırakılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sistotomi nedir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bu, iki safhalı prostat ameliyatının ilk safhasıdır. Bunda karın bölgesinde yapılan bir ensizyonla lastik bir tüp idrar torbasına yerleştirilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Acil bir durum olarak prostat ameliyatı yapılması gerekmekte midir?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Evet. Eğer büyümüş bir prostata tali olarak idrar geçmesine akut bir engellenme olmuşsa, böyle bir ameliyat gerekebilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İki safhalı ameliyatlarda safhalar arasında ne kadar süre geçmektedir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bu, bir hafta ile belirsiz bir zaman arasında değişmektedir. Hastanın genel sağlık durumu bu sürenin tayininde önemli rol oynamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Prostat ameliyatları ciddi ameliyat kategorisine mi girer?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Evet ama, günümüzdeki ilerlemiş tekniklerle ve antibiyotik ilaçların yardımıyla, prostat ameliyatı geçirenlerin büyük çoğunluğu emniyetli ve memnuniyet verici bir sonuç umut edebilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Prostat bir kez alındıktan sonra yeniden büyüyüp idrar engellenmesine yol açar mı?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Prostat tamamen alındığı takdirde, hayır. Sistoskop yoluyla yapılan bir "transuretral rezeksiyon"dan sonra, bazı hallerde prostat dokuları yeniden büyümekte ve engellemeye yol açabilmektedir.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-387572938269449828?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/387572938269449828/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=387572938269449828' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/387572938269449828'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/387572938269449828'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/05/prostatn-ameliyatla-alnmas-prostat.html' title='Prostatın Ameliyatla Alınması « Prostat'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-625659605163731450</id><published>2008-05-01T10:55:00.005-07:00</published><updated>2008-05-01T10:55:53.468-07:00</updated><title type='text'>Bulberpollo « Salgın Hastalıklar</title><content type='html'>Bulberpollo « Salgın Hastalıklar &lt;br /&gt;&lt;p id="icerik"&gt;&lt;strong&gt;Çocuk felcinin "bulber" tipi nedir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bu nefes almasını ve kalp hareketini idare eden beyin kısmına gelen felçtir ve hastalığın en tehlikeli türüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Bulber polio"nun gelişmekte olduğu nasıl anlaşılır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Genellikle hasta yutmakta ve nefes almakta güçlük çekmektedir. Kalp atışı düzensizdir ve kalp yetersizliği belirtilerine rastlanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Bulber" tipi felç genel midir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bütün paralitik vakaların yaklaşık % 10 ile 15'i arası bu tipten olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Bulber" tipi felç bu hastalığın en tehlikeli olanı mıdır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Evet. Çocuk felcinden ölümlerin yaklaşık hepsi bu tip hastalıkta meydana gelmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Bulber" tipi felçte ölüm oranları nedir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Yaklaşık % 25 ile 30 arası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Bulber" tipi felç olan bir hasta nerede tedavi edilmelidir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Her zaman için hastanede. Bu tür hastalık hastanın "demir ciğere" alınmasını gerektirebilecek türdendir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Solunum sistemi adaleleri felce uğrayan bir hasta için ne yapılabilinir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bu gibi bir hastanın solunum sistemi adaleleri yeniden nefes alabilecek duruma gelinceye kadar suni nefes aygıtı olan "demir ciğere" yerleştirilir. Hastanın bu ciğerde haftalarca bazen aylarca kalması gerekebilmektedir.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-625659605163731450?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/625659605163731450/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=625659605163731450' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/625659605163731450'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/625659605163731450'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/05/bulberpollo-salgn-hastalklar.html' title='Bulberpollo « Salgın Hastalıklar'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-4563392541406978329</id><published>2008-05-01T10:55:00.003-07:00</published><updated>2008-05-01T10:55:34.429-07:00</updated><title type='text'>Maydanoz « Besinler ve Özellikleri</title><content type='html'>&lt;p id="icerik"&gt;Eski Yunan ve Romalılar döneminden beri sofraları süsleyen, sebze olmadığı halde birçok yemekle salatalara çeşni vermesi için yaprakları katılan Maydanoz, Maydanozgiller'in örnek bitkisidir. Anayurdu Akdeniz havzası olan, dünyada ve ülkemizde yaygın şekilde yetiştirilen maydanoz, ikiyıllık otsu bir bitkidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci yılında 30-40 cm. kadar boylanabilen bitki, bol yapraklı bir rozet oluşturur. İkinci yılında gövdeleri oluşarak bunların aralarından 80-100 cm. kadar uzayan saplarının ucunda, şemsiye biçiminde baş oluşturan ufak, sarı renkli pek çok çiçek açar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maydanozun gövdesi ve sapları yuvarlak kesitli, içi dolu ve hoş kokuludur. Yaprakları çok parçalı, üzeri koyu yeşil ve altı daha açık yeşil renkli olur. Bitkinin ikinci yılında olgunlaşan çiçeklerinden meydana gelen minik tohumları, esmer renkli ve orak biçimlidir. Maydanozun yaprakları çiğ olarak yenildiği gibi bazı yemeklere tencere ocaktan indirilmeden önce son dakikada eklenerek ve salatalara da katılarak bolca tüketilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BESİN DEĞERLERİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;100 gr. taze maydanozun içerdiği önemli besin değerleri şunlardır: 34 kalori; 7,7 mgr. demir; 760 mgr. potasyum; 200 mg. kalsiyum. 4.040 mcgr. A vitamini kaynağı betakaroten: 10 mgr. folik asit ve 190 mgr. C vitamini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SAĞLIĞIMIZA YARARLARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda sayılan bazıları çok önemli besin değerlerinin yanı sıra;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o Maydanoz güçlü bir idrar, balgam ve safra söktürücüdür: Günde yalnızca 25 gramlık maydanoz alımı, bedendeki aşırı sıvı birikimlerini yok eder. (Ama, ödemlerin nedeni konusunda uzman doktorlara başvurulmalıdır.) Bu işleviyle maydanoz gut hastalığı tedavisi ile böbreklerin yavaş çalışmasının hızlandırmaya yardımcı olur. Maydanoz, C vitamini ile A vitamini kaynağı betakaroten gibi antioksidan maddeler yönünden çok zengindir. Bu nedenle maydanozu bolca tüketen kişilerin kanser, kalp hastalıkları ve katarakta yakalanma; felç olma rizikosu azalmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o Maydanoz, içerdiği yüksek orandaki demir, folik asit ve C vitamini ile kansızlığı önler, bedeni güçlendirici etkiler yapar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o Maydanoz çok zengin ve doğal bir kalsiyum kaynağıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o Ayrıca maydanozun, sağlığa yararlı su etkileri de vardır: Kadınların aybaşı ağlarını azaltır, aybaşı dönemini düzene sokar. İştahı açıp sindirimi kolaylaştırır. Mide ve bağırsaklardaki aşırı gazı söktürür. Karın ağrılarını hafifletir. Soluğun kötü kokusunu yok eder. Grip hastalığının atlatılmasına yardımcı olur. Afrodizyak (cinsel gücü artırıcı) etkileri olduğu da ileri sürülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu çok yararlı etkileri sağlamak üzere körpe maydanozların gündelik diyetimize katılması ve günde 25 gr. alınması yeterli olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikkat: Maydanoz dölyatağını (rahmi) uyardığından, gebelikte aşırı miktarda alınmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maydanoz bitkisi tohumlarıyla çoğaltılır. Bu tohumların taze olmaları gerekir. Bahçemizde derince kazılan ve düzeltilen yerlerine bu tohumlar, ilkbaharda havalar ısındığında, günün öğle saatlerinde serpilerek ve üzerleri ince toprakla örtülerek ya da daha iyisi 15-20 cm. aralıklarla birkaç tohum bir arada olmak üzere, 1-1,5 cm. derinliğe elle dikilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tohumların çabuk çimlenmesi için bir gün önce, geceden suya yatırılması yararlı olur. Toprağa ekilmiş tohumların açgözlü karıncalar tarafından devşirilmemesi için süzgeçle sıkça sulanmaları ve çimlenme başlayıncaya dek toprağın ıslak kalması da doğru olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İklim isteği: Aslında Akdeniz havzasının bitkisi olan maydanoz, dünyada ılıman iklimli bütün bölgelerde yetiştirilmektedir. Maydanoz bitkisi, güneşli ve özellikle yarı gölge yerleri çok sever. Balkonlarda kutu biçimindeki saksılarda bile yetiştirilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sulama: Maydanoz, suyu çok seven bir bitkidir. Toprağı sürekli olarak nemli tutulursa bitki çok iyi gelişir, yaprakları iri ve canlı olur. Sulama yetersiz kalırsa bitki bodurlaşır, yaprakları ufalır ve sararır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gübreleme: Maydanoz bitkisine yılda bir -iki kez iyi yanmış çiftlik gübresi verilmesi ya da kompoze fenni gübre serpilmesi yararlı olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hasat (Derim): Maydanoz bitkisinin yaprakları, tohumlarının ekiminden iki ay kadar sonra, irileştikçe saplarıyla birlikte koparılarak hasat edilir. Ancak her seferinde bitkinin üzerinde birkaç yaprak bırakılarak bitkinin canlılığı ve sürekliliği sağlanır. Maydanozun ikinci yılında uzayan çiçek sapları koparılıp atılırken aynı yerde, yeni bitkilerin üremesi için birkaç çiçek şemsiyesi bırakılıp ongunlaşmasına olanak tanınır.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-4563392541406978329?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/4563392541406978329/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=4563392541406978329' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/4563392541406978329'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/4563392541406978329'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/05/maydanoz-besinler-ve-zellikleri.html' title='Maydanoz « Besinler ve Özellikleri'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-1038071848536944587</id><published>2008-05-01T10:55:00.001-07:00</published><updated>2008-05-01T10:55:22.346-07:00</updated><title type='text'>Kepeklenme « Deri ve Derialtı Dokuları</title><content type='html'>&lt;p id="icerik"&gt;&lt;strong&gt;Seboreik dermatit nedir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kafatasını kaplayan deri ile ilgili olduğu zaman kepek meydana getiren bir deri hastalığıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kepek nedir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kafatasını kaplayan deride görülen pullara ve kabuklara kepek denir. Bu durum genellikle saçları besleyen yağ guddelerinin iyi çalışmamalarından ileri gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kepek bulaşıcı mıdır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hayır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kepek tedavisi için etkili metotlar var mıdır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Evet. Bu durumu tedavi edecek veya duraklatacak ilaçların ne olduğunu doktorunuz size söyleyecektir.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-1038071848536944587?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/1038071848536944587/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=1038071848536944587' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/1038071848536944587'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/1038071848536944587'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/05/kepeklenme-deri-ve-derialt-dokular.html' title='Kepeklenme « Deri ve Derialtı Dokuları'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-6208682222106855451</id><published>2008-04-26T10:19:00.001-07:00</published><updated>2008-04-26T10:19:13.333-07:00</updated><title type='text'>Deri Ve Derialtı Dokularında Cerrahi Durumlar « Deri ve Derialtı Dokuları</title><content type='html'>&lt;p id="icerik"&gt;&lt;strong&gt;Deri tümörleri ve kistleri veya derialtı dokularında gelişen tümör veya kistler sık görülen bir olay mıdır?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Dünyada az kişi vardır ki hayatlarında bir kez olsun derilerinde veya derialtı dokularında bir tümör veya kist gelişmemiş olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Deri veya derialtı dokularında cerrahi müdahale gerektirecek durumlar hangileridir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;a. Yağ salgılayan kistler. Bu kistler veya torbalar yağ salgılayan guddelerin tıkanması halinde meydana gelir. Salgı dışarı çıkamamakta ve kist veya torba halinde toplanmaktadır.&lt;br /&gt;e. Benler. Yaklaşık her kişinin vücudunun bir kısmında benler bulunmaktadır. Bunlar renksiz, kahverengimsi veya mavi-siyah olabilirler. Çok küçük oldukları gibi epeyce de büyüyebilirler. Benler çoğunlukla doğuştan vardır fakat bazı kişilerde yaşantılarının daha ileri yıllarında gelişebilir.&lt;br /&gt;c.  Siğiller. Bunlar da pek çok insanın hayatında erken veya geç gelişirler.&lt;br /&gt;d.  Derideki kan damarları tümörleri (hemanjiomlar). Deride kırmızı noktalar halinde gelişen bu tümörler doğuştan en geçkin yaşlara kadar gelişebilir. Bunların boyu bir iğne ucundan on santime kadar olabilir. Doğuştan olanlara «şarap lekeleri»  adı verilmektedir.&lt;br /&gt;e.  Bağdokusu tümörleri; (fibromlar). Bunlar deri yüzeyinde veya derialtında katı yumrular halinde gelişir ve büyüklükleri genellikle bir kiraz çekirdeği kadardır.&lt;br /&gt;f.  Yağlı tümörler (lipomlar). Bunlar derinin hemen altındaki yağlı dokularda gelişir. Bunların büyüklüğü bir bezelye boyundan başlar ve bir portakal hatta bir karpuz büyüklüğü kadar gelişebilir.&lt;br /&gt;g.  Ganglion. Bunlar genellikle çocukların veya gelişmekte olan gençlerin bileklerinin arka kısmında görülen eklem veya kiriş kistleridir. Bu kistlerin duvarları çok ince olmaktadır.&lt;br /&gt;h. Deri kanserleri (epiteliomlar). Bunlar daha çok orta yaşlı ve yaşlılarda görülmekte ve genellikle vücudun açık olan kesimlerinde gelişmektedirler. Deri kanserleri genel bir hastalık olmakla beraber bunlar yayılma eğilimi göstermemekte ve hastaların ölümüne neden olmamaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bütün yağ kistleri, benler, siğiller, kan damarları tümörleri, bağdokusu tümörleri, yağlı tümörler, vb.nin cerrahi müdahale ile alınmaları gerekmekte midir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hayır. Ancak bunların fazla büyüdükleri, devamlı tahrişe neden olacak bir yerde bulundukları, enfekte, sancılı oldukları ve devamlı kanamalara sebebiyet verdikleri zaman cerrahi müdahale gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu tümör ve kistlerin alınması genellikle nerede yapılır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Küçük yağ kistleri ve siğiller genellikle operatörün muayenehanesinde alınır. Benler, kan damarları tümörleri, ganglionlar, bağdokusu tümörleri ve yağlı tümörler ile kanserler hastanede alınır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu anormal yapıların alınması için hangi tür anestezi kullanılır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bunların büyük çoğunluğu lokal novokain anestezisi ile alınabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu ameliyatlardan sonra hastanede kalınması gerekmekte midir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Çok hallerde ameliyat yapıldığı gün hasta evine dönebilmektedir. Eğer alman tümör büyükse veya ameliyat geniş ölçüde olmuşsa, hastanın birkaç gün hastanede kalması tavsiye edilmektedir.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-6208682222106855451?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/6208682222106855451/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=6208682222106855451' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/6208682222106855451'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/6208682222106855451'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/04/deri-ve-derialt-dokularnda-cerrahi.html' title='Deri Ve Derialtı Dokularında Cerrahi Durumlar « Deri ve Derialtı Dokuları'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-745309541709216057</id><published>2008-04-26T10:18:00.003-07:00</published><updated>2008-04-26T10:18:55.326-07:00</updated><title type='text'>Enfeksiyöz Hepatit « Karaciğer</title><content type='html'>&lt;p id="icerik"&gt;&lt;strong&gt;Enfeksiyöz hepatit nedir?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Epidemilerde görülen ve bir virüs enfeksiyonundan ileri gelen genel bir karaciğer enfeksiyonu tipidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu hastalığın başka adları var mıdır?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Bu hastalığa ayrıca epidemik hepatit, kataral sarılık veya "hepatitis A" denmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu hastalığa ne çok eğilimleri olanlar kimlerdir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bu hastalığa en çok eğilimli görülenler genç kişilerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Enfeksiyöz hepatit çok yaygın bir hastalık mıdır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Evet; son yıllarda büyük ölçüde artış kaydetmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Enfeksiyöz hepatitin sebepleri nelerdir?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Yetersiz halk sağlığını koruma tedbirleri, mikroplanmış su ve gıda maddeleri, fazla kalabalığın aynı yerde yaşaması ve yetersiz beslenme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Enfeksiyöz hepatitin belirtileri nelerdir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Birkaç gün süreyle hasta kendisini rahatsız ve güçsüz hisseder iştahı kaybolur, baş dönmeleri olur ve hafif bir nöbet başlar. Ondan sonra karaciğer bölgesinde sancı başlar ve karaciğer büyür. Ayrıca karın bölgesinin sağ üst kısmında ağrı başlar ve sonunda; beşinci veya altıncı gününde hastalık kendini gösterir. Kusma ve ishal ile mide bağırsak bozukluğu da meydana gelebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Enfeksiyöz mononükieoz, enfeksiyöz hepatite neden olur mu?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Evet. Hastalığın seyri ve klinik tespitleri çok kez enfeksiyöz hepatitten farksızdır. Enfeksiyöz mononükleozda görülen genel lenf bezleri büyümesine rastlandığı zaman şüphe uyanır ve esas teşhis konabilir. Ayrıca, kan tetkikinde bazı tip anormal beyaz kan hücrelerine rastlandığı zaman, son olarak laboratuar testlerinde "hemofil antikor titresi"'nin yüksek ve yükselmekte olduğu tespit edildiği zamanlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Enfeksiyöz hepatitle birlikte sarılık her zaman beraber mi gelir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hayır. Bazı vakalarda sarılık görülmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Enfeksiyöz hepatitin teşhisi nasıl konur?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Belirtilerin tarihçesini tetkik etmekle, ağrıyan ve büyüyen bir karaciğer bulmakla; laboratuarda kan, idrar ve dışkı tahlillerini yaptırmakla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Özel laboratuar testleri ile enfeksiyöz  hepatit ve başka karaciğer hastalıkları arasında ayırım yapılabilmekte midir?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Evet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Enfeksiyöz hepatite yakalanan bir kişi genellikle ne kadar süre hasta yatar?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Altı ile on iki hafta arası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Enfeksiyöz hepatitten mustarip bir hastanın yatakta kalması gerekli midir?&lt;br /&gt;Kesinlikle evet. Karaciğer büyük bir organdır. Yangılandığı ve enfekte olduğu zaman kesin istirahata ihtiyacı vardır. Bu da ancak yatakta yatmakla temin edilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Enfeksiyöz hepatit tekerrür eder mi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Evet. Eğer hasta tam iyileşmeden yataktan çıkar ve normal yaşamasına başlarsa, on vakanın birinde hastalık tekerrür eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hastalığın tekerrürü için başka nedenler de var mıdır?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Evet; yetersiz bir diyet ve alkollü içkilerin alınması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Enfeksiyöz hepatit tedavisinde kullanılabilecek belirli ilaç veya antibiyotikler var mıdır?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Hayır. En iyi tedavi metodu kesin istirahat, iyi ve dengeli bir gıda rejimidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Enfeksiyöz hepatitten iyileşme şansı nedir?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Kurtulma şansları çok büyüktür. Ancak kendilerine iyi bakmayan veya aynı zamanda başka hastalıktan da mustarip olan hastalar ölebilirler. Bazı nadir vakalarda bu hastalık kronik bir hal alarak yıllarca uzayabilir, karaciğer gitgide harap olmaya devam eder. Bu durumun nedeni bilinmemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Enfeksiyöz hepatit bulaşıcı bir hastalık mıdır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Evet. Hastalığı olan kimseyle sıkı temasta olanlara hastalık bulaşabilir. Ancak, hastalığın bulaşma derecesi nispeten hafif sayılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Enfeksiyöz hepatit sürekli karaciğer hasarına yol açar mı?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Hayır. Vakaların büyük çoğunluğunda karaciğer fonksiyonu tam anlamıyla yeniden yerine gelir.&lt;br /&gt;                                                                                                                                                                                                                                                                 &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bir hasta enfeksiyöz hepatitten tam anlamıyla iyileştikten sonra hastalığa yeniden kapılma eğilimi olabilir mi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hayır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Enfeksiyöz hepatit olan bir hasta ile temasta bulunmuş bir kimse bu haftalığa karşı korunabilinir mi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Evet. Temastan hemen sonra "gamma globulin" enjeksiyonu ile bu gibilerde hastalığın önlenebileceği görülmüştür. Bu korunma yolu ,ancak dört ile altı hafta arası için geçerli olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Enfeksiyöz hepatite karşı muafiyet temin edinilebilir mi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Son araştırmalarda, yalnız bir tip hepatite karşı bir aşı geliştirilmiştir. Ancak, bu aşı henüz halk hizmetine sunulmamıştır.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-745309541709216057?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/745309541709216057/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=745309541709216057' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/745309541709216057'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/745309541709216057'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/04/enfeksiyz-hepatit-karacier.html' title='Enfeksiyöz Hepatit « Karaciğer'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-3516563285380144394</id><published>2008-04-26T10:18:00.001-07:00</published><updated>2008-04-26T10:18:35.747-07:00</updated><title type='text'>Yaşlanma Süresinin Başlangıcı « Yaşlanma</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Yaşlanma tam anlamıyla anlaşılmış mıdır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hayır. Bütün bu konu günümüzde geniş ölçüde çeşitli araştırmalara tabi tutulmaktadır. Şimdiki birçok düşüncelerimiz ileride değişecek veya değiştirilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İnsanlar ne zaman yaşlanmaya başlarlar?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;İnsanların yaşlanmaya başladıklarını gösteren belirtiler için muayyen bir yaş söz konusu olamaz. Bazı insanlar yirmi yaşlarında iken yaşlanma belirtileri gösterirken, bazıları altmışlarında ve yetmişlerinde bile genç kalmaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çocukluk yaşlarında yaşlanma belirtilerine rastlanır mı?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Evet. Bazı anatomik değişiklikler yaşlanmanın doğumda başladığını gösterir. Böylece yaşlanma süremiz büyük ölçüde ne kadar çabuk veya ne kadar yavaş yaşlandığımıza bağlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Vücuttaki çeşitli organlar aynı sürat oranlarında mı yaşlanırlar?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hayır. Yetmişlerinde olan bir adamın bazı organları hiçbir eskime belirtisi göstermezken, başka organları ileri derecede körelme döneminde olduğu görülebilir. Örneğin bir kadında yumurtalıklar adet kesildiği zaman yaşlanmışsa da, aynı kadının vücudunun başka herhangi bir yerinde yaşlanma belirtileri görülmeyebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İhtiyarlamaktan ileri gelen bunaklık, fiziki yaşlanma ile beraber mi belirir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Her zaman değil. Çok kişiler vücutları sapasağlam iken bunamaya başlarlarken, bazıları fiziki bakımdan çökmeye yol tuttuktan sonra dimağları genç ve canlı kalmıştır. İkinci duruma çok daha fazla oranda rastlanmaktadır&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-3516563285380144394?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/3516563285380144394/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=3516563285380144394' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/3516563285380144394'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/3516563285380144394'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/04/yalanma-sresinin-balangc-yalanma.html' title='Yaşlanma Süresinin Başlangıcı « Yaşlanma'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-7035293063009907165</id><published>2008-04-22T14:40:00.005-07:00</published><updated>2008-04-22T14:40:53.738-07:00</updated><title type='text'>Göğüs ağrısı</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de ölümlerin ilk nedeni kalp hastalıklarından kaynaklanır. Kalp hastalıklarının büyük bir kısmı daha önce ciddi bir belirti vermeksizin aniden ortaya çıkar. En tipik belirtisi göğüs ağrısıdır. Bu nedenle göğüs ağrısı ile ilgili şikayetlerin kaynağı iyice araştırılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göğsünüz mü ağrıyor? Ağrı ile birlikte yanma, sıkışma, ağırlık hissi de mi var? Ağrı kola, boyuna, mide ve sırta yayılıyor mu? Yoksa siz bir kalp hastası mısınız? Göğüs ağrısı herhangi bir yaşta, herhangi bir yerde ve herhangi bir işi yaparken görülebilir. Gelip geçici olabileceği gibi, bazen sık sık da görülebilir. Öyle ki sıradan bir ağrı gibi alışkanlık yaptığı zannedilebilir. Ancak göğüs ağrısı kendi başına değerlendirilmesi gereken önemli bir ipucudur. "Bende gizli kalp var mı?" ya da "Göğsümdeki ağrı kalp ile ilişkili mi?" gibi sorularınız için...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göğüs ağrısı kalp krizinin habercisi olabilir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Psikolojik sebeplerden akciğer, göğüs duvarı, kemik ve kas hastalıkları, yemek borusu ve göğüs kafesi büyük damarlarına kadar birçok sebepten göğüs ağrısı oluşabilmektedir. Ancak tüm bunların dışında kalbe ait sebepler ayrı bir önem arzetmektedir. Kalp kası kanlanma eksikliğinin en önemli belirtisi göğüs ağrısıdır. Göğüs ağrısının bu açıdan değerlendirilmesi önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göğüs ağrıları kalbin kanlanma eksikliği sonucu oluşabildiğine göre, bu durum kalp kasını besleyen koroner damarların daralmasının, dolayısıyla olası bir kalp krizinin habercisi olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangi tip göğüs ağrısı daha uyarıcı olmalı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herşeyden önce sigara içen, şeker hastalığı, hipertansiyon ve şeker hastalığı olan, ailesinde özellikle genç yaşta kalp krizi hikayesi bulunan şahıslarda göğüs ağrısını dikkatle değerlendirmek gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalbe ait göğüs ağrısı genellikle yürümekle (özellikle yokuş yukarı ve yemekten sonra) ortaya çıkar. Göğüste ağrı, baskı veya sıkışma hissi olarak tanımlanır. Çoğunlukla göğsün üst kısmında hissedilmesine rağmen bazen orta, alt kısmında ve sıklıkla sol tarafta hissedilir. Göğsün sol tarafından sol kola doğru yayılımı olabilir. Angina pektoris dediğimiz bu tip göğüs ağrısı kararlı ve sabit olup, eforla ortaya çıkmışsa 5-10 dakika dinlenmekle geçer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun süren (saatlerce) göğüs ağrıları kalp krizinin belirtisi olabilceğinden uyanık olmak gerekir. Bu durumda bir kardioloji uzmanına müracaat edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağrının özellikleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalp ağrısı göğsün orta hat kemiği arkasında ve orta hattın hafif sol tarafında hissedilir. Ancak göğüs boyunca iki taraflı, daha çok sol taraf olmak üzere kollara, boyun ve çeneye yayılma eğilimindedir. Daha az sıklıkla sol kürek kemiği ve omuz bölgesine yayılabilir. Bazen başlama noktası mide bölgesi de olabilir. Nadir de olsa koldan başlayıp göğse yayılır ya da sadece kolda hissedilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efor göğüs ağrısı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efor ile gelen ağrı kalp ağrılarının en sık görülen şeklidir. Ağrı kalp kasının kan ihtiyacını arttıran herhangi bir sebeple ortaya çıkabilir. Ağır bir yemekten sonra, heyecan, gerilim, öfkelenme, soğuk-sıcak havada rüzgara karşı yürürken veya ağır bir yük taşımakla kolayca oluşabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herhangi bir iş yapmakla gelen ağrı dinlenmekle geçmiyorsa işte o zaman korkulan kalp krizi yaklaşmış olabilir. Göğüs ağrısı, kalbi besleyen damarlarda ciddi daralma varsa, çok ufak eforlarda, heyecanlanma ve streste, bazen rüya görme ile uykudan uyandırma şeklinde olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstirahat göğüs ağrısı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göğüs ağrısı istirahatte geliyorsa, alışılmışın dışında uzuyorsa, dil altı ilacı almakla geçmiyorsa, daha düşük seviyeli eforlarla geliyorsa, koroner damarda daralan bölgede ülsereleşme ve pıhtı oturma işi başlamışsa tedaviye hemen başlanmazsa kalp krizinin yaklaştığını haber verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözünü ettiğimiz belirtiler ihmal edilmemelidir. Artık, modern cihazlar kullanılarak göğüs ağrılarının kalp ilişkisi çok kolay çözümlenebilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Risk faktörleri fazlaysa ve göğüste ağrı oluyorsa zaman kaybedilmemelidir. Aklı kurcalayıp duran "Bende gizli kalp var mı?" ya da "Göğsümdeki ağrı kalp ile ilişkili mi?" sorularına kalp elektrosu, eforlu kalp elektrosu, kalp ekosu ve diğer daha ileri tetkikler sayesinde cevap bulabilmek mümkündür&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-7035293063009907165?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/7035293063009907165/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=7035293063009907165' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/7035293063009907165'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/7035293063009907165'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/04/gs-ars_2588.html' title='Göğüs ağrısı'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-2217407423441308087</id><published>2008-04-22T14:40:00.003-07:00</published><updated>2008-04-22T14:40:49.493-07:00</updated><title type='text'>Göğüs ağrısı</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de ölümlerin ilk nedeni kalp hastalıklarından kaynaklanır. Kalp hastalıklarının büyük bir kısmı daha önce ciddi bir belirti vermeksizin aniden ortaya çıkar. En tipik belirtisi göğüs ağrısıdır. Bu nedenle göğüs ağrısı ile ilgili şikayetlerin kaynağı iyice araştırılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göğsünüz mü ağrıyor? Ağrı ile birlikte yanma, sıkışma, ağırlık hissi de mi var? Ağrı kola, boyuna, mide ve sırta yayılıyor mu? Yoksa siz bir kalp hastası mısınız? Göğüs ağrısı herhangi bir yaşta, herhangi bir yerde ve herhangi bir işi yaparken görülebilir. Gelip geçici olabileceği gibi, bazen sık sık da görülebilir. Öyle ki sıradan bir ağrı gibi alışkanlık yaptığı zannedilebilir. Ancak göğüs ağrısı kendi başına değerlendirilmesi gereken önemli bir ipucudur. "Bende gizli kalp var mı?" ya da "Göğsümdeki ağrı kalp ile ilişkili mi?" gibi sorularınız için...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göğüs ağrısı kalp krizinin habercisi olabilir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Psikolojik sebeplerden akciğer, göğüs duvarı, kemik ve kas hastalıkları, yemek borusu ve göğüs kafesi büyük damarlarına kadar birçok sebepten göğüs ağrısı oluşabilmektedir. Ancak tüm bunların dışında kalbe ait sebepler ayrı bir önem arzetmektedir. Kalp kası kanlanma eksikliğinin en önemli belirtisi göğüs ağrısıdır. Göğüs ağrısının bu açıdan değerlendirilmesi önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göğüs ağrıları kalbin kanlanma eksikliği sonucu oluşabildiğine göre, bu durum kalp kasını besleyen koroner damarların daralmasının, dolayısıyla olası bir kalp krizinin habercisi olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangi tip göğüs ağrısı daha uyarıcı olmalı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herşeyden önce sigara içen, şeker hastalığı, hipertansiyon ve şeker hastalığı olan, ailesinde özellikle genç yaşta kalp krizi hikayesi bulunan şahıslarda göğüs ağrısını dikkatle değerlendirmek gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalbe ait göğüs ağrısı genellikle yürümekle (özellikle yokuş yukarı ve yemekten sonra) ortaya çıkar. Göğüste ağrı, baskı veya sıkışma hissi olarak tanımlanır. Çoğunlukla göğsün üst kısmında hissedilmesine rağmen bazen orta, alt kısmında ve sıklıkla sol tarafta hissedilir. Göğsün sol tarafından sol kola doğru yayılımı olabilir. Angina pektoris dediğimiz bu tip göğüs ağrısı kararlı ve sabit olup, eforla ortaya çıkmışsa 5-10 dakika dinlenmekle geçer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun süren (saatlerce) göğüs ağrıları kalp krizinin belirtisi olabilceğinden uyanık olmak gerekir. Bu durumda bir kardioloji uzmanına müracaat edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağrının özellikleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalp ağrısı göğsün orta hat kemiği arkasında ve orta hattın hafif sol tarafında hissedilir. Ancak göğüs boyunca iki taraflı, daha çok sol taraf olmak üzere kollara, boyun ve çeneye yayılma eğilimindedir. Daha az sıklıkla sol kürek kemiği ve omuz bölgesine yayılabilir. Bazen başlama noktası mide bölgesi de olabilir. Nadir de olsa koldan başlayıp göğse yayılır ya da sadece kolda hissedilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efor göğüs ağrısı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efor ile gelen ağrı kalp ağrılarının en sık görülen şeklidir. Ağrı kalp kasının kan ihtiyacını arttıran herhangi bir sebeple ortaya çıkabilir. Ağır bir yemekten sonra, heyecan, gerilim, öfkelenme, soğuk-sıcak havada rüzgara karşı yürürken veya ağır bir yük taşımakla kolayca oluşabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herhangi bir iş yapmakla gelen ağrı dinlenmekle geçmiyorsa işte o zaman korkulan kalp krizi yaklaşmış olabilir. Göğüs ağrısı, kalbi besleyen damarlarda ciddi daralma varsa, çok ufak eforlarda, heyecanlanma ve streste, bazen rüya görme ile uykudan uyandırma şeklinde olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstirahat göğüs ağrısı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göğüs ağrısı istirahatte geliyorsa, alışılmışın dışında uzuyorsa, dil altı ilacı almakla geçmiyorsa, daha düşük seviyeli eforlarla geliyorsa, koroner damarda daralan bölgede ülsereleşme ve pıhtı oturma işi başlamışsa tedaviye hemen başlanmazsa kalp krizinin yaklaştığını haber verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözünü ettiğimiz belirtiler ihmal edilmemelidir. Artık, modern cihazlar kullanılarak göğüs ağrılarının kalp ilişkisi çok kolay çözümlenebilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Risk faktörleri fazlaysa ve göğüste ağrı oluyorsa zaman kaybedilmemelidir. Aklı kurcalayıp duran "Bende gizli kalp var mı?" ya da "Göğsümdeki ağrı kalp ile ilişkili mi?" sorularına kalp elektrosu, eforlu kalp elektrosu, kalp ekosu ve diğer daha ileri tetkikler sayesinde cevap bulabilmek mümkündür&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-2217407423441308087?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/2217407423441308087/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=2217407423441308087' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/2217407423441308087'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/2217407423441308087'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/04/gs-ars_22.html' title='Göğüs ağrısı'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-3200839620446392600</id><published>2008-04-22T14:40:00.001-07:00</published><updated>2008-04-22T14:40:48.406-07:00</updated><title type='text'>Göğüs ağrısı</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de ölümlerin ilk nedeni kalp hastalıklarından kaynaklanır. Kalp hastalıklarının büyük bir kısmı daha önce ciddi bir belirti vermeksizin aniden ortaya çıkar. En tipik belirtisi göğüs ağrısıdır. Bu nedenle göğüs ağrısı ile ilgili şikayetlerin kaynağı iyice araştırılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göğsünüz mü ağrıyor? Ağrı ile birlikte yanma, sıkışma, ağırlık hissi de mi var? Ağrı kola, boyuna, mide ve sırta yayılıyor mu? Yoksa siz bir kalp hastası mısınız? Göğüs ağrısı herhangi bir yaşta, herhangi bir yerde ve herhangi bir işi yaparken görülebilir. Gelip geçici olabileceği gibi, bazen sık sık da görülebilir. Öyle ki sıradan bir ağrı gibi alışkanlık yaptığı zannedilebilir. Ancak göğüs ağrısı kendi başına değerlendirilmesi gereken önemli bir ipucudur. "Bende gizli kalp var mı?" ya da "Göğsümdeki ağrı kalp ile ilişkili mi?" gibi sorularınız için...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göğüs ağrısı kalp krizinin habercisi olabilir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Psikolojik sebeplerden akciğer, göğüs duvarı, kemik ve kas hastalıkları, yemek borusu ve göğüs kafesi büyük damarlarına kadar birçok sebepten göğüs ağrısı oluşabilmektedir. Ancak tüm bunların dışında kalbe ait sebepler ayrı bir önem arzetmektedir. Kalp kası kanlanma eksikliğinin en önemli belirtisi göğüs ağrısıdır. Göğüs ağrısının bu açıdan değerlendirilmesi önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göğüs ağrıları kalbin kanlanma eksikliği sonucu oluşabildiğine göre, bu durum kalp kasını besleyen koroner damarların daralmasının, dolayısıyla olası bir kalp krizinin habercisi olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangi tip göğüs ağrısı daha uyarıcı olmalı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herşeyden önce sigara içen, şeker hastalığı, hipertansiyon ve şeker hastalığı olan, ailesinde özellikle genç yaşta kalp krizi hikayesi bulunan şahıslarda göğüs ağrısını dikkatle değerlendirmek gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalbe ait göğüs ağrısı genellikle yürümekle (özellikle yokuş yukarı ve yemekten sonra) ortaya çıkar. Göğüste ağrı, baskı veya sıkışma hissi olarak tanımlanır. Çoğunlukla göğsün üst kısmında hissedilmesine rağmen bazen orta, alt kısmında ve sıklıkla sol tarafta hissedilir. Göğsün sol tarafından sol kola doğru yayılımı olabilir. Angina pektoris dediğimiz bu tip göğüs ağrısı kararlı ve sabit olup, eforla ortaya çıkmışsa 5-10 dakika dinlenmekle geçer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun süren (saatlerce) göğüs ağrıları kalp krizinin belirtisi olabilceğinden uyanık olmak gerekir. Bu durumda bir kardioloji uzmanına müracaat edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağrının özellikleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalp ağrısı göğsün orta hat kemiği arkasında ve orta hattın hafif sol tarafında hissedilir. Ancak göğüs boyunca iki taraflı, daha çok sol taraf olmak üzere kollara, boyun ve çeneye yayılma eğilimindedir. Daha az sıklıkla sol kürek kemiği ve omuz bölgesine yayılabilir. Bazen başlama noktası mide bölgesi de olabilir. Nadir de olsa koldan başlayıp göğse yayılır ya da sadece kolda hissedilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efor göğüs ağrısı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efor ile gelen ağrı kalp ağrılarının en sık görülen şeklidir. Ağrı kalp kasının kan ihtiyacını arttıran herhangi bir sebeple ortaya çıkabilir. Ağır bir yemekten sonra, heyecan, gerilim, öfkelenme, soğuk-sıcak havada rüzgara karşı yürürken veya ağır bir yük taşımakla kolayca oluşabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herhangi bir iş yapmakla gelen ağrı dinlenmekle geçmiyorsa işte o zaman korkulan kalp krizi yaklaşmış olabilir. Göğüs ağrısı, kalbi besleyen damarlarda ciddi daralma varsa, çok ufak eforlarda, heyecanlanma ve streste, bazen rüya görme ile uykudan uyandırma şeklinde olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstirahat göğüs ağrısı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göğüs ağrısı istirahatte geliyorsa, alışılmışın dışında uzuyorsa, dil altı ilacı almakla geçmiyorsa, daha düşük seviyeli eforlarla geliyorsa, koroner damarda daralan bölgede ülsereleşme ve pıhtı oturma işi başlamışsa tedaviye hemen başlanmazsa kalp krizinin yaklaştığını haber verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözünü ettiğimiz belirtiler ihmal edilmemelidir. Artık, modern cihazlar kullanılarak göğüs ağrılarının kalp ilişkisi çok kolay çözümlenebilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Risk faktörleri fazlaysa ve göğüste ağrı oluyorsa zaman kaybedilmemelidir. Aklı kurcalayıp duran "Bende gizli kalp var mı?" ya da "Göğsümdeki ağrı kalp ile ilişkili mi?" sorularına kalp elektrosu, eforlu kalp elektrosu, kalp ekosu ve diğer daha ileri tetkikler sayesinde cevap bulabilmek mümkündür&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-3200839620446392600?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/3200839620446392600/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=3200839620446392600' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/3200839620446392600'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/3200839620446392600'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/04/gs-ars.html' title='Göğüs ağrısı'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-2221949987989799902</id><published>2008-04-22T14:38:00.000-07:00</published><updated>2008-04-22T14:40:03.745-07:00</updated><title type='text'>Hipertansiyon nedir</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Hipertansiyon nedir&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Hipertansiyon basit olarak yüksek kan basıncı demektir. Kan basıncı ya da daha doğru söylemek gerekirse kanı kalpten dokulara taşıyan damarların kan basıncı, hastaya ait özellikler (yaş, cinsiyet, ırk gibi) ve fiziksel durumdan (istirahat, efor gibi) etkilenen bir parametredir. Bu nedenle de normal kan basıncı değerlerini belirlemek gerçekte oldukça güçtür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün kabul edilen kan basıncı değeri istirahat halindeki normal bir yetişkinde 120/80 mmHg'dır(milimetre civa). Herhangi bir kişide kan basıncı uyku sırasında düşük, sinirli ya da heyacanlıyken yüksektir. Genellikle de normalin üst sınırı olarak kabul edilen değer 140/90 mmHg'dır (milimetre civa). Kanı kalpten dokulara taşıyan damar kan basıncı devamlı olarak 140/90 mmHg üzerinde seyrediyorsa hipertansiyondan bahsedilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kan basıncı aynı birey içinde ve bireyler arsında farklılık gösterir. Bu nedenle bireyin kan basıncı (kan basıncının sfigmomanometre ile ayrı ayrı zamanlarda en az 3 kez ölçülmesi) yapılıp ortalaması alınarak belirlenmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hipertansiyon kalp hastalıkları için ana bir risk faktörüdür. Eğer tedavi edilmezse beyin dolaşımı, kalp, damar ve böbrek hastalıkları için ciddi hastalık ve ölüm oranlarında artışa sebep olur. Bir kez teşhis yapılıp tedavi başlanırsa artan kan basıncı düşürülebilir, kalp ve kalp dolaşım sistemindeki hastalık riski azaltılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hipertansiyonun Yaygınlığı Nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanayileşmiş ülkelerdeki yetişkin nüfusun %10-20 kadarında hipertansiyon bulunduğu hesaplanmaktadır. Sınırda hipertansiyon vakaları da katılırsa bu oran kuşkusuz daha yüksektir. Kişinin yaşı, cinsiyeti ve ırkı hipertansiyon sıklığı konusunda belirleyici faktörlerdir. Hipertansiyon siyah ırkta ve kadınlarda daha çok görülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişi yaşının hipertansiyona olan katkısı öncelikle damarlarda yaşlanmaya eşlik eden anormalliklerdir. Bu durum özellikle de kanı kalpten damarlara taşıyan damarlardaki esneklik kaybı ile açıklanabilir. Ancak yaşla hipertansiyon arasındaki bu bağlantıya bazı ilkel toplumlarda hiç ratlanmamaktadır. Bu durumda etkili faktörün "uygarlaşma" ve bununla bağlantılı yaşam biçimi olduğu söylenebilir: örn. tuz kullanımı, aşırı beslenme, sedanter yaşam (fazla hareket göstermeksizin devamlı oturuşa bağlı), stres, vs.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hipertansiyon Riskleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hipertansiyon ciddi bir durumdur. Hipertansiyon, kendi başına öldürücü değildir; fakat tedavi edilmediğinde hipertansiyonun sonuçları öldürücü olabilir. Hipertansiyon kalbi zorlayarak kalp yetmezliğine neden olabilir. Üstelik ateroskleroz ve bunun yol açabileceği iskemik kalp hastalığı (belli bir bölgede kan akımının kesilmesi nedeniyle oluşan geçici kansızlık; bölgesel anemi) rizikosunu önemli ölçüde arttırır. Buna ilaveten, hipertansiyonlu hastalar kanama ve beyindeki kan damarlarının trombozuna (pıhtılaşma®inme) diğerlerinden daha kolay yakalanırlar. Hipertansiyon ayrıca koroner arter hastalığına'da büyük katkıda bulunur ki, bu hastalık sanayileşmiş toplumlarda ölümlerin başlıca nedenlerinden biridir. Bahsettiklerimizin hepsi tedavi edilmeyen hipertansiyonun sonuçları olup hipertansiyona bağlı morbidite (hastalık), mortalite (ölüm) büyük bir bölümünü oluşturur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hipertansiyonun Sınıflandırılması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hipertansiyon sıklıkla nedenine göre sınıflandırılır. Buna göre iki tip vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;esansiyel (primer) hipertansiyon&lt;br /&gt;&lt;li&gt;sekonder hipertansiyon&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hipertansiyon vakalarının yaklaşık %90'ı, neden (etiyoloji) bilinmediğinden primer ya da daha doğru bir deyimle "esansiyel" hipertansiyon olarak adlandırılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hipertansiyon vakalarının geriye kalan bölümüne, yani yaklaşık %10'una bu durumun nedeni bilindiğinden "sekonder " hipertansiyon denir. Böbrek kökenli olan (renal) hipertansiyon bunların en yaygın olanıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sekonder Hipertansiyon&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tipte yüksek kanbasıncı, bilinen bir etiyolojiden (hastalıktan) kaynaklanmaktadır. Neden olan hastalık tedavi edildiğinde hipertansiyon düzelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böbrek hastalığı: Renal hipertansiyon olarak adlandırılır. Varolan bir böbrek hastalığı kan basıncının yükselmesine neden olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Endokrin hastalıkları: Endokrin sistemi etkileyen hastalıklar kan basıncını da etkiler, çünkü adrenal bezler çeşitli kan basıncını kontrol eden mekanizmaları düzenler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlaçlar: Bazı ilaçlar, örneğin kortikosteroidler, oral kontraseptifler (aldosteron sekresyonu ve plazma reninini arttırarak), nazal dekonjestanlar, amfetamin, tiroid hormonları, NSAID, soğuk algınlığı ilaçları, siklosporin, eritropoetin, iştah kesiciler, trisiklik antidepresanlar, MAO inhibitörleri, alkol (günde 70-100 mL civarında alkollü içki alınması hipokalemik alkalozla birlikte hipertansiyona neden olur) kan basıncının yükselmesine neden olurlar. Bu ilaçların bırakılması ile kan basıncı normale döner.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer Sebepler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;Aort koarktasyonu: aortun doğuştan dar olması&lt;br /&gt;&lt;li&gt;Gebelik toksemisi: hipertansiyon, albuminüri, ödem ile karakterize, gebeliğin ikinci yarısında oluşan bir hastalık.&lt;br /&gt;&lt;li&gt;Beyin tümörü ya da lezyonu: intrakraniyel basınca yol açarak kan basıncının hızla yükselmesine neden olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esansiyel (Primer) Hipertansiyon&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hipertansiyonun bu en yaygın şekli, bilinen nedenlere bağlı değildir. Bu hipertansiyonun ortaya çıkış faktörleri hakkında kesin bilgimiz mevcut değildir. Ayrıca hipertansiyonun başlangıcında rolü olan patogenetik faktörlerin sayısıda çoktur. Hipertansiyon, kalp dolaşım sistemi, noröendokrin, renal sistemi içeren multisistem bir bozukluktur ve güçlü genetik faktörleri içerir. Bu faktörlerden birine ya da bir başkasına farklı derecelerde önem veren çok sayıda ve farklı patogenetik teoriler öne sürülmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esansiyel hipertansiyon ayrıca bazı risk faktörleri ile de ilgidir. Bu faktörler hipertansiyonu daha yaygın ve/ya da daha şiddetli yapmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;sıvı ve hacim kontrolünde değişiklikle sonuçlanan renal işlev değişikliği&lt;br /&gt;&lt;li&gt;renin-anjiyotensin-aldosteron sisteminde anormallik&lt;br /&gt;&lt;li&gt;arteriol duvarlarında artmış sodyum ve tuz&lt;br /&gt;&lt;li&gt;baroreseptörlerin yeniden düzenlenmesi&lt;br /&gt;&lt;li&gt;diyetteki tuz miktarının yüksek olması&lt;br /&gt;&lt;li&gt;anormal psikolojik uyarı&lt;br /&gt;&lt;li&gt;ırk&lt;br /&gt;&lt;li&gt;cinsiyet&lt;br /&gt;&lt;li&gt;yaş&lt;br /&gt;&lt;li&gt;diabetes mellitus&lt;br /&gt;&lt;li&gt;aile hikayesinde hipertansiyon&lt;br /&gt;&lt;li&gt;hiperlipidemi(hiperkolesterolemi)&lt;br /&gt;&lt;li&gt;sigara içimi&lt;br /&gt;&lt;li&gt;obesite(şişmanlık)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hipertansiyonun Derecesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hipertansiyon az ya da çok bilinen nedenlere dayanan sınıflandırılmasına ek olarak şiddet derecesine göre de sınıflandırılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arteryel hipertansiyon tipi Kan basıncı düzeyi&lt;br /&gt;Sınırda 140/90-160/95&lt;br /&gt;Hafif 160/96-160/105&lt;br /&gt;Orta Şiddette 161/106-180/115&lt;br /&gt;Şiddetli 180/115 üzeri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buradaki sınıflandırmaya göre en sık karşılaşılan tip sınırda ve hafif hipertansiyondur&lt;/li&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-2221949987989799902?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/2221949987989799902/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=2221949987989799902' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/2221949987989799902'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/2221949987989799902'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/04/hipertansiyon-nedir.html' title='Hipertansiyon nedir'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-1128850025147031116</id><published>2008-04-17T12:59:00.002-07:00</published><updated>2008-04-17T13:00:12.535-07:00</updated><title type='text'>Guatr</title><content type='html'>Guatrı olan bir hastanın ortaya çıkan belirtilerini göz ardı etmemek gerekir. Hastalık nedeniyle parmak ve dil ucunda titreme, sinirlilik, sıcağa dayanamama, zayıflama ve bazı türlerinde boyunda şişlik görülür. İyileşmesi mümkün olan bir guatr giderek geciktirilirse ya da ilaç tedavisine cevap alınamazsa cerrahi müdahale gerekebilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tiroid bezi, boynun ön yüzünde, nefes borusunun iki yanında yer alan yutkunmakla hareketli bir iç salgı bezidir. Bu bezin iltihabi ve tümoral olmayan büyümelerine guatr denir. Guatr iki şekilde olabilir: Birincisi ve çoğunlukla görülen bezin bir veya birkaç bölgesinde yumrular halinde olanı (nodüler guatr), ikincisi ve daha seyrek olanı bezin tamamının büyümesi şeklindedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirtileri &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tiroid bezinin normalden fazla (hipertroidi) ve normalden az (hipotroidi) çalışması ile vücudun kalp-damar, solunum, sindirim, üriner ve sinir sistemlerini etkileyen belirtiler ortaya çıkar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tiroid bezinin fazla çalışma belirtileri; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İştah artmasına rağmen kilo kaybı &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sık sık büyük abdest yapma &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seyrek adet görme &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ellerde ve dilde titreme &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinirlilik, duygusal değişiklikler &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıcaktan rahatsız olma, terleme &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taşikardi ( nabzın yükselmesi uykuda bile) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göz belirtileri (göz kapağı tembelliği, gözlerin dışarı doğru çıkması, çift görme) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayaklarda şişlik &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tiroid bezinin az çalışması (hipotroidi) belirtileri; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kilo alma &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kabızlık &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soğuktan rahatsız olma &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşırı adet görme &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısık ses &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güçsüzlük, hareketlerde yavaşlama &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nabzın düşmesi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cildin-saçın kuru ve kalın olması &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Risk Grupları &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her iki cinste ve her yaş grubunda görülebilir. Ancak gebelik, doğum ve hormon dengelerinin sık sık değişmesi nedenleri ile kadınlarda daha yaygındır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı bölgeler ve yörelerde daha sık görülebilir. Örneğin; Doğu Karadeniz ve İç Anadoluda &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;daha sıktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni doğan çocuklarda doğumdan hemen sonra hormonlar kontrol edilmelidir. Doğuştan bir eksiklik varsa sistemlerin gelişmesine (özellikle zeka gelişimine) engellemeden eksiklik tamamlanmalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İç-Dış, Erkek-Dişi Guatr &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İç-dış, erkek-dişi guatr ifadeleri halk tarafından kullanılır. Kişinin boyun yapısına göre bezin büyümesi dışardan görünüyorsa (zayıf ve boynu uzun olanlarda görülür) buna dış guatr denir. Bezin büyümesi görünmüyorsa (şişman ve kısa boyunlularda görülmez) buna da iç guatr denir. Ameliyattan sonra tekrar eden yani nüks olanlar dişi guatr, tekrar etmeyenlere de erkek guatr denir. Eğer bezin belli bir kısmı çıkarıldıktan sonra ihtiyacı olan hormon dışarıdan verilmezse iç dengeler devreye girerek beyin aşırı TSH salgılar. Bu salgı tiroidi uyararak yeniden büyümesine sebep olur. Tekrar büyüdüğü için buna dişi guatr denir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teşhis ve Tedavi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Guatr teşhisi; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muayene, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kan testi (T3, T4, TSH hormonları tetkiki), &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tiroid ultrasonu veya sintigrafisi ile teşhis konur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi yöntemleri ise; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlaç tedavisi, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Radyoaktif iyot tedavisi ve &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cerrahi tedavidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi yöntemlerinden hangisi veya hangilerinin seçileceği hastadan hastaya değişebilir. En uygun tedavi şekli cerrah, endogrinolog, radyolog ve patologdan oluşan bir ekip tarafından planlanmalı ve takip edilmelidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Guatr Ameliyatı &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Guatr ameliyatı dendiğinde en sık boyunda iz kalıp kalmayacağı ve sesin kısılıp kısılmayacağı endişe edilir. Boyunda cilt pililerine paralel olan 3-4 santimetrelik bir kesi yapılarak ameliyat gerçekleştirilir. Bu kesi estetik dikildiğinde kalan iz hiç belli olmamaktadır. Ses kısıklığı ise, anestezin sırasında boğazın tahriş olmasına bağlı 1-2 gün süren ses kısıklığı olabilmektedir. Yutkunmadaki 1-2 günlük ağrı ile birlikte ameliyat çok rahat geçmektedir. 1 gün hastanede yatıp ertesi gün taburcu olan hastanın 4. gün dikişleri alınmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erken Teşhis Önemlidir! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Guatrda erken teşhis çok önemlidir. Geç kalınması durumunda hastalık ilerleyecek, tedavi zorlaşacak, sistemlerde yaptığı hasarlar geri dönmeyecektir. En önemli ameliyat sebebi olan kanser gelişmesi varsa tedavi çok pahalıya mal olabilecektir&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-1128850025147031116?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/1128850025147031116/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=1128850025147031116' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/1128850025147031116'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/1128850025147031116'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/04/guatr.html' title='Guatr'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-8740633484060313619</id><published>2008-04-17T12:59:00.001-07:00</published><updated>2008-04-17T12:59:52.760-07:00</updated><title type='text'>Diyabet</title><content type='html'>Şeker Hastalığı ve Komplikasyonları" &lt;aonmouseover="t_i(0)" class="'tiphref=" onmouseout="t_o(0)"&gt;İnsülin&lt;/a&gt;´in ortaya çıkması sayesinde diyabetik koma çağından, diyabetik komplikasyonlar çağına ilerledik."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sözler, şeker hastalığı konusunda zamanının önemli uzmanlarından olan E.P.Joslin´e ait. İnsülin´in keşfini izleyen dönem içinde bundan yaklaşık 70 yıl kadar önce söylenmiş bu sözler, tıp dilinde Tip 1 diabet olarak adlandırılan insüline bağımlı şeker hastalığı için söylenmiş olmakla beraber, bu gün için, İnsülin´e bağımlı olmayan yani Tip 2 diabet için de geçerlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sözlerle ne denilmek istendiğini belki anladınız. Şeker hastası olarak yaşanan yıllar çoğaldıkça, bu hastalığın neden olduğu ek sorunlar (komplikasyonlar) da artmaktadır. &lt;h2&gt;Diabetin Tipleri Nedenleri?&lt;/h2&gt;Diabet denilince, kandaki glukoz metabolizmasının bozulmasına yol açan birbirinden ayrı iki tablo anlaşılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Juvenil diabet olarak da adlandırılan tip 1 diabet, genellikle çocukluk yaşlarında ortaya çıkar. Nedeni, pankreasın beta hücrelerinin yeteri kadar insülin üretememesidir. Bilindiği gibi insülin, sindirim sisteminin gıdalardaki unlu, şekerli, nişastalı maddeleri işleyerek oluşturduğu ve kana karışmasını sağladığı glukozun, hücrelere girip kullanılmasını yani enerji üretilmesini sağlayan bir hormondur. Yeterli insülin bulunmadığı taktirde, kanda bol miktarda bulunan glukoz hücrelere giremez, hücreler açlık çekerler. Bunun aşırı olması, hücrelerin ve dolayısıyla hastanın ölümüne yol açabilir. Bu nedenle tip 1 diabeti olan hastaların, glukoz metabolizmasını düzenlemek için, ömür boyu, insülin takviyesi yapmaları gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tip 2 diabet yaşamın daha geç dönemlerinde ortaya çıkar. Pankreasın yeterli insülin üretememesinin yanısıra, vücut hücrelerinin insülinden etkilenmelerinde de bozukluk vardır. Yani kanda yeterli. hatta çoğu zaman fazla, glukoz ve insülin bulunmasına rağmen hücreler glukozu alıp kullanamaz yani açlık çekerler. Diğer bir deyişle tip 2 diabetiklerde insülin, ´glukozun kapı bekçisi´ olma görevini yapamamaktadır, dolayısıyla hücrelerin glukoza kapısı kapalıdır. Zaman içinde hastaların çoğunda insülin üreten beta hücrelerinde ilerleyici bir fonksiyon kaybı da olur. Böylece, başlangıçta şeker düşürücü haplarla (oral antidiyabetik) idare edebilen hastalar da insülin takviyelerine ihtiyaç duyar hale gelirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeker hastalığı (diabet) başlıca iki tip olmakla beraber, özellikle erişkin kişilerde görülebilen ´glukoz tolerans bozukluğu) olarak adlandırılan başka bir tablo da bulunur. Bu da zaman içinde tip 2 diabetin oluşacağının bir göstergesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelişmiş ülkelerde erişkinlerin yaklaşık %6 ila 10 kadarında tip 2 diabet. %15 kadarında da ´glukoz tolerans bozukluğu´ görülmektedir. Bu oranın gelişmiş ülkelerde artmış olmasının nedeni daha hareketsiz bir yaşam ve şişmanlığın artmasıdır. Gelişmekte olan ülkelerde de refah düzeyi arttıkça daha önceleri düşük olan bu oran, gelişmiş ülkelerdeki düzeye doğru artmaktadır. &lt;h2&gt;Nasıl Teşhir Edilir?&lt;/h2&gt;Diabet teşhisi kandaki glukoz düzeyinin ölçümü ile yapılmaktadır. Şüpheli durumlarda, halk arasında ´şeker yükleme´ olarak bilinen oral glukoz tolerans testi yapılmaktadır. Eğer kandaki glukoz düzeyi açlıkta 125 mg.ın veya 75 gr glukoz içirildikten 2 saat sonra. 200 mg.ın üzerinde ise diabet tanısı konulabilir. &lt;h2&gt;Komplikasyonları&lt;/h2&gt;İnsülin´in ilaç olarak üretilip piyasaya verilmesinden önceki dönemlerde tip 1 diabet hastalarının yaklaşık %75lik kısmı çok erken dönemde, diabete bağlı komplikasyonlardan (ek sorunlar) ölmekteydi. Diabetin komplikasyonları atardamar sisteminin en ince dallarını etkiler. Mikrovasküler sistem denilen bu damar sistemi kılcal düzeydeki damarlardır. Diabet mikrovasküler sistemdeki damarları hasarlandırdığı için, çeşitli organlar da bu mikrovasküler sistemdeki hasarlar nedeniyle etkilenirler. Etkilenen organlar arasında ilk sıraları alanlar, gözün retina tabakası, sinir dokusu ve böbreklerdir. Bu nedenle diabetik retinopati, diabetik nöropati ve diabetik nefropatiden bahsedilir. Bunlar en korkulan komplikasyonlar olan körlük, böbrek yetersizliği ve sinir sistemi hasarlarına bağlı olarak duyu ve hareket bozukluklarına yol açarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karbonhidratlı gıdaların sindirilmesiyle oluşarak kana verilen glukoz, pankreas tarafından salgılanan insülin hormonunun etkisiyle hücrelere girerek, yaşaması için gerekli enerjiyi sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Glukoz hücreye hayat verir ancak, glukozun kandaki düzeyleri uzun süreler boyunca yüksek kalırsa, atardamarların iç çeperlerini kaplayan endotel hücreleri için ölüm anlamına da gelir. İnce atardamarlarda (mikrovasküler sistem) oluşan hasar, glukoz düzeyinin yükseklik miktarı olduğu kadar yüksek kaldığı sürenin uzunluğuna da bağlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önceleri ince damarları tutan bu hasar giderek daha büyük damarları da tutabilir. Bunun sonucunda ateroskleroz (damar sertliği), kalp damarlarının hastalıkları, miyokard infarktüsü, inme gibi ciddi sorunlar görülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bütün bu sorunlar, diabetin çok titiz bir şekilde takip edilmesinin önemini ortaya koyar. Gelişmiş ve bu nedenle diabet sıklığı artmış ülkelerde körlüklerin büyük nedeni diabettir. Ayağa giden damarların tıkanmasına bağlı olarak ayak kesilmeleri, diabetli hastalarda çok sıktır. Miyokard infarktüsü ve kalp krizi nedeniyle ani ölüm şeker hastalarında 6 kat daha sık görülür. &lt;h2&gt;Eşlik Eden Hastalıklarda Önemli&lt;/h2&gt;Diabetik hastalarda komplikasyonlara yol açan en önemli etken, kandaki glukoz oranının yükselmesidir. Tip 1 yani insüline bağımlı diabette temel sorun pankreasın yeterince insülin salgılayamamasıdır. Tip 2 diabette ise hücrelerin insüline cevaplarında bozukluk yanında pankreasın insülin salgılama fonksiyonunda da ilerleyici bir fonksiyon bozukluğu bulunur. Eğer Tip 1 diabette kandaki glukoz düzeyini düzenleyici tedavi iyi düzenlenirse komplikasyonlardan büyük ölçüde korunmak mümkün olabilir. Oysa Tip 2 diabette daha hastalık teşhis edildiği anda bile tansiyon yüksekliği, kan yağları yüksekliği ve miyokard infarktüsü gibi sorunlar bulunabilir. Bu nedenle Tip 2 diabetlerde komplikasyonların görülme sıklığı çok daha fazladır. Bu nedenle Tip 2 diabetlerde kandaki glukoz yüksekliğinin kontrolunun yanısıra, kandaki yağların (kolesterol vb.) ve kan basıcının (tansiyon) da normal düzeylerde tutulmasının önemi büyüktür. Bütün bunların yanısıra Aspirin gibi koruyuculuğu kesinleşmiş ilaçların tedaviye katılması önemlidir. &lt;h2&gt;Hasta Uyumu&lt;/h2&gt;Diabet yaşam boyu süren bir hastalıktır. Bir insana tüm yaşamı boyunca uyması gereken katı kuralları kabul ettirmek çok zordur. Bunun yanısıra yüksek kan şekerinin başlangıçta hastaya zarar vermemesi, hastalığın hafife alınmasına da yol açar. ´´Benim şekerim 400´e bile çıktı bana bir zarar vermedi´´ ya da ´´Ne yaparsam 200 den aşağı indiremiyorum, benim bünyem buna alışmış artık bana bu normal geliyor´´ gibi konuşmalara çok şahit oluruz. Oysa bunların hiçbiri doğru değildir. Önceleri çok bir belirti vermeyen hastalık, damar sisteminde ciddi bozuklukları sinsi sinsi hazırlamaktadır. Komplikasyonlar belirti vermeye başladığı zaman hasar çok ilerlemiş ve çoğu zaman geri döndürülemez noktaya gelmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komplikasyonlar kadar diabetin de başlangıçta kendini göstermemesi, özellikle tip 2 diabette sık rastlanan bir durumdur. Glukoz tolerans bozukluğu aşamasından belirti veren diabet haline geçiş, çoğu zaman 8-10 yıllık bir zaman alır. Bu süre zarfında da bazı hasarlar oluşmaya başlamıştır. Bu nedenle hastalanmadan önce yapılan sağlık kontrolları (check-up) sırasında şeker hastalığı açısından titiz davranmak ve şüpheli hallerde glukoz tolerans testi yapmak önemlidir. &lt;h2&gt;Hekimlerin Sorumluluğu&lt;/h2&gt;Hasta uyumunda hekimlerin tutumunun da önemi büyüktür. Uygulanması hemen hemen mümkün olamayacak kadar katı diyetler önerilmesi, hastanın diyeti ve bazen tedaviyi de tümden reddetmesine yol açabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca bazı hekimlerde, çok ileri düzeylerde olmayan tip 2 diabeti çok önemli bir hastalık gibi görmemek eğilimi de vardır. Oysa kandaki glukoz miktarı aşırı düzeylerde olmayan şeker hastalarında bile komplikasyonlar sık görülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir rahatsızlık hissetmeyen bir insanın muhtemel sorunlara karşı önlem alması, ilaçlar kullanması ve yaşamında kısıntılar yapması zor gibi gözükmekle beraber, ileride bekleyen tehlikeleri iyi bilmek uyum sağlama açısından önemlidir. Unutmayın ki, bütün zorluklarına rağmen diabetin komplikasyonlarından korunmak, onları tedavi etmekten çok daha kolaydır.&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-8740633484060313619?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/8740633484060313619/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=8740633484060313619' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/8740633484060313619'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/8740633484060313619'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/04/diyabet.html' title='Diyabet'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-7560551564742281995</id><published>2008-04-16T09:40:00.001-07:00</published><updated>2008-04-16T09:40:32.810-07:00</updated><title type='text'>Migren « Hastalıklar</title><content type='html'>Her kesim, meslek ve yaş grubunda görülebilen migren, dünyada 10 kişiden birini esir alıyor. Daha çok kadınları seven bu şiddetli ağrılar, bazen üç gün sürebiliyor. Çarelerinden biri ise seks gibi adrenalin salgılatacak herhangi bir fiziksel egzersiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzmanlar migrenle başa çıkmak için öncelikle bu hastalığı çok iyi tanımak gerektiğini belirtiyor. Ancak migreni tanımak için de kişinin kendini iyi tanıması ilk şart olarak öne sürülüyor. Çünkü migren hastalığı ve seyri, kişiye göre değişiyor.&lt;br /&gt;Bir başka deyişle herkesin migreni, tıpkı parmak izi gibi kendine özgü. Bu hastalığın nedenleri de herkeste çok farklı olabiliyor. Kiminin migreni çok uzun süre uyuduğu zaman ortaya çıkıyor, kimininki egzersizde aşırıya kaçtığı zaman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii hafifletme, geçirme yöntemleri de buna göre değişiyor. Bazıları karanlık bir odada uzanarak ağrıyı hafifletebiliyor, bazıları deliler gibi spor yaparak, migren krizini ağırlaşmadan atlatabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Migren ağrısı genellikle normal bir baş ağrısı gibi başlayabilir ve şiddeti gittikçe artabilir. Bir süre sonra zonklayıcı, çok kötü bir ağrı halini alabilir. Hareket etmek, ışık veya gürültü, ağrıyı şiddetlendirebilir. Genellikle başın tek bir tarafı ağrır. Zaman zaman da bütün başın ağrıdığı görülür. Bazı insanlar migren krizi sırasında kafalarının patlayacakmış gibi olduğunu hissettiklerini söyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafatasının bir bölümü başka bir nedenle açılan bir kadın, hastanede geçirdiği migren atağı sırasında gözlemlenmiş. Kadının beyni, sanki içerden itiliyormuşçasına dışarı doğru uzamış. Atağın en üst noktasında, beyin tıpkı bir kalp gibi atmayı bırakmış ve kadın hemen ardından kusmuş, sonra da uyumuş. Bu arada gerilmiş beyin de eski normal haline dönmüş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Migreni başlatan faktörler arasında stres, alkol, çikolata gibi yiyecekler, hormonlar ve fiziksel sorunların yanı sıra, çok ya da az uyumak da bulunuyor. Migren öncesi yaşanan belirtilere, şöyle üstünkörü bir tanımla, halüsinasyonlar da denebilir. Bunlar, duyuların herhangi birini etkileyebilir; görme, koku, duyma, tat alma veya dokunma ya da bilinç halinde bir farklılık olarak da kendini gösterebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı insanlar bunları sadece görsel olarak yaşar; bazılarında ise gerçeklik duygusu sarsıntıya uğrar. Bunlar o kadar rahatsız edici olabilir ki, insanların çoğu bu yakınmalarından sözetmekten hoşlanmaz. Bu yüzden de sanıldığından daha da yaygın olabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serotonin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Migren ağrısını geçirebilen ilaçların çoğunluğu, aynı zamanda, serotonin düzeyini de etkileyen ilaçlar. Serotonin, beyne mesaj ileten bir kimyasaldır. Beyinde serotonin kimyasalı salındığında kan damarları kasılır, yani daralır. Ama serotonin düzeyi düştükçe, damarlar da geniş ler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Migren atağından önce serotonin düzeyi yüksek olur, atak geçtikten sonra da düşük olur. Açlık, yorgunluk, stres, yemek, ışık ve ilaçlar, hepsi serotonin düzeyini etkiler. Serotonin düzeyini düşürenler, stres ve düşük kan şekeriyken, yükseltenler de oksijen, kusma, içinde 'amin'ler bulunan gıdalar; örneğin peynir, çikolata ve portakal, mandalina, bir de içinde 'tryptophan'adındaki amino asit bulunan gıdalar, örneğin süt ve hindi etidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun dışında serotonin düzeyini, çeşitli hormonlar da etkiler. Örneğin kadınlık hormonu östrojende bir artış, serotonin düzeyinde de bir artışa neden olur. Ama tam tersine, kadınların adet görmeleri sırasında, östrojen hormonlarında düşüş olması, serotonin düzeyini de düşürür ve bu durum, kan damarlarının genişlemesi sonucu, kadınlarda migren başlamasına neden olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne Yapmalısınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok su için, bardak bardak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şekerli çay veya kahve için. Kafein kan damarlarınızı daraltacak, şeker de enerji verecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ellerinizin sıcak olduğunu hayal edin veya kafanızda diğer gevşeme yöntemlerini canlandırın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karanlık ve sessiz bir odada uzanın, dinlenin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadi, egzersiz zamanı... Ya zıp zıp zıplayın, ya da seks yapın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açık havaya çıkın, özellikle sıcak ve boğucu bir odada iseniz. Bazen açık havada yürümek migreni tamamen kesebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ilık bir banyo alın ya de ellerinizi sıcak suya sokun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başınıza, ensenize ve omuzlarınıza masaj yapın veya akupressure noktalarına basınç uygulayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Planlarınızı değiştirin. Randevunuz varsa erteleyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B3 vitamini alın. Buna niasin veya niasinamid de derler. Ama dikkat edin, bu madde, kan damarlarını genişletir ve bu yüzden migrenin tam ortasında alırsanız, ağrıyı daha da şiddetlendirebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aromaterapi deneyin, örneğin kokulu yağlarla masaj yapın. Eğer deneyimli bir aromaterapiste danışabilirseniz, şakaklarınıza masaj yapmanız için size uygun kokulu bir yağ önerebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Migrene Neden Olan Yiyecekler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çikolata, kakao, alkol, füme et, salam, sosis, tuzlama ve füme balık, av eti, fasulye, bezelye, soğan, zeytin, sütlü çikolata, sıcak mayalı ekmek, peynirli kraker veya ekmek, dil peyniri, avakado, incir, erik, kuru üzüm, çikolatalı dondurma ve pastalar&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-7560551564742281995?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/7560551564742281995/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=7560551564742281995' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/7560551564742281995'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/7560551564742281995'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/04/migren-hastalklar.html' title='Migren « Hastalıklar'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-4184930102948714056</id><published>2008-04-16T09:39:00.001-07:00</published><updated>2008-04-16T09:39:46.495-07:00</updated><title type='text'>Artrit « Genel</title><content type='html'>&lt;p id="icerik"&gt;&lt;strong&gt;Artrit nedir?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Bir veya birden fazla eklemin iltihaplanmasına ya da dejenere olmasına yol açan bir hastalıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Romatizma nedir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Romatizma genellikle çok değişik ve çeşitli, çok kez de belirsiz kas, eklem, kas kirişi, bursal ve kas-iskelet sisteminin başka kısımlarında duyulan sancı ve acılara denmektedir.&lt;br /&gt;Artritin en genel türleri hangileridir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a.  Romatizmal artrit.&lt;br /&gt;b.  Osteoartrit (Eklem artriti).&lt;br /&gt;c.  Gut artriti.&lt;br /&gt;d.  Travmatik artrit.&lt;br /&gt;e.  Bakteriyel artrit.&lt;br /&gt;f.   Kimyasal veya hormonal düzen bozukluğundan ileri gelen artrit.&lt;br /&gt;Artritin tedavisinde kortizonun rolü nedir?&lt;br /&gt;Kortizon, çok kişinin sandığı gibi her derde deva olmaktan çok uzaktır. Günümüzde artrit hallerde kortizon kullanılması, birçok artrit hallerde görülen  sancı  şişkinlik  ve  yetersizlik  tesirlerini azaltmakta faydalı olduğundandır. Üstelik kortizon, ancak başka daha az tehlikeli olan tedavi usullerini hastanın sancılarını yeterli derecede hafifletemediği zamanlarda kullanılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kortizon, artritik bir durumu tedavi edebilir mi?&lt;br /&gt;Hayır. Ancak bir rahatlama sağlar; fakat hastalığın temelini teşkil eden sebebin tedavisinde bir yararı olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kortizon, eklem zedelenmesini önleyebilir mi?&lt;br /&gt;Son yapılan bilimsel araştırmalar kortizonun bu yolda yararlı olmadığını göstermiştir. Ancak, bu alanda yetkili olan bazı uzmanlar bunun aksini iddia etmektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kortizon kullanılması güvenilir midir?&lt;br /&gt;Evet, ama tam bir tıbbi kontrol altında kullanılması şartı ile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artrit tedavisinde aspirin ne rol oynar?&lt;br /&gt;Belirtileri hafifletmek için kullanılacak en iyi ilaçlardan biridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tıbbi kontrol olmadan aspirinin uzun süreler kullanılması doğru mudur?&lt;br /&gt;Hayır. Aspirin kullanılması birçok yan tesirlere yol açabilir. Ancak tıbbi kontrol altında kullanılması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salisilatlar nedir?&lt;br /&gt;Artrit belirtilerini hafifletmeye yararlı ve aralarında aspirin de bulunan bir ilaç kategorisidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artrit tedavisi için yararlı başka ilaçlar hangileridir?&lt;br /&gt;Artritteri mustarip olanlara "Indocin» ve "Motrin» adındaki iki ilaç çok iyi gelmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aspirin,   eczanelerde satılan ve büyük   reklamları yapılan   patentli ilaçlar kadar tesirli midir?&lt;br /&gt;Evet.&lt;br /&gt;Artritten rahatsız olan hasta perhizlerden yararlanabilir mi?&lt;br /&gt;Genellikle perhizler tesirsizdir. Bunun bir istisnası gut'ta vardır. Düşük bir "purine» perhizi krizlerin sayısını azaltabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dişlerin çekilmesiyle artrit hafifler mi?                                          &lt;br /&gt;Genellikle hayır. Bazı dişlerin çekilmesi ancak artritin onlardan geldiği tespit edildiği zamanlar doğru olabilir. Sağlam dişlerin çekilmesi katiyyen doğru değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bademciklerin alınması artrite yardımcı olabilir mi?&lt;br /&gt;Yukarıdaki cevap bu soru için de geçerlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İklim değiştirilmesi artrite yardımcı olabilir mi?&lt;br /&gt;Bazı artrit hastaları, ılık ve kuru bir iklimde daha rahat ederler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artrit tedavisinde kaplıcalar ne derece yardımcı olabilir?&lt;br /&gt;Kaplıcaların tedavi nitelikleri yoktur. Ancak dinlenme, rahatlama, psikoterapi ve çevre değişikliği gibi faktörlerin bir araya gelmesiyle hastalar kaplıcalardan nispeten yararlanabilirler. Kaplıcalarda. ki mineral sularda banyo yapmanın veya bunları içmenin artrite yararlı olabileceğine dair bilimsel hiçbir delil yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kabızlık artrite tesir eder mi?&lt;br /&gt;Hayır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ara sıra müshil almak artrite yardımcı olabilir mi?&lt;br /&gt;Ancak geçici bir rahatlama getirebilme bakımından evet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalınbağırsağa ait "irrigation»lar artrite yararlı mıdır?&lt;br /&gt;Hayır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artrite yararlı olabilecek aşılar bulunmuş mudur?&lt;br /&gt;Şimdiye kadar bulunmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antibiyotikler artrite yardımcı olabilir mi?&lt;br /&gt;Ancak artrit belsoğukluğu veya streptokok enfeksiyonu gibi bakteriler yüzünden ileri gelmişse yararlı olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cerrahi yolla, artritten zarar görenler iyileştirilebilinir mi?&lt;br /&gt;Evet. Son yıllarda artritten sakatlığa uğrayanların sakatlanan uzuvların eski haline getirilmesi ve düzeltilmesi için başarılı cerrahi müdahale yolları geliştirilmiştir. Bu gibi müdahaleler kronik artrit sakatlıklara uğrayanlara çok yararlı olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ROMATİZMAL ARTRİT&lt;br /&gt;Romatizmal artrit nedir?&lt;br /&gt;Romatizmal artrit gençlerde görülen özel tip bir artrit türüdür ve kadınlarda erkeklerden bire-üç oranında fazla rastlanmaktadır. Karakteristikleri değişik oranlarda. şişkinlikler, sancı, iltihaplanma ve eklem dokularının sakatlanmalarıdır. Hastalık kronik olup hastalık boyunca bazen sakinleşmek, bazen de şiddetlenme belirtileri gösterir. Hastalık ilerleyen nitelikte ise ve tedaviye başvurula-mazsa ciddi sakatlıklar ve şekil bozukluklarına neden olabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romatizmal artrit en çok hangi oynaklarda görülür?&lt;br /&gt;Parmak eklemlerinde, bileklerde, dizlerde, ayak bileklerinde ve omurga kemiğinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romatizmal artrit eklemlerdeki belirtilerden başka belirtiler de gösterir mi?&lt;br /&gt;Evet. Nöbet, zafiyet, kilo kaybı, gibi belirtiler eklemlerdeki belirtilerle birlikte kendilerini gösterebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romatizmal artritin sebebi nedir?&lt;br /&gt;Romatizmal artritin nedeni bilinmemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romatizmal artritten rahatsızlanmış hastaların durumu ne olabilir?&lt;br /&gt;Tedavi olmadıkları takdirde bu gibi hastaların yaklaşık % 10-15'i ilk nöbetten sonra kendiliklerinden iyileşirler ve kriz yenilenmez. % 35'i iyileşme gösterirler ve kendilerinde hafif belirtiler kalır. Yaklaşık % 50'sinde ise inatçı, ilerleyen ve sakatlık yapan eklem sakatlığı izleri kalır. % 20'si er geç ciddi derecede sakat kalırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romatizmal artritin tedavisi nedir?&lt;br /&gt;a. Genel tedavi usulleri arasında yeterli derecede dinlenme, mümkün olduğu oranda duygusal sıkıntılardan kaçınma ve denge] " bir perhizin devamı mümkündür.&lt;br /&gt;b.  Hastalanmış olan eklemlere banyo ve diatermi gibi lokal psiko terapi tedavi usullerinin tatbiki.&lt;br /&gt;c.  Aşağıda gösterilen ilaçların kullanılması:&lt;br /&gt;1  &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-4184930102948714056?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/4184930102948714056/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=4184930102948714056' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/4184930102948714056'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/4184930102948714056'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/04/artrit-genel.html' title='Artrit « Genel'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-2859756094793153179</id><published>2008-04-16T09:38:00.001-07:00</published><updated>2008-04-16T09:38:16.138-07:00</updated><title type='text'>Kromozom « Anatomi</title><content type='html'>&lt;p id="icerik"&gt;Çok ilkel olan yaratıklar (mikroplar vb.) ile özel ödevlere çok uymuş bazı hücreler (kandaki alyuvarlar) dışında, canlıları meydana getiren bütün hücreler bir —bazen daha çok sayıda— çekirdek (nukleus) sahibidir. Çekirdeğin içinde, canlının özelliklerinin ondan türeyen kişilere geçmesini sağlayan bileşikler ihtiva eden cisimcikler vardır. Bu cisimciklere kromozom adı verilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kromozom, kroma (renk) ve soma (cisim) sözcüklerinden türetilmiş bir deyimdir. Hücre bazı özel boyalarla boyandığı zaman bu cisimlerin çok belirli hale gelmeleri, bu ismin verilmesinin nedenidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her türün kendine öz bir kromozom sayısı vardır. Bir türe ait bir canlıda türünden çok ya da az sayıda kromozom bulunması çoğu kez bir gelişim bozukluğunun belirmesine yol açmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1960'ta toplanmış olan Denver konferansında insandaki kromozomlar gruplara ayrılarak sınıflandırılmış ve her grupta bulunan kromozomlar da numaralanmışlardır. Böylece bir bilim adamı, bir insanda herhangi bir kromozomda bir fazlalık veya eksiklik veya şekil değişikliğinden söz açtığı zaman diğerinin neden bahsedildiğinden anlaması mümkün olmuştur.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-2859756094793153179?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/2859756094793153179/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=2859756094793153179' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/2859756094793153179'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/2859756094793153179'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/04/kromozom-anatomi.html' title='Kromozom « Anatomi'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-6745121922491711830</id><published>2008-04-12T13:52:00.004-07:00</published><updated>2008-04-12T13:53:06.759-07:00</updated><title type='text'>Kadınlarda Kısırlık « Kısırlık</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Kadınlarda kısırlığın genel nedenlerinden bazıları hangileridir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;a.  Yumurtlama yapamamak. Bu Turner sendromunda görüldüğü gibi, kromozomlarda doğuştan bir bozukluktan meydana gelebilmektedir. Ayrıca, aslında normal, olan bir kadında sonradan gelişmiş bir anormallikten de meydana gelebilir.&lt;br /&gt;b.  Fallop tüplerindeki bir enfeksiyondan veya bu tüplerin doğuştan bir tıkanıklığından.&lt;br /&gt;c.  Salgı bezlerinde dengesizlik. Özellikle hipoıız salgı bezlerinde, tiroidde, böbreküstü bezlerinde ve yumurtalıklarda.&lt;br /&gt;d.  Spermanın serviksten giremeyip rahme varamamasından. Bu durum rahmin girişi olan servikste bir engelleme veya enfeksiyon olmasından meydana gelebilmektedir.&lt;br /&gt;e.  Çok kez anlaşılması güç psikolojik faktörler. Ancak, şu bilinmektedir ki, bazı kısır kadınlar psikoterapi tedavisinden sonra çocuk doğurabilmişlerdir.&lt;br /&gt;f.  Hiç anlaşılmayan nedenlerden bazı kadınların çocuk doğuramadıkları görülmektedir. Günümüzde bilim adamları kromozom, gen ve hücre yapıları hakkındaki bilgilerini her gün daha fazla artırmalarıyla, gerek bu tür kadınlar, gerekse kısırlık hakkında yeni bilgilerin elde edileceğine hiç kuşku yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bir kadının döllenmesini engellemek için bütün bu faktörlerin bulunması gerekli midir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Tabiatıyla hayır. Bu faktörler tek veya bileşik olarak bulunmalıdır. Şu bilinmelidir ki, kısırlık bir terimdir ve asgari ölçüde bileşik faktörler, önemli tek faktör kadar kısırlıkta tesirli olabileceklerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bir ay içindeki "doğurganlık devresi" hangisidir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Yumurtlama olduğu adet döneminin ortası. Yirmi sekiz gün olan&lt;br /&gt;bu dönemde, doğurganlık devresi genellikle adet olduktan on iki ile on altı gün sonrasıdır. Bu aslında evrenin ve adetin uzunluğuna bağlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bir ay içindeki "kısır devre" hangisidir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Dönemde adet gelmesinden yedi ila dokuz gün öncesi ve adet bittikten hemen gelen üç ile beş gün arası. Bu da, devre ve adet süresinin uzunluğuna bağlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ayın kaç gününde gebe kalma mümkün olacaktır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Sağlıklı sperma dölyoluna yumurtlamadan iki gün önce ve en geç iki gün sonra yerleşmiş olması gerektiğinden, bir yumurtanın döllenmesi ancak yirmi sekiz günlük devrenin dört gününde olabileceği meydana çıkmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Doğurganlık"   veya   "kısırlık"   dönemleri tam olarak tespit edilebilmekte midir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Adetleri normal olan bir kadında, bazal vücut ısısı grafiklerini günü gününe kontrol etmekle devreler çok az bir yanılma payıyla belirlenebilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bir kadının yumurtlamamakta olduğu nasıl anlaşılabilmektedir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;a.  Adet tarihçesini yakından incelemekle ve meydana çıkacak düzensizlikleri dikkate almakla.&lt;br /&gt;b.  Bazal ısı derecelerinin birkaç aylık bir süre kaydedilmesiyle meydana gelen grafik, kadının yumurtlayıp yumurtlamadığını gösterecektir.&lt;br /&gt;c.  Adet beklenmeden kısa bir süre önce rahmin iç çeperinden bir biyopsi alınıp (endometrial biyopsi) incelenmesiyle kadın doğum uzmanı, yumurtlama halinin gerçekleşip gerçekleşmediğini tespit edebilecektir.&lt;br /&gt;d.  Dölyolundan alınacak "smirler" mikroskop altında incelenmesiyle kadının yumurtlayıp yumurtlamadığı tespit edilebilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bir kadın yumurtlayamadığı takdirde başarılı bir şekilde tedavi edilebilir mi?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Evet. Vakaların büyük çoğunluğunda salgı bezleri incelenmesiyle yumurtlamama nedeni tespit edilebilecek ve gerekli hormon tedavisine başvurulabilinecektir. Bunun için hipofiz, tiroid, böbreküstü bezlerinin ve yumurtalıkların incelenmesi gerekecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Rahim içzarı biyopsisi (endometrial biyopsi) nasıl yapılmaktadır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bu doktor muayenehanesinde, yapılan bir işlemdir. Dölyoluna bir spekulum sokularak serviks bir kıskaçla tutulmaktadır. Bundan sonra serviks yoluyla rahme ufak metal aygıt sokularak rahim, iç-zarından bir parça kazıntı alınmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Endometrial biyopsi, sancılı bir işlem midir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Biraz rahatsızlığa neden olmaktaysa da, birkaç dakikadan fazla sürmemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bir endometrial biyopsi yapılmadan önce ne gibi tedbirler alınmalıdır?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Biyopsi yapılırken kadının gebe olmadığını bilmek önemlidir. Bunun için son adet devresinden sonra, biyopsi alınıncaya kadar kadının cinsel temasta bulunmaması gereklidir. Bu tedbirlere, erken bir gebeliğin biyopsiden zarar göreceğinden ihtiyaç duyulmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bir endometrial biyopsi alındıktan sonra hastada iki veya üç gün kanama olması normal midir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Evet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Fallop tüpleri tıkanmasının en sık görülen nedenleri hangileridir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;a.  Pelvis organlarının önceden iltihaplanmış olması. Bu hal genellikle gonoreden, veremden veya başka bir mikroptan ileri gelmektedir.&lt;br /&gt;b.  Peritonit, çoğunlukla patlayan bir apandisite tali olarak.&lt;br /&gt;c.  Gerginliğin ve duygusal faktörlerden Fallop tüplerinde meydana gelen spazmlar.&lt;br /&gt;d.  Rahmin üst kısmında yer alan Fallop tüpleri girişini tıkamakta olan bağ dokusu ve adale urları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tıkanmış olan tüpler nasıl teşhis edilmektedir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;a.  Rubin testini yapmakla. Bir gaz (karbon dioksit) serviksten rahim boşluğuna pompalanmaktadır ve gazın karın bölgesi boşluğuna girmiş olduğu kaydedilmektedir.&lt;br /&gt;b.  Rahim boşluğu ve tüplerin ana hatlarını görebilmek için servikse, röntgen ışınlarını geçirmeyen (radio-opak) bir madde şırınga edilir ve sonra bu kesimin röntgen filmi alınır. (histerogram).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Rubin testi nasıl yapılmaktadır?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Doktorun muayenehanesinde yapılmaktadır. Hastaya adet devresi geçtikten beş ile yedi gün arası sonra gelmesi bildirilmektedir. Muayene masasında serviks meydana çıkarılarak bir kıskaçla maktadır. Serviks kanalına ince bir tüp sokulur. Bu tüp yan tarafı karbon dioksit bulunan bir kaba ve bir bant makinesine (kayıt makinesi) bağlanır. Karbon dioksit gereken baskı ile rahme iletilir. Bu gaz için tek çıkış yolu Faliop tüpleri ile karın boşluğuna gidiştir. Eğer tüpler açıksa, gaz karın boşluğuna kaçmakta v kaydedilen baskı işareti düşüş kaydetmektedir. Eğer gaz boşluğuna varamamakta ise, makine üzerindeki baskı yeri lir veya yükselir. Karın bölgesi bir stetoskop ile dinlendiği gazın tüplerden geçişi duyulabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Eğer tüpler açıksa, hasta Rubin testi yapılırken sancı duyacak mıdır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Evet. Karın boşluğuna giren gaz omuz bölgesinde beş ile on arası sürecek sancılara neden olacaktır. Bu sancı ciddi olmasa bir süre içerisinde kendiliğinden kaybolacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Rubin testinin yapılmasında bir tehlike olabilir mi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Eğer gerekli tedbirler alınmışsa, testin yapılmasında bir mahsur meydana çıkması için hiçbir neden yoktur. Bazı hallerde, Fallop tüplerinde iltihap bulunduğu takdirde, bu testin yapılması durumu ağırlaşabilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bir Rubin testinden sonra hasta karı-koca ilişkilerine devam edebilecek midir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Test yapıldıktan iki gün sonrasına kadar cinsel temasa izin verilmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Histerogram nasıl yapılmaktadır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bu test aslında Rubin testi gibi yapılmaktadır. Tek farkı radio-opak madde serviksten konmakta ve sonuçlar röntgen filmleri alınmakla elde edilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Histerogram yapılmadan önce ne gibi tedbirlerin alınması gerekli olmaktadır?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Dölyolunda, rahimde ve Fallop tüplerinde herhangi bir enfeksiyonun bulunmadığı tespit edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tıkanmış olan tüplerin açılması mümkün olmakta mıdır?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Evet. Vakaların yaklaşık yüzde yirmisinde "tuboplasti" olarak adlandırılan bir ameliyatla tüpler yeniden açılabilmektedir. Bazı hallerde, Rubin testinin yapılmasında, tüpler genişleyeceğinden tıkanma durumu da ortadan kalkacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tıkanmış tüplerin açılması için yapılan ameliyatlar başarılı olmakta mıdır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Vakaların yaklaşık olarak % 10-20'sinde başarı elde edilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tüpler spazm veya duygusal faktörlerden tıkanmışsa ne yapılabilmektedir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Antispazmodik ilaçların verilmesi ve hastanın duygusal problemlerinin tedavisine gidilmekle, çok kez spazm hali ortadan kalkmakta ve tüpler açılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Salgı bezi hormon dengesizliği kısırlığa nasıl yol açmaktadır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kadının yumurta yapmasını önlemekle veya döllenmiş yumurtanın rahim çeperine yapışması için gereken atmosferi yaratmamakla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Salgı bezi dengesizliği bulunup bulunmadığını tespit edebilecek özel testler var mıdır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Evet. Kan ve idrarla yapılabilecek özel hormon testleri vardır. Ayrıca bazal metabolik oranı testi ve kimyasal analizler dengesizliği bulunup bulunmadığını gösterebilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Salgı bezi dengesizliği düzeltilebilir mi?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Evet. Bazı vakalarda, gerekli hormonlar tedavisi ile, bu dengesizlik giderilebilecektir. Bu gibi vakalar en iyi şekilde bir hormon uzmanı tarafından tedavi edilebilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Serviks çok kez sağlıklı bir spermanın rahme girmesini önleyebilir mi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Evet. Bu hal çok kez serviksin enfekte veya kalın mukozalar ile tıkanmış olduğu zaman meydana gelmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Spermanın servikse nüfuz gücünü ölçebilecek testler var mıdır?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Evet. Sperma dölyoluna girdikten sonra Huhner testi yapılmaktadır. Hasta cinsel temastan yaklaşık iki saat sonra doktor muayenehanesine gelmektedir. Dölyolu kanalından ve serviksten alman örnekler mikroskop altında incelenmektedir. Normal bir sperma analizi bulunduğu zaman, dölyolundaki sperma ile serviksteki sperma arasında yapılacak bir mukayese, spermanın servikse nüfuz gücü hakkında gerekli bilgiyi verebilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Cinsel temas sırasında yanlış pozisyon almaktan veya "tipped" bir rahimden dolayı, sağlıklı spermanın serviksten geçememesi halleri olabilmekte midir?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Evet, böyle haller meydana gelebilmekte ve normal döllenmeyi engelleyebilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Böyle bir durum varsa bu değiştirilebilir mi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Evet, cinsel temasta pozisyon değiştirebilecek veya spermanın suni bir yoldan servikse yerleştirilmesiyle durum değiştirilebilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Eğer sperma serviksteki bir enfeksiyondan dolayı buradan geçememekte ise, bu durum düzeltilebilir mi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Evet, serviksin elektrikle yakılması ve enfeksiyonu ortadan kaldırmak için antibiyotik ilaçların kullanılmasıyla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Fazla asitli olan bir dölyolu, döllenmeyi önleyebilir mi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Evet. Fakat bu hal ilişkiye girişilmeden bikarbonatlı soda ile bir şırınga yapılarak düzeltilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Rahimde bulunan fibroidler kısırlığa neden olabilir mi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Evet. Eğer fibroidler, rahim iç zarının hemen altında bulunmaktaysa veya Fallop tüplerini tıkamaktaysa, sperma yumurtaya ulaşamayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yumurtalıklarda bulunan kistler kısırlığa neden olabilir mi?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Evet, eğer kistler hormon üretimi ve dengesini bozmakta olan tiplerdense. Bu gibi kistler ameliyatla alındıktan sonra gebelik hali çok kez gerçekleşmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Eğer kısırlığın duygusal faktörlerden ileri geldiği sanılmaktaysa, bu durum nasıl tedavi edilebilinmektedir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bu gibi hallerde psikoterapinin çok yararlı olduğu ve bu tedaviden sonra kadınların gebe kaldığı görülmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kadında kısırlık sık sık ve uzun süre gebeliği önleyici j eller kullanmaktan ileri gelebilmekte midir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hayır. Bu maddelerin kullanılmasına son verildikten sonra, bunların kullanılmış olmasının gebe kalmayı önlediği hiç görülmemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Uzun süre gebeliği önleyici hapların alınması, bunların alınması durdurulduktan sonra gebeliği önleyebilecek midir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Genellikle hayır. Ancak bazı hallerde hapların uzun süre alınmasıyla, bunların alınması durdurulduktan sonra birkaç ay için, kadın gebe kalamayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kısırlık fazla cinsel temastan meydana gelebilir mi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hayır. Ancak sperma sayıları az olan erkekler haftaca iki kereden fazla cinsel temasta bulunmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Suni döllenme ne demektir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kadının eşinden veya bir vericiden (donörden) alman canlı spermanın serviks civarına suni şekilde zerk edilmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Suni döllenme ne zaman yapılmaktadır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;a. Huhner testi yapıldığı zaman erkeğin spermasının sağlıklı olduğu halde servikse nüfuz edemediği saptandığı zaman. Bu gibi hallerde sperma toplanmakta ve kadın doktoru tarafından servikse zerk edilmektedir.&lt;br /&gt;b. Erkeğin kısır olduğu tespit edildiği zaman, başka deyimle kadının eşinin sağlıklı sperması bulunmadığı zamanlar. Bu gibi hallerde kadın ve eşi kabul ettikleri zaman bir vericinin (donörün) sperması kullanılmaktadır.&lt;br /&gt;Suni döllenme nasıl yapılmaktadır?&lt;br /&gt;Hasta muayenehaneye anlaşılmış bir saatte gelir. Hasta muayene masasına yatırılır ve dölyoluna bir "speculum" sokulur. Eşinden veya bir vericiden alman canlı spermalar bir şırınga ile serviks açılışına enjekte edilir. Bundan sonra spermanın serviks ile temasta kalmasını temin için serviks ölçüsünde bir kapak yerleştirilerek yaklaşık yarım saat orada bırakılır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Suni döllenme ayın hangi zamanında yapılır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Muayeneyle hastanın yumurtlama devrinde olduğu belirlendiği zaman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Suni döllenme kaç kere yapılmalıdır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bir adet devresi içerisinde üç gün sıra ile her gün yapılmalıdır. Bu suni döllenmeler yumurtlama devresinin hemen öncesinden yumurtlama devresinde ve hemen sonrası yapılmalıdır. Bu işlem dört ile altı ay arası her ay devam ettirilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Suni döllenmelerin başarı oranı nedir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Vakaların yaklaşık % 30'unda başarı sağlanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sperma vericisi Cdonörü) nasıl seçilmektedir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Verici, muayenede sağlıklı bir kişi olduğu tespit edilmiş bir kişi olmalıdır. Vericinin ailesinde kalıtımsal fiziki veya akli hastalıklar bulunmadığı tarihçesini incelemekle tespit edilmiş olmalıdır. (Bu vericiler genellikle üniversite öğrencileri, tıp talebeleri veya asistanları arasından seçilmektedir.) Kadın ve kocası vericinin kimliğini bilmemelidir. Verici de kadın ve kocanın kimliklerini bilmemelidir. Tercihan bir avukatın bulunmasıyla bu gibi bir anlaşma doktor tarafından temin edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Suni döllenmelerde ne gibi tehlikeler meydana gelebilir?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Fiziki hiçbir tehlike mevcut değildir. Ancak bir verici kullanıldığı zaman kocada duygusal zararların meydana gelmesi söz konusu olabilir. Ayrıca kanuni ve dini zorluklar da meydana çıkabilir; suni döllenme yapılması kararlaştırılmadan önce bunların hepsinin göz önüne alınması gereklidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Erkekte kısırlık önemli bir faktör müdür?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Evet. Erkeğin onayı alınmadan kısırlıktan kurtulma için girişilecek büyün uğraşlar yersiz ve atılmaması gereken adımlar kategorisine girmektedir. Çocuksuz bütün evliliklerde kısırlık % 30-40 oranında erkekten gelmektedir. Bütün çocuksuz evliliklerde koca hakkında üroloji uzmanı tarafından detaylı bir araştırma yapılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Erkekte kısırlık neden meydana gelmektedir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kısır bir erkekte, yumurtayı dölleyecek normal ve aktif ölçüde sperması bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Erkekte kısırlık ile iktidarsızlık arasındaki fark nedir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kısırlık döllemenin tamamen imkansız olan bir halidir. Erkekte bu hal, ifraz edecek spermanın bulunmamasıdır. İktidarsızlıkta ise döllenme mümkün olmakla beraber, eksik sperma sayısından dolayı bu ihtimal çok zayıftır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sperma sayısı ne anlama gelmektedir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Yaklaşık bir çay kaşığını dolduracak kadar olan salgıda normal olarak bir santimetre küpte altmış milyon sperma bulunmaktadır. Bu sayı salgının mikroskop altında incelenmesiyle tespit edilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Salgının incelenmesinin başka önemli tarafları da var mıdır?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Evet. Spermanın hareketliliği, anatomik görünüş ve karakteristikleri de önemle kaydedilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sperma bulunmayışının genel nedenleri hangileridir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;a. Erkeklerde bazı gelişme anormallikleri vardır ki, bunlar sperma üretme imkanı olmadan doğmalarına yol açabilir. Bu durumlar son zamanlarda kromozomlar ve genler üzerinde araştırmalarla aydınlığa kavuşmuştur.&lt;br /&gt;b. Yaşlanma çok kez testislerin sperma üretme yeteneklerini kaybetmesiyle birlikte gelmektedir. Bu erkekler arasında çok değişik olmakta ve bazı erkeklerde seksen ile doksan yaşlarına kadar meydana gelmemektedir.&lt;br /&gt;c. Orsit. Testisin cerahatlanması, sperma üretmesinin durmasına neden olabilir. Bu hastalık çok kez ergin bir kişinin kabakulak olmasından sonra meydana gelebilmektedir. Bazı başka enfeksiyonlarda da bu tür erkek kısırlığına neden olabilmektedir.&lt;br /&gt;d.  Testisten spermayı fışkırtacak olan organa kadar giden yolda engellemelerden dolayı da sperma eksik olabilir. Gonore gibi önce gelişmiş olan bir enfeksiyon da testisten sperma torbasına giden geçit yolunu (vas deferans) tıkamış olabilecektir.&lt;br /&gt;e.  Tabiatıyla testisler yoksa veya inmemişse sperma olmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Testislerin sperma üretip üretemeyeceği nasıl belli olur?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Testis biyopsisi diye adlandırılan basit bir ameliyatla. Testis dokularından bir parça alınır ve incelenmek üzere laboratuara gönderilir. Vakaların büyük çoğunluğunda bu işlemlerle testisin sperma üretip üretmeyeceği tespit edilebilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Testis biyopsisi nasıl yapılmaktadır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bu işlem hastanedeki ameliyat odasında hafif bir genel anestezi altında yapılmaktadır. Skrotum derisine ufak bir ensizyon yapılmakta ve buradan küçük bir parça kesilerek alınmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Eksik veya azalmış sperma neden meydana gelmektedir?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Sperma miktarında normal bir azalma fazla sayıda cinsel temas, takatsizlik getirecek genel bir hastalık, cerrahi müdahaleler ve vücudunun takatini geçici olarak kesebilecek bütün durumlarda meydana gelebilecektir. Bu gibi az sperma sayıları geçici süreli olabilir. Ancak, başka hallerde erkek bütün başka yönlerde normal bulunmaktaysa da sperma sayısı az olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Az sperma sayısının en genel sebepleri nedir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;a.  Guddelerde veya iç salgı bezlerinde düzensizlik.&lt;br /&gt;b.  Kabakulağa, gonoreye, vereme veya başka hastalıklara tali olarak testislerin iltihaplanması.&lt;br /&gt;c.  Testisin büzülmesi ile sonuçlanan testis hastalıkları (körelme) dolaşımı engelleme halleri gibi.&lt;br /&gt;d.  Yaşlanma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Cinsel iktidar ile kısırlık arasında bir ilişki var mıdır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Evet. Yetersiz dikleşebilmek (yetersiz ereksiyon) dölyoluna tam girişi önleyebileceğinden tabiatıyla döllenmeyi engelleyebilecektir; çünkü sperma gerektiği şekilde yerleştirilemeyecektir. Bu sperma sayısı tamamen normal olan durumlarda da böyle olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bir erkek aynı zamanda iktidarlı ve kısır olabilir mi?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Evet. Birçok erkek normal olarak cinsel temas yapabilmekte, fakat salgılarında canlı sperma bulunmamaktadır. Bu gibi erkekler iktidarlı oldukları halde, aynı zamanda kısırdırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İktidarsızlığın bazı genel nedenleri hangileridir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;a.  En çok rastlanan neden psikolojik sıkıntıdır.&lt;br /&gt;b.  Üreme organlarında lokal hastalıklar.&lt;br /&gt;c.  İhtiyarlık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sperma sayıları düşük olan erkeklerin yeterli diyet ve.vitamin almaları önemli midir?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Evet. Bu gibi erkekler diyetlerinin yeterli oranda bulunması için gerekli vitaminleri almaları gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Erkeklerde kısırlık tedavisi başarılı olmakta mıdır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Evet. Bazı vakalarda. Eğer problem düşük sperma sayısı ise bazı hormon tedavileriyle bu sayı artırılabilmektedir. Eğer bir "variko-sel" varsa çok kez bunu düzelten bir ameliyat sonucu erkek kısırlıktan kurtulmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Erkeklerde kısırlık tedavisi her zaman başarılı olmakta mıdır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hayır ve sonuçlar çok kez beklenmedik şekilde olmaktadır. Ancak, tedavi yöntemlerine her zaman başvurulmalıdır; çünkü muayyen oranlarda başarı sağlanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Erkekteki kısırlığı tedavi edecek başka yöntemler var mıdır?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Evet. Bütün lokal hastalıklar ortadan kaldırılmalıdır. Eğer prostat guddesinde bir iltihaplanma varsa bu tedavi edilmelidir. "Hidrosel" veya "varikosel" gibi hastalıklar skrotumda gelişmişse bunlar ameliyat yoluyla tedavi edilmelidir. Eğer iktidarsızlık varsa bu bir psikiyatr tarafından tedavi edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Doktor muayenesinde göze görünür hiçbir anormallik göstermeyen fakat kısır kalmış bir birleşimde olan iki kişi, birbirinden boşanıp yeniden evlendikten sonra çocuk sahibi olabildikleri nasıl açıklanmaktadır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bazı kadın-erkek birleşmelerinde iki taraf da fiziki bakımdan normal bile olsalar, doğumu önleyen psikolojik veya kimyasal bir en gel bulunabilmektedir.Bu gibi kişiler başkaları ile evlenince, bu engeller ortadan kalkar ve çocuk sahibi olurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Erkek kısırlığında "yansımak olayı" nedir?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Bazı- hallerde, düşük bir sperma sayısı olan bir erkeğin, ilaçlar verilip sperma sayısı sıfıra indirilirse ve sonra ilaçların verilmesi derhal durdurulursa, sperma sayısı birden eskisinden daha fazlasına yükselecektir. Bu tedavi şekli ile dölleyebilme yeteneği bazı hallerde temin edilmişse de, vakaların çoğunluğunda başarı elde edilememiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Erkekler çoğunlukla hangi yaşlarda iktidarsız olurlar?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bu büyük ölçüde değişik olmaktadır. Bazı erkekler ömürleri boyunca, seksenlerine, doksanlarına kadar iktidarlı kalmaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Erkeklerde "yaş dönümü" olabilir mi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bir erkeğin hayatının bir sırasında "yaş dönümü" değişiklikleri olduğuna genellikle inanılmaktaysa da, bu tıbbi bakımdan doğru olarak kabul edilmemektedir. Erkeklerin iktidarlarını kaybettikleri yaşları çok değişik olmaktadır. Bazı erkekler kırk ve elli yaşlarında iktidarsız olabilirlerken, başkaları seksen doksan yaşlarına kadar iktidarlı kalabilmektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hormonların verilmesiyle iktidarsızlık tedavi edilebilir mi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Vakaların büyük çoğunluğunda hormonların verilmesinin ancak psikolojik yararları olabilir. Erkeklerde iktidarsızlık genellikle psikolojik düzensizliklerden veya yaşlanmadan ileri gelmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Fazla cinsel temas erken iktidarsızlığa neden olabilir mi?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Hayır. Fazla cinsel temas erkeğin iktidarsız olması yaşı üzerinde bir etkisi olabileceğine dair hiçbir delil yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Erkekte kısırlığın tedavisi için, uzun süre hormon enjeksiyonlarına devam edilmesi tavsiye edilirmi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hayır. Eğer birkaç haftalık entansif tedavi, sperma üretimine yol açmamışsa bu tür tedaviye son verilmesi iyi olacaktır. Erkek hormonlarının birkaç ay veya birkaç yıl verilmesi sonucunda uyumakta olan bir tümör veya prostat guddesinin aktif hale getirilebileceği sanılmaktadır&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-6745121922491711830?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/6745121922491711830/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=6745121922491711830' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/6745121922491711830'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/6745121922491711830'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/04/kadnlarda-ksrlk-ksrlk.html' title='Kadınlarda Kısırlık « Kısırlık'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-8644135726696712292</id><published>2008-04-12T13:52:00.003-07:00</published><updated>2008-04-12T13:52:44.146-07:00</updated><title type='text'>Üretra Daralması « Mesane ve Üretra</title><content type='html'>&lt;p id="icerik"&gt;&lt;strong&gt;Üretra daralması nedir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Çoğunlukla yara kabukları teşekkülünden dolayı kanalda meydana gelen anormal bir daralma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Üretra daralması neden meydana gelmektedir?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;a. Doğuştan şekil bozukluğu (doğmalık kanal darlığı)&lt;br /&gt;b. Üfetra iltihaplanması, çoğunlukla belsoğukluğu neticesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Üretra daralmasının belirtileri nelerdir?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;a.  İdrar akımında miktar ve kuvvetinde azalma.&lt;br /&gt;b.  Önemli ölçüde ise idrar edememek durumu.&lt;br /&gt;c.  Tekerrür eden sistik nöbetleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Üretra daralması nasıl teşhis edilmektedir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Üretra kanalından sokulan bir aygıtla kanalda engellemenin olduğu görülecek; ayrıca idrar deresinde bir daralma olduğu müşahede edilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Üretra daralmalarında ne gibi tedavi metotlarına başvurulmaktadır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;a.   "Sonda" ve "buji" olarak adlandırılan özel aygıtlarla kanalda sürekli genişleme işlemleri yapılacaktır.&lt;br /&gt;b.  Daralma ameliyat yoluyla kesilip açılabilecektir.&lt;br /&gt;c.  Ciddi  durumlarda   üretranın biçimini değiştirmek   için estetik ameliyatlar yapılacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Eğer bir üretra daralması genişletme metodu ve ameliyat yoluyla tedavi edilemezse ne gibi bir işlem tavsiye olunur?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bu gibi vakalarda idrar çıkması engellenmiş olduğundan, ilk olarak bir sistotominin yapılması gerekecektir. Bu gibi bir halde, idrar karın bölgesinden bir şişeye yerleştirilen bir lastik boru ile drenaj yoluyla akıtılacaktır. Bu gibi durumlar çok kez meydana gelmemektedir.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-8644135726696712292?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/8644135726696712292/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=8644135726696712292' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/8644135726696712292'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/8644135726696712292'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/04/retra-daralmas-mesane-ve-retra.html' title='Üretra Daralması « Mesane ve Üretra'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-895290920610065106</id><published>2008-04-12T13:52:00.001-07:00</published><updated>2008-04-12T13:52:28.800-07:00</updated><title type='text'>Segmantal Kemik Rezeksiyonu « Kemikler Kaslar Kas Kirişleri ve Eklemler</title><content type='html'>&lt;p id="icerik"&gt;&lt;strong&gt;Segmantal kemik rezeksiyonu ne demektir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bu; adaleleri, sinirleri ve kan damarlarını yerlerinde bırakarak ameliyatla kemiğin bir parçasının alınması anlamına gelmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Alman kemik yerine ne konmaktadır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bir yaralanma sonucu kaybolan veya ameliyatla çıkarılan kemik yerine yeni geliştirilmiş bir madde olan "bioglass" son günlerde böyle kemiklerin yerlerine kullanılmış ve çok başarılı sonuçlar vermiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Segmantal kemik rezeksiyonunun gerektiği durumların en genel olanlarından bazıları hangileridir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;a.  ilerlemiş artritte veya kalça kemiği başında meydana gelen deforme olmuş hastalıklarda, hastanın bu bölgelerde kemiklerinin fonksiyonlarını kaybettikleri hallerde.&lt;br /&gt;b.  Büyük ölçüde kemiklerin harap olmasına neden olan selim kemik tümörleri veya kistlerinde.&lt;br /&gt;c.  Büyük ölçüde kemiklerin harap olmasına neden olmuş kemik enfeksiyonu (osteomiyelit).&lt;br /&gt;d.  Habis kemik tümörlerinde, özellikle sabit kalanlar ve bir kez alındı mı tekerrür etme eğilimini göstermeyecek olanlarda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bir kemik nakli eklenmesi veya bir yedek aygıt konmakla   birlikte segmantal kemik rezeksiyonları, ne ölçüde başarılı olmaktadır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuçlar her geçen gün ilerleme göstermektedir ve birçok vakada hasta ameliyat olan uzvunu normal veya normale yakın bir şekilde, yeniden kullanabilmektedir. Tabiatıyla sonuçlar kanserli olmayan durumlarda yapılan ameliyatlarda çok daha iyi olmaktadır.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-895290920610065106?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/895290920610065106/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=895290920610065106' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/895290920610065106'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/895290920610065106'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/04/segmantal-kemik-rezeksiyonu-kemikler.html' title='Segmantal Kemik Rezeksiyonu « Kemikler Kaslar Kas Kirişleri ve Eklemler'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-6099984876324525369</id><published>2008-04-09T12:02:00.003-07:00</published><updated>2008-04-09T12:02:34.796-07:00</updated><title type='text'>Rahim İltihabı</title><content type='html'>Rahimim iç yüzünün iltihaplanmasına tıp dilinde endometri denir. Nedeni, belsoğukluğu, doğumdan ve çocuk düşürdükten sonra rahimde parça kalması veya rahim düşüklüğüdür. Hastanın karın bölgesi hassastır, vajinadan cerahatli ve sümüğe benzer akıntı gelir. Aybaşı kanamaları fazla olur. Bacaklarda ve leğen kemiği bölgesinde ağrı vardır. Bu ağrılar dinlenmekle geçer. Doktora başvurmak gerekir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-6099984876324525369?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/6099984876324525369/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=6099984876324525369' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/6099984876324525369'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/6099984876324525369'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/04/rahim-iltihab.html' title='Rahim İltihabı'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-1946062509882330841</id><published>2008-04-09T12:02:00.001-07:00</published><updated>2008-04-09T12:02:19.401-07:00</updated><title type='text'>Karaciğer Hastalıkları</title><content type='html'>Karaciğer, diyaframın hemen altında, sağ tarafta, yaklaşık olarak 2 kilogram ağırlığında koyu kırmızı renkte yumuşak bir organdır. Yaşamak için gerekli olan bir çok kimyasal olay burada meydana gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karaciğerin görevi :&lt;br /&gt;&lt;li&gt;Günde yaklaşık olarak 4 su bardağı (1 litre) safra salgılar.&lt;br /&gt;&lt;li&gt;Yağ, protein ve şeker metabolizmasını düzenler.&lt;br /&gt;&lt;li&gt;Vücudun ısısını ayarlar.&lt;br /&gt;&lt;li&gt;Vücudun ihtiyacı olan su ve vitaminleri yapar.&lt;br /&gt;&lt;li&gt;Yağ, protein, şeker ve kan yapımı için gerekli olan maddeleri depolar. Kan miktarını ayarlar.&lt;br /&gt;&lt;li&gt;Hormonların görevleri üzerinde etkili olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karaciğer yukarıda belirtilen görevlerinden herhangi birini yapamaz hale gelecek olursa, çeşitli hastalıklar ortaya çıkar. Bunların en önemlileri, karaciğer yetersizliği, karaciğer iltihaplanması, karaciğer sirozu, safra kesesi iltihabı ve safra kesesi taşıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karaciğer Hastalıklarının Ortak Belirtileri :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hasta, sağ böğründe ağrı hisseder. Bağırsaklarında fazla miktarda gaz vardır. Karnı şişer, anüsten çıkan gaz pis kokar. Cilt rengi ve bazen de göz akı sararır. Yüzünde ve ellerinde çil gibi lekeler görülür. Hazımsızlıktan şikayet eder. Sabahları dilinde pas ve ağzında acılık hisseder. Nefesi de kokar. Sabah saatlerinde ensede ağrı hisseder. Çarpıntı, iştahsızlık vardır. İdrarın rengi sabahları sarı ve koyu, daha sonraki saatlerde ise, duru ve açıktır. Sık sık idrara gider. Baldır kasları ağrır. El ve ayaklarında şişlik görülür. Geceleri uyumak istemez. Görme ve işitme duyguları da zayıflar.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-1946062509882330841?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/1946062509882330841/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=1946062509882330841' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/1946062509882330841'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/1946062509882330841'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/04/karacier-hastalklar.html' title='Karaciğer Hastalıkları'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-7816653622226657765</id><published>2008-04-09T12:01:00.002-07:00</published><updated>2008-04-09T12:02:04.806-07:00</updated><title type='text'>Bel Ağrısı</title><content type='html'>Yetişkinlerin %80 inde, yaşamlarının bir döneminde önemli derecede bel ağrısı olmaktadır. Bel ağrısı, işgücü kaybına neden olan ve faaliyetlerimizi etkileyen sağlık sorunlarından birisidir. Belle ilgili zedelenmeler, işyerinde çalışanlar arasında görülen toplam yaralanma ve hastalıkların yaklaşık %20 sini oluşturmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bel ağrısının önlenmesi amacıyla yaygın olarak uygulanan stratejiler, vücut formunun geliştirilmesine yönelik egzersiz, sırt mekaniği ve ağırlık kaldırma konusunda eğitim ve lomber desteklerdir (genellikle ek destek sağlamak üzere belin çevresine hafif bir elastik kuşak sarılması). Ancak bu önlemlerin etkinliği tam olarak bilinmemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bel ağrısına birkaç etken neden olabilir. Bunların başında zedelenmeler ve yaşlanmanın etkileri gelir. Bel ağrısı vakalarının çoğunluğunun önemli olduğu düşünülmemektedir ve bunlar, doktorun önereceği basit tedavilerle geçmektedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-7816653622226657765?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/7816653622226657765/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=7816653622226657765' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/7816653622226657765'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/7816653622226657765'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/04/bel-ars.html' title='Bel Ağrısı'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-1618985905312645458</id><published>2008-04-09T12:01:00.001-07:00</published><updated>2008-04-09T12:01:24.670-07:00</updated><title type='text'>Basur (Hemoroid)</title><content type='html'>Basur, makat civarındaki toplar damarların genişlemesi sonucu meydana gelen hastalıktır. Toplar damarlardaki bu genişleme şişlik, kaşıntı, ağrı ve kanamaya neden olabilir. Basur gelişimi normal olmamakla birlikte, insanların çoğunda zaman zaman basur gelişmektedir. Uzun süreli oturmak zorunda olma, kabızlık, besinlerimizdeki bazı maddeler bsaur gelişimine neden olabilmektedir. Yine gebelik sırasında basur gelişimi sıktır, ancak bunlar doğumdan sonra ortadan kalkar. Basura neden olabilecek yiyecekler arasında en sık rastlanılanları: güçlü baharatlar (özellikle kırmızı biber ve hardal), kafeinli ve kafeinsiz kahve ve alkoldür. Sık sık basur gelişenlerin bu yiyeceklerden ve sigaradan uzak durmaları gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha çok lifli besin yiyerek kabızlıktan uzak durabilirsiniz. Veya sinameki çayı veya sinameki tabletleri alabilirsiniz. Bol miktarda su içmek de faydalı olur (ihtiyacınız olduğunu düşündüğünüzden daima daha fazla su için).&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-1618985905312645458?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/1618985905312645458/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=1618985905312645458' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/1618985905312645458'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/1618985905312645458'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/04/basur-hemoroid.html' title='Basur (Hemoroid)'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-6999759397142307257</id><published>2008-04-09T12:00:00.000-07:00</published><updated>2008-04-09T12:01:09.445-07:00</updated><title type='text'>Ağız Kokusu</title><content type='html'>Ülkemizde, KBB uzmanlarına başvuran hastalann %15'inde nefes kokması sorunu mevcut. 'Nefes kokması', çocukluktan başlayan bir rahatsızlık değil; daha çok erişkin dönemde ortaya çıkıyor. Bu soruna neden olan faktörler şöyle sıralanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinüzit denilen, yüz kemiklerinin içindeki boşluklarda bulunan iltihap, sarı-yeşil ve kalın kıvamda bir akıntının genze akmasına yolaçar. Tabii ki bu geniz akıntısı iltihaplı olduğu içın de hastanın nefesine hoş olmayan bir koku verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle medikal yolla tedavi edilir. Yani ilaçlar yoluyla bu iltihap giderilmeye çalışılır. Ilerlemiş sinüzit vakalarında ise, akıntı, ilaçla tedavi olmayacagından "endoskopik sinüs cerrahisi" ne başvurulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Agız bölgesindeki bademcik iltihaplan 'magma'denilen katı kıvamlı bademcik döküntüsüne yolaçar ki bu da, hastalarda ağız kokusu şeklinde kendini gösterir. Bademciklerin alınmasıyla tedavi edilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diş ve dişeti hastalıkları da nefes kokmasına yolaçabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mide ve bağırsak sistemini ilgilendiren hastalıklarda ağız kokusu sorunu olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yetişkin hastalarda gözlemlenen ve daha ciddi boyutlu durumlar da söz konusu. Yani ağız, boğaz ve alt solunum yollan bölgelerinde, tümöre bağlı bir nefes kokması probleminin baş göstermesi de mümkün. 'Ülserasyon'tabir edilen krater tarzında tümörün çok süratli büyümesine ayak uyduramayıp, ölen dokuların yarattığı bir koku türü.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-6999759397142307257?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/6999759397142307257/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=6999759397142307257' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/6999759397142307257'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/6999759397142307257'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/04/az-kokusu.html' title='Ağız Kokusu'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-933774470013251217</id><published>2008-04-09T11:59:00.001-07:00</published><updated>2008-04-09T11:59:56.756-07:00</updated><title type='text'>Uyuz hastalığı</title><content type='html'>Uyuz hastaligina, cildin diş veya nasirli tabakasinda yaşayan ve ureyen ufak bir böcekçik neden olmaktadir.Uyuz, özellikle parmak aralarinda ve dirseklerde kuçuk kabarciklar veya sivilceler halinde bir dökuntu ile başlar.ozellikle geceleri çok kaşinti yapar. Bebekler dişinda, kaşintili yerler her zaman için boyundan aşagisinda kalan bölgelerdir. En çok etkilenen kisimlar; kalça, cinsel organlar, meme uçlari, parmak, bilek, dirsek ve dizlerdir.Kisa bir sure sonra kaşinti istegi, iltihaplanabilecek kaşinti izlerine ve yaralara neden olur. Eger ayni evde yaşayanlarin hepsi veya bazilari gunlerdir veya haftalardir kaşiniyorlarsa, bunun nedeni buyuk olasilikla uyuzdur. Uyuz kişiden kişiye çabuk bulaşir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-933774470013251217?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/933774470013251217/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=933774470013251217' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/933774470013251217'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/933774470013251217'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/04/uyuz-hastal.html' title='Uyuz hastalığı'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-3489768655746966836</id><published>2008-04-09T11:58:00.001-07:00</published><updated>2008-04-09T11:58:22.140-07:00</updated><title type='text'>Uyku Hastalığı</title><content type='html'>Tripanosoma cinsi bir organizmanın etken olduğu tropikal bir hastalıktır. Genellikle çeçe sinekleri tarafından bulaştırılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuluçka devresi: 2-3 hafta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirtileri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalığın uzun süren gizli bir dönemi vardır. Erken dönemde vücut ısısı dönümlü olarak yükselir, dalak ve lenf bezleri şişer, bacaklarda şişme görülür. Bu belirtiler yaklaşık üç yıl kadar sürer. Bu dönemden sonra hastada titreme nöbetleri başlar. Yüz ifadesi anlamsızdır, konuşmada yavaşlama belirtileri baş gösterir. Daha sonra hasta giderek hareketsizleşir. Genel bir halsizlik durumu vardır. İştah hiç yoktur ve hasta giderek zayıflar. Vücut ısısı normalin çok altına düşer. ölümden kısa süre önce hasta artık yerinden hiç kalkamaz ve sürekli uyku halinde komaya girer.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-3489768655746966836?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/3489768655746966836/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=3489768655746966836' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/3489768655746966836'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/3489768655746966836'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/04/uyku-hastal.html' title='Uyku Hastalığı'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-1192409188506437287</id><published>2008-04-09T11:55:00.000-07:00</published><updated>2008-04-09T11:56:37.772-07:00</updated><title type='text'>Epilepsi « Hastalıklar</title><content type='html'>&lt;p id="icerik"&gt;5 yaşındaki çocuğunuz konuşurken birkaç saniyeliğine kendinden geçiyor, boşluğa bakıyor ya da anlamsız heceler söylüyor. Sonra birden kendine gelip, hiçbir şeyin farkına varmadan konuşmasına kaldığı yerden devam ediyor. İlkokula başladığında bir matematik sınavı sırasında yaptığı çarpma işlemini yarıda bırakıp kağıda karalamalar çiziktirince, öğretmeni çocuğunuzun zekâ özürlü olduğundan şüphe ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14 yaşında bir genç telefonda arkadaşıyla konuşurken birden yere düşüp "ah, ah, ah" diye bağırmaya başlıyor; yaklaşık 5 dakika boyunca yerde kasılmış olarak yatıyor. Nöbetin sonrasında kendini çok yorgun hissederken 2-3 saat uyuduktan sonra hiçbir şey anımsamıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu iki olayda bahsedilen kişiler epileptik (saralı) bireyler. Beyinlerindeki bir sıradışılık nedeniyle belkide yaşamları boyunca bunlara benzer birçok nöbet yaşayacaklar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Epilepsi ile ilgili ilk fizyopatolojik değerlendirmeler 19. yüzyılda John Hughlings Jackson tarafından, sadece klinik gözlemelere dayanılarak ortaya çıkartıldı. Jackson’ın epilepsi alanına yaptığı katkılar modern tıp bilimi tarafından hala kullanılmaktadır. Jackson, kendinden önce ve sonraki birçok kişinin yaptığı gibi epileptik nöbetlerin birçok çeşidinin bulunduğunu ve birçok farklı nedeninin olduğunu kabul etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Epilepsiden bahseden ilk kişi M.Ö. 350’lerde Hipokrat’tır. Bu yüzden "Hipokrat hastalığı" olarak da bilinir. Jackson’a ek olarak birçok yetenekli fizyolog da epilepsileri sınıflamaya çabaladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1861’de J. Russell Reynolds, sinir sistemindeki yapısal bir düzensizliğe bağlı olan kasılmaları semptomatik, merkezi sinir sisteminin dışındaki nedenlerden kaynaklananları da sempatik epilepsi olarak tanımladı. Sinir sisteminin içinde ya da dışında herhangi bir yapısal anormallik söz konusu değilken oluşan epilepsileri ise idiyopatik olarak değerlendirdi. 1881 yılında Sir William Gowers epilepsiyi, grandmal, petitmal ve histeroid olarak sınıfladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyin, milyonlarca sinir hücresinden (nörondan) oluşan, çok karmaşık bir yapıdır. Nöronların aktiviteleri genellikle çok iyi düzenlenmiştir ve kendini düzenleyen mekanizmalara sahiptir. Nöronlar, bilinç, hareket, konuşma, bellek, heyecan, vücudun duruş şekli gibi çok geniş bir işlev yelpazesinden sorumludurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşlevler, beyin hücreleri ile vücudun bütün kısımları arasında akan çok küçük miktardaki elektrik yükleri sayesinde gerçekleştirilmektedir. İşlevlerin birinde ya da birkaçında meydana gelecek geçici kesintileri veya istemsiz düzensizlikleri "nöbet" olarak tanımlamak mümkün. Böyle bir olay beynin kendi yapısından kaynaklabileceği gibi, kimi zaman da glükoz ya da oksijen eksikliği gibi çevresel nedenlerden de meydana gelebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herhangi bir insan yaşantısının herhangi bir döneminde bir kez nöbet geçirebilir, ancak bu epilepsiye işaret etmez. Ancak beyindeki nöronal işlevlerde, beyinden kaynaklanan ve kişide tekrarlama eğilimi gösteren nöbetler söz konusu ise "epilepsi" terimini kullanmak doğru olacaktır. Yani epilepsi, beynin normal elektriksel işlevlerinde, zaman zaman kısa kesintiler ve düzensizlikler meydana getiren nörolojik bir durumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir nöbet söz konusu olduğunda, normal yapı, olması gerekenden çok daha yoğun, kesikli, elektrik boşalmaları ile bozulur. Bu durumsa, kişinin bilincini, vücut hareketlerini ve duygularını kısa bir süre için etkileyebilir. Beyin, elektrik boşalmaları gerileyene ya da sonlanana normal işlevine kadar kavuşamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önce de belirtildiği gibi, şartlar uygunsa herhangi bir beyin nöbet geçirebilir. Yine de birçok kişide nöbet gözlenmez. Bu kişilerin beyinlerinin yüksek "nöbet eşiğine" sahip olduğundan, bir başka deyişle nöbetlere direncinin yüksek olduğundan bahsedilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bireyler eşik değerleri açısından farklılık göstermektedirler. Bu değerler muhtemelen kişinin genetik karakterlerinin bir parçasını oluşturmaktadır. Düşük eşiğe sahip bir kişi, bir başkası için rahatsızlık vermeyecek bir durumda kriz geçirebilir. Ancak epilepsinin genetiği bu kadar basit değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı bireylerde varolan nöbet eşiği, beynin alışılmadık bir uyarıya (örneğin bazı haplar ya da belli frekansta yanıp sönen ışıklar gibi) maruz kalması ya da yaralanması durumunda azalmaktadır. Yaralanma ciddiyse (araba kazası, doğum sırasındaki bir travma, darbe ya da tümör gibi), epilepsi bir sonuç olarak karşımıza çıkabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Epilepsi tüm yaş grupları içinde insanları en çok etkileyen nörolojik düzensizliktir. Nöbetler herhangi bir kişide ortaya çıkabilse de, çok küçük yaşlarda ve geç erişkin dönemde daha sık olarak beliriyor. Epilepsinin 2/3’si 14 yaşından önce meydana gelmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Epilepsi nöbeti geçiren bir kişi, çok büyük olasılıkla neler olduğunu anımsamayacaktır. İşte bu yüzden nöbet anını gören kişinin anlatısı bir doktorun tanı koyabilmesi için çok önemli olmaktadır. Hatta bazen nöbetin ve epilepsinin hangi tür olduğunun anlaşılabilmesi açısından tek belirgin gözlem olarak kalmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nöbetin epilepsiden kaynakladığından kesin olarak emin olunduğu zaman, bunun beyindeki bir tümör gibi bir nedenden olup olmadığı incelenir. Epilepsi tanısı koymanın bu aşamasında devreye çeşitli testler girer. Bunlardan en geneli, nöbetlerin metabolizmadan kaynaklanmaoığının kesin olarak anlaşılabilmesi için yapılan kan testleridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan sonra uygulanan ikinci test beynin çok ayrıntılı ve temiz bir görüntüsünü sunan, Manyetik Rezonans Görüntülemesi (MRI) olarak adlandırılan bir beyin taramasıdır. Bu taramanın amacı ise epilepsinin nedeninin beyindeki görünür bir bozukluk olup olmadığının anlaşılabilmesidir. Birçok epilepsi hastasında bu testin sonucu normal çıkacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En yaygın olarak kullanılan üçüncü test ise beynin yüzeyindeki elektrik aktivitesini ölçen, "electroencephalogram" (EEG) olarak adlandırılan testtir. Bu test, yaklaşık 30 dakika kadar süren, kafatasının üzerinde belirlenmiş bazı özel noktalara yerleştirilen elektrotlar aracılığı ile alınan sinyallerin güçlendirilerek, kağıt üzerine döküldüğü bir işlemdir. Yalnız, EEG beynin sadece test süresindeki elektriksel aktivitesi hakkında bilgi verebilir. Bu yüzden negatif bir EEG testi kişide epilepsinin olmadığı anlamına gelmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Epilepsi Nöbetleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Epilepsiler arasında farklar ve birçok değişik çeşit nöbet bulunduğu için ILAE (International League Against Epilepsy, Epilepsiye Karşı Uluslararası İşbirliği) tarafından belirlenmiş özel bir terminoloji kullanılmaktadır. Bu terminoloji "grandmal" ve "petitmal" gibi eski nöbet tanımlarını da değiştirmektedir. Yeni sınıflama, nöbetleri kısmi (fokal ve parsiyal) ve jeneralize olarak ikiye ayırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısmi ve jeneralize nöbetler arasındaki en önemli fark, beynin hangi bölümünün nöbet sırasında etkilendiğidir. Elektrik boşalması, beynin korteksinin salt bir bölümüne ait ise kısmi; tüm beyni aynı anda etkiliyor ise jeneralize nöbet olarak tanımlanıyor. Kısmi başlayan bir nöbet, sonradan jeneralize nöbete dönüşebilir. Nöbetler dışında epilepsi ise kabaca 2 gruba ayrılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İdiopatik Epilepsi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Epilepsinin bu türünde, belirgin bir çevresel etmenin yeralmadığına, genetik faktörlerin belirleyici olduğuna inanılmaktadır. Nöbetler arası EEG normal çıkabilir. Bu tip epilepsi ilaç tedavisine genellikle olumlu yanıt verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Semptomatik Epilepsi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu epilepsi türü ya doğum sırasında ya da yaşantının herhangi bir döneminde beyinde ortaya çıkan bir anormalliğin sonucudur. Bu anormalliğin sonucu olarak epilepsiden başka sorunlar da ortaya çıkabilir. EEG incelemeleri anormalliği ortaya çıkarabilir. Bu tip epilepside ilaç tedavisinin yanıtı kişiden kişiye değişmektedir. Kimi bireylerin ise nedeni belirlenemeyen kriptogenik epilepsisi vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Epilepsinin 30’u aşkın nöbet çeşidi buluyor. Hepsinin belirtileri birbirlerinden farklıdır. Kısmi nöbet geçiren bir kimse işitme ve görme duyularında bozulmalar, vücudun bir bölümünün titremesi gibi belirtiler gösterir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basit kısmi nöbette bilinç bu durumdan etkilenmez. Karmaşık kısmi nöbette ise, hasta yarı bilinçsiz ve şaşırmış davranır. Yürüme, mırıldanma, kafa çevirme gibi amaçsız davranışlar sergileyebilir. Bu davranışların hemen hemen hiçbirisi hasta tarafından daha sonra anımsanmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendini kaybetme nöbetleri ise genellikle çocuklarda rastlanan ve yetişkin dönemde kaybolan, bilincin 5-15 saniyelik sürelerle kesintiye uğramasıdır. Bu süre içinde kişi boşluğa bakıyor gibi görünebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Epilepsi nöbeti denince insanların aklına en çok gelen, ancak istastik olarak en sık rastlananı olmayan, jeneralize tonik-klonik nöbetlerdir. Bu nöbetler iki aşamada gelişir: Birinci aşamada (tonik) kişi bilincini kaybeder ve yere düşer, vücut kaskatı bir hal alır. İkinci aşamada (klonik), uzuvlar titremeye ve gerilmeye başlar. Nöbet sona erdikten bir süre sonra bilinç yavaşça tekrar kazanılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nöbetler, nöbetin tipine göre birkaç saniyeden birkaç dakikaya kadar uzayabilir. Çok ender durumlarda nöbet saatler sürer. Bir tonik-klonik nöbet genellikle 1-7 dakika arasında bir sürede sonlanır. Ancak "Status Epilepticus" denilen çok uzun süreli (birkaç saat gibi) nöbetler tehlikelidir ve doktor yardımına ihtiyaç vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Epilepsi nöbetlerinde genellikle kişiye ilk yardım yapmak gerekmez. Ancak özellikle tonik-klonik nöbetlerde birkaç noktaya dikkat etmek yararlı olabilir. Nöbet başladıktan sonra yapılacak hiçbir şey nöbetin daha kısa süremesini sağlamayacaktır. Onun için kişiyi sarsmak, tokatlamak ya da soğan koklatmak bir işe yaramaz. Tonik-klonik nöbette, bilinç kaybından dolayı kişinin yere düşme ve kendini yaralamak olasılığı olduğundan hastayı yere yatırmak yararlı olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Epilepsi nöbetleri sırasında dili yutma söz konusu değildir. Ayrıca ağıza konacak birşey, kasılma sırasında kişinin dişlerine zarar verme olasılığı doğurur. Salyayı yutmaması için hastanın kafasını yana doğru çevirmek yararlı olacaktır. Nöbetten sonra hasta bir süre uyuma ihtiyacından olabilir. Nöbetler 10 dakikadan daha uzun sürüyorsa ya da peşpeşe birkaç nöbet geçirilmişse doktora haber verilmesi gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Epilepsi İle Yaşamak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Epilepsinin yanlış anlaşılmasından (daha doğrusu bilinmemesinden) kaynaklanan bir dizi sorun epileptik bireyleri hayatları boyunca etkileyecektir. Özellikle ülkemizde, kimi yerlerde epilepsinin vücuda cin, peri girmesi olarak yorumlanması, bu rahatsızlığın tedavisinin tıpda değil de, hoca ve üfürükçülerde aranmasını beraberinde getirmektedir. Ülkemizde epilepsinin tıp dışı yaygın tedavilerinden biri de kurşun dökmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlaçla başarılı olarak tedavi edilebilecek ya da en azından nöbetlerin arası oldukça uzun bir zamana çıkarılabilecek bir hasta, bu nedenden dolayı sık nöbetlerle yaşamak zorunda bırakılmaktadır. Epilepsi tanısı konan bir kişi, tedavisini sürdürmenin yanısıra normal yaşantısını da bozmadan devam ettirmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Epilepsi de tüm diğer rahatsızlıklar gibi kişinin genel sağlık durumundan etkilenmektedir. Buna göre stresin azaltılması, depresyondan kaçınma, alkolden uzak durmak, egzersiz gibi şeyler, epilepsi üzerinde olumlu etki yapacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Epileptik birey bir çocuksa, en önce yapılması gereken şeylerden biri de öğretmenine ya da öğretmenlerine haber vermek, onları epilepsinin ve nöbetlerin şekli ve sıklığı hakkında bilgilendirmek olacaktır. Özellikle küçük yaştaki çocuklarda rastlanan "kendini kaybetme" şeklindeki nöbetin farkedilmesi önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Epilepsi, beyindeki bir oluşum bozukluğundan kaynaklanmadığı sürece herhangi bir zihinsel yetersizliğe yol açmamaktadır. Epileptik bireyler, kendi akranları kadar başarılı ve yetenekli olabilirler. Epilepsisi olan bir çocuğun sağlıklı olarak yetiştirilmesinde en büyük görev yine aileye düşmektedir. Epilepsinin bir hastalık olmadığını vurgulamak, çocuğu o yaşlardaki çocukların yaptığı şeylerden (akranları ile oyun oynamak vs.) alıkoymamak ana-babaların elinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Epilepsi, çocuk ya da yetişkin herhangi bir bireyin spor yapmasına engel değil. Yalnız, bazı sporlarda (yüzme gibi) kişinin gözlem altında bulundurulması (yüzme havuzu ya da cankurtaranların bulunduğu kıyılar gibi) kendi yararına olacaktır. Özellikle sık ve tonik-klonik nöbet geçiren kişilerin yüzmeden uzak durmasında yarar olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm rahatsızlıklarda olduğu gibi epilepside de erken ve doğru teşhis önemlidir. Bireyin rahatsızlığının bilincinde olarak, gözetim altında yetişmesi; rahatsızlığı hakkında tam olarak bilgi edinmesi yaşantısının ileriki dönemlerinde ortaya çıkabilecek ruhsal sorunların hiç belirmemesini sağlayabilir. Her konuda olduğu gibi sağlıklı birey yetiştirmenin yolu da bilgilenmekten geçiyor.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-1192409188506437287?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/1192409188506437287/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=1192409188506437287' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/1192409188506437287'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/1192409188506437287'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/04/epilepsi-hastalklar.html' title='Epilepsi « Hastalıklar'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-8199530970691625885</id><published>2008-04-06T02:38:00.001-07:00</published><updated>2008-04-06T02:38:46.117-07:00</updated><title type='text'>İlk Çocuk Daha Yakışıklı</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;  &lt;img title="bebek-4.jpg" height="140" alt="bebek-4.jpg" src="http://www.saglikmerkez.com/resimler/bebek-4.jpg" width="290" /&gt; &lt;/div&gt;   Kanada'nın Toronto Kenti'ndeki Ruhsal Sağlık Merkezi'nde çalışmalarını sürdüren bilimadamları, erkek kardeşler arasında ilk doğanların kadınlar üzerinde daha etkili olduğunu, ağabeylerin daha yakışıklı olduğunu iddia ettiler. 70 erkeği ve onların kardeşlerini inceleyen bilimadamları, ağabeylerin vücut ve yüzlerinin daha simetrik olduğunu da ortaya çıkardılar. &lt;span id="Label_metin"&gt; &lt;p&gt;Ağabeylerde, her iki elin orta parmak ile serçe parmakları-nın, sol ve sağ kulağının aynı büyüklükte olduğunu saptayan bilimadamları, küçük kardeşlerde bu organların simetrik olmadığını gördüler. Bu buluşlar üzerine araştırmayı derinleştiren bilim adamları, simetrik olan ağabeylerin seksten daha fazla zevk aldığını, çok çocuklu olduklarını ve eşlerinin de daha güzel olduğunu ortaya çıkardılar. &lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span id="Label_metin"&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Davranış bilimcileri ise, kadınların simetrik yapılı erkekleri daha çekici bulduklarının bilindiğini söylüyorlar. Simetrik erkeklerin, bağışıklık sistemi için daha iyi genlere sahip olduklarını tahmin eden biyologlar, kadınların içgüdüsel olarak, daha sağlıklı bir nesil için bu erkekleri tercih ettiğini söylüyorlar. Bilimadamları bu son araştırma sonucu içinse, ‘‘Erkek kardeşlerin çekicilik konusunda birbirlerinden bu denli farklı oluşu doğrusu yeni ortaya çıktı’’ diyorlar. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kanadalı bilimadamları, küçük erkek kardeşin, neden ağabeyi gibi simetrik olmadığı iddiasına ise bilimsel bir açıklama getiriyorlar. Bunun tek bir kromozomdan kaynaklandığını söyleyen Kanadalı bilim adamları ‘‘Bu kromozom Y kromozomudur ve sadece erkeklerde mevcuttur. Anne adayı, karnında ilk erkek bebeği taşıdığı zaman onun bağışıklık sistemi bu Y kromozomuna karşı, yabancı muamelesi yaparak savaş başlatıyor ve antikor oluşturuyor. Ancak bu işlem uzun sürdüğünden, antikorlar daha etkili olmadan bebek dünyaya geliyor. İkinci erkek bebekte annenin vücudu hazır olduğundan, antikorlar etkisini gösteriyor. Bundan sonraki her erkek bebekte etki daha da fazlalaşıyor’’ diyorlar. &lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-8199530970691625885?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/8199530970691625885/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=8199530970691625885' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/8199530970691625885'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/8199530970691625885'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/04/ilk-ocuk-daha-yakkl.html' title='İlk Çocuk Daha Yakışıklı'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-1370354775719485770</id><published>2008-04-06T02:36:00.000-07:00</published><updated>2008-04-06T02:37:07.117-07:00</updated><title type='text'>Kısırlığa Karşı Yöntemler</title><content type='html'>&lt;div style="TEXT-ALIGN: center"&gt;&lt;img title="anne-99.jpg" style="BORDER-RIGHT: #000000 0px solid; BORDER-TOP: #000000 0px solid; MARGIN: 5px; BORDER-LEFT: #000000 0px solid; WIDTH: 193px; BORDER-BOTTOM: #000000 0px solid; HEIGHT: 88px" height="88" alt="anne-99.jpg" src="http://www.saglikmerkez.com/resimler/anne-99.jpg" width="193" /&gt; &lt;/div&gt;&lt;span id="Label_metin"&gt;&lt;p&gt;Tıp dünyası, çocuğu olmayan çiftleri evlat sahibi yapmak için çeşitli metodlar geliştiriyor. Ancak bazı uzmanlar fazla denenmeden insanlar üzerinde uygulanmaya başlanan bu metodlara şüpheyle yaklaşıyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Daha önce tıp üreme ve biyoteknoloji konusunda hiç bu kadar hızlı ilerleme kaydetmemişti.’ Bu sözler İngiltere'nin en büyük üreme kliniklerinden biri olan Hammersmith Hastanesi'nin Müdürü Robert Winston'a ait. Gerçekten de tıp çocuk isteyen kısır çiftleri evlat sahibi yapmak için seferber olmuş durumda. &lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span id="Label_metin"&gt;&lt;p&gt;San Francisco'da yapılan 16'ıncı Üreme Tıbbi Dünya Kongresi'nde telaffuz edilen rakamlara göre dünya çapında 200 bin bebek, hayatını kısırlık tedavisiyle uğraşan araştırmacılara borçlu. Kısırlık tedavisi sadece ABD'de 2 milyar dolarlık bir pazara sahip. Şimdi ise tıp dünyası ileri yaşlarda anne olmak isteyen kadınlar için geliştirilen iki tedavi metodunu tartışıyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bilim adamları annenin kısır yumurtasını genç bir kadından alınan yumurta plazmasıyla gençleştirip döllenebilir hale getiriyorlar. New Jersey'deki St Barnabas Tıp Merkezi'nde bu metod 1996 yılında 39 yaşındaki bir anne adayı üzerinde denendi. 27 yaşındaki bir kadının yumurta hücresinden plazma alınarak, kısır annenin yumurtasına enjekte edildi. Sonuçta bugün 1.5 yaşında olan Emma Ott dünyaya geldi. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ancak Emma'nın dünyaya gelmesini sağlayan teknik riskli. Çünkü Emma, iki anneli, melez bir bebek. Hem kendi annesine ait genetik materyali, hem de donör anneye ait genetik özellikleri taşıyor. Bu nedenle Emma'nın ileride ne tür sağlık problemleriyle karşılaşabileceğini şimdiden kestirmek mümkün değil. Alman jinekolog Klaus Dietrich, ‘Bazı Amerikalı meslektaşlarımız hayvanlar üzerinde yeteri kadar denenmeden kafalarda soru işaretleri oluşturan metodları insanlara uyguluyorlar’ diyor. &lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;a name="tags"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="headerTab"&gt;&lt;div style="PADDING-RIGHT: 0px; PADDING-LEFT: 0px; FLOAT: right; PADDING-BOTTOM: 0px; MARGIN: 0px; PADDING-TOP: 0px"&gt;&lt;a class="sociallink" title="digg" href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;amp;url=http://www.saglikmerkez.com/index.php?option=com_content&amp;amp;id=729&amp;amp;task=view" rel="nofollow"&gt;&lt;img alt="digg" src="http://www.saglikmerkez.com/mambots/system/blueflame/view/images/digg.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="sociallink" title="Delicious" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.saglikmerkez.com/index.php?option=com_content&amp;amp;id=729&amp;amp;task=view" rel="nofollow"&gt;&lt;img alt="Delicious" src="http://www.saglikmerkez.com/mambots/system/blueflame/view/images/delicious.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="sociallink" title="Furl" href="http://furl.net/storeIt.jsp?t=http://www.saglikmerkez.com/index.php?option=com_content&amp;amp;id=729&amp;amp;task=view" rel="nofollow"&gt;&lt;img alt="Furl" src="http://www.saglikmerkez.com/mambots/system/blueflame/view/images/furl.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="sociallink" title="reddit" href="http://reddit.com/submit?url=http://www.saglikmerkez.com/index.php?option=com_content&amp;amp;id=729&amp;amp;task=view" rel="nofollow"&gt;&lt;img alt="reddit" src="http://www.saglikmerkez.com/mambots/system/blueflame/view/images/reddit.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="sociallink" title="blinklist" href="http://blinklist.com/index.php?Action=Blink/addblink.php&amp;amp;url=http://www.saglikmerkez.com/index.php?option=com_content&amp;amp;id=729&amp;amp;task=view" rel="nofollow"&gt;&lt;img alt="blinklist" src="http://www.saglikmerkez.com/mambots/system/blueflame/view/images/blinklist.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="sociallink" title="Technorati" href="http://technorati.com/cosmos/search.html?url=http://www.saglikmerkez.com/index.php?option=com_content&amp;amp;id=729&amp;amp;task=view" rel="nofollow"&gt;&lt;img alt="Technorati" src="http://www.saglikmerkez.com/mambots/system/blueflame/view/images/technorati.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="sociallink" title="jeqq" href="http://jeqq.com/submit.php?phase=2&amp;amp;url=http://www.saglikmerkez.com/index.php?option=com_content&amp;amp;id=729&amp;amp;task=view" rel="nofollow"&gt;&lt;img alt="jeqq" src="http://www.saglikmerkez.com/mambots/system/blueflame/view/images/jeqq.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;h2&gt;&lt;span&gt;Tags&lt;/span&gt;&lt;/h2&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-1370354775719485770?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/1370354775719485770/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=1370354775719485770' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/1370354775719485770'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/1370354775719485770'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/04/ksrla-kar-yntemler.html' title='Kısırlığa Karşı Yöntemler'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-8591048933039203071</id><published>2008-04-06T02:35:00.001-07:00</published><updated>2008-04-06T02:35:47.969-07:00</updated><title type='text'>Aşırı Kilolar ve Mutsuzluk</title><content type='html'>&lt;div style="TEXT-ALIGN: center"&gt;&lt;img title="Zayıflama" style="BORDER-RIGHT: #000000 0px solid; BORDER-TOP: #000000 0px solid; MARGIN: 5px; BORDER-LEFT: #000000 0px solid; WIDTH: 290px; BORDER-BOTTOM: #000000 0px solid; HEIGHT: 140px" height="140" alt="Zayıflama" src="http://www.saglikmerkez.com/resimler/estetik-1.jpg" width="290" /&gt; &lt;/div&gt;&lt;span id="Label_metin"&gt;&lt;p&gt;Bir tür davranış bozukluğu olarak kabul edilen yeme bozukluğu, şişman ve bir o kadar mutsuz ve güvensiz insanlar yaratıyor. Ancak bu mutsuzluktan kurtulmanın çaresi yok değil. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şişmanların kişilik özelliklerini ortaya çıkarmak için yapılan bir çalışma, şişman kadınların normal kilolu olanlara göre daha hassas, alıngan ve sıkıntılı olduklarını ortaya çıkardı. Obezite, yani şişmanlık hastalığı, hem erkeğin hem de kadının üzerinde önemle durduğu sağlık sorunlarından birisi. Vücudun genel görünümünde ortaya çıkan şekil bozukluğu, ilgili kişi için başta ‘‘beğenilmemek’’ olmak üzere bir çok olumsuz duygulara yol açıyor. &lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span id="Label_metin"&gt;&lt;p&gt;İnsanların, gergin, sinirli, mutsuz anlarında yemeğe karşı aşırı istek duymalarından yola çıkan uzmanlar, obezitenin değersizlik duygusuyla birlikte seyrettiğini bilimsel araştırmalarla kanıtladılar. Ne şekilde izah edilirse edilsin, ruh bilimciler aşırı yemenin ve şişmanlamanın temelinde sıkıntı, özgüven eksikliği ve hatta depresyonun yattığında hemfikir. Uzmanların ortak tezi, şişman kadınlarda, kızgınlık, öfke hali, sıkıntı ve suçluluk duygusunun, şişman erkeklerde ise, öfke hali ve cinsel kaygıların çok daha güçlü olduğu. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;TEDAVİSİ MÜMKÜN &lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aşırı yeme hali ve beraberinde getirdiği şişmanlık, hipofiz bezinin fazla uyarılmasıyla ilgili. Bu kimyasal bir olay, obezite de tedavi edilmesi gereken bir hastalık. Burada devreye beslenme uzmanları ve yardımcı güç olarak da psikologlar giriyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;13 yıl önce kurulan Davranış Bilimleri Enstitüsü'nden Klinik Psikolog Dilek Doğu'ya göre, aşırı şişmanlığın kökeninde ebeveynlerin hatalı tutumları yatıyor. Çocuklarını küçük yaşlardan itibaren, şekerli besinlerle ödüllendirmeyi tercih eden anne ve babalar, günümüzün şişman insanlarının yaratıcısı. Şişman nesillerin önüne geçmek için, beslenme alışkanlıklarının değişmesi gerektiğini belirten Dilek Doğu, yeme kültürünün bebeklik döneminden itibaren oluştuğunu söylüyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İştah konusuna gelince, bazı dönemler insanların iştahını kabartıyor. Kadınlarda regl dönemleri, soğuk havalar, hamilelik bunlardan bir kaçı. İştahı açan bir diğer etken ise, yasaklar. Çok katı bir diyet, aslında iştahı kapatmak bir yana, açıyor. Psikoloji alanında çok özgün araştırmaları olan Schacter'ın yaptığı bir deney, şişman insanların davranış biçimini gözler önüne seriyor. Bu deneyi, Dilek Doğu şöyle aktarıyor: &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;‘‘Bu uzun süreli sınava, hem zayıflar, hem de şişmanlık sorunu olan insanlar alınmış. Hepsinin önüne sandviçler konmuş. Sandviçlerini yiyenlerin, makinelerden ücretsiz olarak tekrar sandviç alabilecekleri söylenmiş. Şişmanlar, sandviçlerini bir çırpıda, zayıflar ise ancak acıkınca yemişler. Şişmanlar ikinci kez makineden sandviç almamışlar ama, zayıflar tekrar almışlar. Bunun çözümlemesi şu: Zayıf insanlar, açlıklarının, iç uyaranların farkındalar. Şişmanlar ise, görsel, dış uyaranlarla uyarılıp, yiyeceğe yöneliyorlar. Zayıflar ancak acıktıkları zaman yiyorlar. Şişmanlar ise, bir yiyecek gördükleri zaman iştahları kabarıyor. Doğru olan tez: Acıkınca yemek. Felsefe Uzmanı Erol Coşkuner'e göre, çok yememek için, çok yememe savaşını bırakmak şart. Beslenme bozukluklarında psikolojik yardımın faydalı olduğunu söyleyebilirim.’’ &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;ZAYIF KADIN MODELİ &lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şişmanlık cinselliği de olumsuz yönde etkiliyor. Şişman kadınların cinsel orgazmı yaşayamadıkları bilinen bir gerçek. Çünkü şişman kadın, vücuduna güvenemiyor, rahat olamıyor, bu yüzden cinsellikten kaçıyor. Kendini sevilmeye değer görmeyen şişman kadın, sevilebileceğinin de farkına varmıyor. Kendisine bir çok kişinin arka planda yatan şişmanlık sorunuyla geldiğinden söz eden Klinik Psikolog Dilek Doğu, yaratılan ‘‘Güzel kadın zayıftır‘‘ yargısının, bir tür moda olarak görüldüğüne dikkat çekerek, şöyle konuşuyor: &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;‘‘4-5 kilo fazlası olan insanlar bundan etkileniyor. Şişman kişilerin ruh hali, toplumdan dışlanmışlık duygusuyla içiçe. Mutlu değiller, kendileriyle barışık değiller. Ergenlik çağındaki gençler, bu konuda çok yaralı. Kadınlar erkeklere oranla çok daha hassas. Terapiye de kadınlar çok daha açık. Şişmanlık her şeyden önce bir sağlık sorunu. 4-5 kilo fazla için hayatı zehir etmeye değmez. Ama aşırı kilolu insanların tedavi olmaları şart. Herkes manken gibi olmak zorunda değil. Ailelere büyük sorumluluk düşüyor. Çocukların midesini gereksiz yiyeceklerle doldurmasınlar.‘‘ &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;Obezite Uzmanı Dr. Haluk Saçaklı&lt;/b&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;Mide açlığı ve duygusal açlık&lt;/b&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Son 13 yıldan beri şişmanlık sorunuyla ilgilenen Dr. Haluk Saçaklı, obezite üzerine doktora yapmış. Halen hem Transmed'de, hem de Bodrum Dedeman Oteli'nde faaliyete geçen Life Style Sağlık Merkezi'nde yöneticilik yapan Saçaklı, sözlerine ‘‘Her kilo problemi olan obez değildir’’ diyerek başlıyor. Saçaklı, obeziteyi vücuttaki yağ oranının belli yüzdelerin üstüne çıkması olarak tanımlıyor. Kadınlar, yağ oranı, vücut ağırlığının yüzde 30'unu geçiyorsa ‘‘obez‘‘ sınıfına dahil oluyor. İdeal rakam, kadınlarda yüzde 23, erkekler için yüzde 17. Erkekte, yağ oranı yüzde 25'in üstüne çıkıyorsa, obezite kapıyı çalmış demektir. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Neden kilo alıyoruz? Bir kere bütün suç genlerde. Anne ve babası kilolu olan çocukların yüzde 80'inin kilolu olma ihtimali çok yüksek. Anne kiloluysa bu risk yüzde 40'larda. Şişmanlık, 6'ncı kromozomdaki bir hatanın sonucu gelişiyor. Oburluk geni 8 yıllık bir çalışma sonucu 1996'da tanımlandı. 6'ncı kromozomdaki bu hatalı gene, ’’ob-geni’’ adı verildi. Şişman insanların yaklaşık yarısında aşırı kiloların nedeni kalıtımsal. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mide açlığı ile duygusal açlığın birbirinden ayırt edilmesi gerektiğini vurgulayan Dr. Haluk Saçaklı, bunun yorumunu şöyle yapıyor: &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;‘‘Bir kere 90-60-90 diye bir ideal vücut ölçüsü yok. Her insanın yapısı farklı. İstekle ihtiyacını ayırt edebilen kişi, şişmanlıkla olan sorunlarının yüzde 50'sini halleder. Bazı insanlar vardır ki, gerçekten aşırı kiloludurlar. Bazıları da 3-5 kilo fazlalarını görünüm güzelliği kaygısıyla vermek isterler. Aslında amaç kilo kaybı değil. Önemli olan beslenme kültürünü değiştirmek. Kilosundan rahatsız olan insanları yemeye iten faktörleri anlamak lazım. Ondan sonra da tedavi geliyor. Kimseye sihirli bir formül veremeyiz. Bize yol gösteren modelin birinci unsuru, yeterli ve dengeli beslenme. İkinci unsur, bilinçli ve düzenli egzersiz, üçüncüsü ise, davranış düzenleme teknikleri. Kesinlikle diyet yok. Çünkü insanlar rejim kelimesini duyar duymaz dehşete kapılıyorlar.’’ &lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-8591048933039203071?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/8591048933039203071/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=8591048933039203071' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/8591048933039203071'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/8591048933039203071'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/04/ar-kilolar-ve-mutsuzluk.html' title='Aşırı Kilolar ve Mutsuzluk'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-1799695288910046139</id><published>2008-04-06T02:21:00.001-07:00</published><updated>2008-04-06T02:21:30.336-07:00</updated><title type='text'>Sezaryen Doğum ve Bebek Emzirme</title><content type='html'>&lt;div style="TEXT-ALIGN: center"&gt;&lt;img title="bebek-piskoloji.jpg" style="BORDER-RIGHT: #000000 0px solid; BORDER-TOP: #000000 0px solid; MARGIN: 5px; BORDER-LEFT: #000000 0px solid; WIDTH: 290px; BORDER-BOTTOM: #000000 0px solid; HEIGHT: 140px" height="140" alt="bebek-piskoloji.jpg" src="http://www.saglikmerkez.com/resimler/bebek-piskoloji.jpg" width="290" /&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sezaryen doğum yapan bayanlarda süt gelmesi gecikebilirken normal doğumda bebek, anne sütüyle anında tanışıyor. Normal doğum sonrası süt hormanları daha çabuk salgılandığın dandolayı anneler bebeklerini daha çabuk emzirebiliyor... &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bebek için hangi doğum yöntemi daha güvenli dir?&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;u&gt;&lt;br /&gt;&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;Bebek açısından olaya baktığınız zaman normal doğumun sezaryene göre bazı avantajları var. Çünkü normal doğumda, doğum kanalına girdiği andan itibaren bebeğin akciğerlerini geliştirici hormonlar daha fazla artıyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bebekte "solunum takipnesi" veya "bebeğin doğumdan sonraki geçici takipnesi" dediğimiz olay normal doğumdan sonra daha az görülüyor. Sezaryenden sonra bu durum daha sık görülüyor. Olayın bebek açısından en kötü yanı bu. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;&lt;u&gt;&lt;br /&gt;&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;Sezaryen doğumun, gerekli prosedürler yerine getirildiğinde anne için daha güvenilir olduğunu söyleyen Prof. Dr. Neşe Kavak, bebek içinse normal doğumun sezaryene göre avantajlarının bulunduğunu söylüyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Normal doğum sırasında bebeğin göğüs kafesine oluşan baskı, akciğerlerindeki sıvının çok büyük kısmının boşalmasına ve nefesini daha rahat almasına neden olurken sezaryende bu durum söz konusu olmadığından, sezaryenle doğan bebeklerde solunum sıkıntıları daha sık görülüyor. Yine normal doğumla doğan bebek, anne sütüyle çok daha erken tanışıyor. Çünkü sezaryenle doğum yapan kadınlarda süt gelmesi biraz gecikebiliyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Istanbul Marmara Üni. Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Dünya Gebelik Bilimi Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Zehra Neşe Kavak, sezaryen ve normal doğumun bebeğe getirdiği avantaj ve dezavantajlarıyla ilgili sorularımızı yanıtlamaya devam ediyor. &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Emzirme önemlidir! &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;&lt;u&gt;&lt;br /&gt;&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;İkinci avantajı, normal doğumdan sonra süt hormonları daha çabuk geliyor. Ve anneler daha çabuk bebeklerini emzirebiliyorlar. Emzirme çok önemli. Bebeğin hemen annenin memesine verilmesi gerekiyor. Sezaryenden sonra ise süt gelme olayı biraz daha gecikebiliyor. Buna bağlı bazı zorluklar yaşabiliyoruz ama her zaman değil. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sezaryen doğumda bebek neden erken alınıyor? Bunun bir sakıncası var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Normalde gebelik haftası 40 haftadır. Sezaryenle doğum yapıldığında 39. haftada gebeliği bitiriyoruz. Bunun da istatistiki bir gerekçesi var. İstatistiki olarak 39. ve 40. haftalar arasında "bilinmeyen nedenle anne karnında ölüm" diye bir durum var. Açıklanamayan bir nedenle anne karnında bebek kaybı olabiliyor. Son bir haftada bebek ölüyor. İşte bu riske engel olalım diye sezaryenle doğum bir hafta öne çekiliyor. Nadir görülen bir durum ama biz bunun riskini almıyoruz. &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-1799695288910046139?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/1799695288910046139/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=1799695288910046139' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/1799695288910046139'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/1799695288910046139'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/04/sezaryen-doum-ve-bebek-emzirme.html' title='Sezaryen Doğum ve Bebek Emzirme'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-8311639503037702668</id><published>2008-04-06T02:18:00.000-07:00</published><updated>2008-04-06T02:19:06.139-07:00</updated><title type='text'>Erken Boşalma Sorunu Tedavi Seçenekleri</title><content type='html'>&lt;div style="TEXT-ALIGN: center"&gt;&lt;img title="Erken Boşalma" style="BORDER-RIGHT: #000000 0px solid; BORDER-TOP: #000000 0px solid; MARGIN: 5px; BORDER-LEFT: #000000 0px solid; WIDTH: 290px; BORDER-BOTTOM: #000000 0px solid; HEIGHT: 140px" height="140" alt="Erken Boşalma" src="http://www.saglikmerkez.com/resimler/cinsel-yasam.jpg" width="290" /&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Erken Boşalma Sorunu Tedavi Seçeneklerini şöyle sıralayabiliriz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boşalmayı geciktirmek amacı ile çeşitli ilaçlar denenmiştir. Lokal uyuşturucu kremler veya spreyler bunların başında gelmektedir. Ancak sadece penisin üzerindeki sinir uçlarını uyuşturmak fazla yarar sağlamaz. &lt;/p&gt;Sertleşme ve boşalma tüm otonom sinir sistemini ilgilendirmektedir. Esas büyük cinsel organın iki bacak arasında değil, iki kulak arasında olduğunu söyleyenlerin iddiasını hafife almamak gerekir. Ayrıca bu tür ilaçlar, lokal uyuşturucu etkisi ile boşalmayı geciktirmekten çok penisin duyarlığını azalttığı için, temastan duyulan cinsel zevki azaltmaktadır. Bu lokal uyuşturucu maddeler cinsel birleşme esnasında vajen duvarından emilerek bu dokuların hassasiyetini azalttıklarından, kadının orgazm olmasında gecikmeye yol açmakta ve sorunu adeta pekiştirmektedir. Bu yüzden bu tür sprey ve kremler tıbbi pratikte terk edilmiştir. &lt;p&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;Son zamanlarda depresyon tedavisinde kullanılan bazı ilaçların yan etki olarak boşalmayı geciktirdiği fark edilmiş ve bu ilaçlar tedavide kullanılmaya başlanmıştır. Bu ilaçlardan hastalar yarar görmektedir. Ancak boşalma kontrolünde sırf ilaca dayalı bir tedavi yararlı olsa da, ömür boyu ilaç kullanmanın zorluğu nedeniyle cazip görülmemektedir. Aslında boşalmayı kontrol edebilme bir öğrenme sorunudur. Hastanın bu öğrenimine yardımcı olmak amacıyla ilaçla tedavi edilmesi, veya daha doğru bir ifade ile, tedaviye ilaç eklenmesi doğru bir yaklaşımdır. Amcak esas olan, erkeğin kendini ve eşini memnun edecek şekilde boşalmasını kontrol edebilmeyi öğrenmesidir. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;Her erkek aynı duyarlıkta değildir ve aynı cinsel tepkiyi vermediği bir gerçektir. Yukarıda belirtildiği gibi, fazla cinsel heyecan duyan ve psikolojik anksiyete içindeki erkekler daha erken boşalır. Öyleyse, boşalmayı kontrol etmek öğrenimi içinde öncelikle cinsel heyecanı yatıştırma ve sakinleşmek gelir. Hem zihnen hem bedenen gevşemek, sakinleşmek önemli oranda yardımcıdır. Sık cinsel birleşmede bulunmak boşalma aralarını ve dolayısı ile duyarlılığı azaltacaktır. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;Cinsel birleşme anında erkeğin pozisyonunun boşalma üzerine etkisi vardır&lt;/b&gt;. Bu yüzden bazı pozisyonlarda boşalma daha hızlı olmaktadır. Erkeğin üstte olduğu klasik cinsel birleşme pozisyonu boşalmanın geciktirilmesi için elverişli bir pozisyon değildir. Daha rahat olduğu, kolay gevşeyebildiği ve efor harcamadığı bir pozisyonda erkek boşalmasını daha rahat kontrol edebilir. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;Tedavi için önerilen en basit yöntem,&lt;/b&gt; sevişme esnasında erkeğin boşalma anına yaklaştığını hissettiği zaman, penisin ucunu iki parmağı arasında sıkarak vücuttaki cinsel heyecanın azalmasını bir süre beklemesi ve yeteri kadar gevşedikten sonra tekrar sevişmeye başlamasıdır. Bu yöntem uygulanırken bekleme anında derin derin nefes alınmasının da yararı olmaktadır. Ayrıca seks terapistleri tarafından bu tür şikayeti olan çiftlere bir takım öğrenme egzersizleri yaptırılmaktadır. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Sevişme süreniz, partnerinizin erken boşalma problemi yüzünden çok mu kısa sürüyor ? Bu problem yüzünden sevişmeleriniz eski heyecanını yitirdi mi ? Oysa sevişme süresini uzatmak ve erken boşalmayı önlemek pekala mümkün! &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Erken boşalma, sık rastlanan ama kolay tedavi edilebilen cinsel sorunlar arasında yer alıyor. Psikolojik tedavi ve birkaç basit teknikle erken boşalma endişesinden sıyrılıp, sevişmenin sizin için doğal bir zevk halini almasını sağlayabilirsiniz. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;Aslında erken boşalma, kişiden kişiye değişen bir kavram. Bazıları 30 saniyede boşalırken, bazıları bunu daha uzun sürdürebiliyorlar. Uzmanlar ortalama sevişme süresinin evli erkekler için üç dakika civarında olduğunu söylüyor. Gerçekte partneriniz sevişmeyi, başlar başlamaz sonlandıramıyorsa, erken boşalma sorunu yok demektir. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;Erken boşalma tıp literatürlerinde,&lt;/b&gt; sevişme esnasında varılan doruk noktasını, eşini tatmin etmeyi bekleyecek kadar uzatamama olarak tanımlıyor. Bazı erkekler, kadının orgazmı yaşayabilmesi için vajinal ilişkinin yanı sıra elle uyarımın da gerekli olduğu gerçeğini görmezlikten geliyor. Bu da cinsel iletişimsizliği başlatan süreçte yapılan en ciddi hatalar arasında yer alıyor. Sonuç olarak erkek kendini kontrol edemediği için büyük bir suçluluk duygusuna kapılıyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Batılı bilimadamları erken boşalmanın anormal bir durum olmadığını, bu karakterin bize atalarımızdan geçtiğini söylüyorlar. Erken boşalmanın merkezi sinir sistemiyle yakından ilgili olduğunu da…. Sinir sistemimiz iki kısımdan oluşur. İstemimiz dahilinde çalışan kısmı cinsel ilişki sırasında sertleşmeyi, istem dışı çalışanı ise boşalmayı yönetir. Sağlıklı bir erkekte her iki kısım uyumlu bir şekilde çalışır ve günlük davranışları yönetirler. Erken boşalan bir erkekte büyük bir olasılıkla istemdışı sinirler daha baskın, uzun süre ereksiyon halinde kalanlarda ise istem dahilindeki sinirler daha baskın çalışır. Ayrıca erkeğin kişilik özellikleri de cinsel hayatında önemli rol oynar. Örneğin romantik tipli ve cinsel içgüdüleri zayıf olanlarla, mantığıyla hareket eden erkekler, erken boşalma riskiyle daha fazla karşı karşıyadır.&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Uzun süre ereksiyon halinde kalamamanın temel sebeplerinden biri de mastürbasyonu fazlaca deniyor olmak. Eğer bir erkek 13 yaşında kendi kendini tatmin etmeye başlıyor ve bunu sıkça yapıyorsa, 20′li yaşlara geldiğinde karşı cinsle girdiği cinsel ilişkilerde problemler yaşama olasılığı oldukça yüksektir. Çünkü erkek küçük yaşlardan beri kendini bu şekilde boşalmaya şartlamıştır ve cinsel ilişkiye başladıktan sonra tek amacı bunu bir an önce sonlandırmaktır. Diğer bir neden de kadının cinsel isteksizliğidir.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Erken boşalma, tedavisi en kolay cinsel sorunlardan biri. Eşlerin beraberce katılacağı bir psikolojik terapide, tedavinin başarı ile sonuçlanma şansı yüzde 90 oranında artabiliyor. Bugün için bilinen tedavi yöntemleri ise şunlar:&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Penis ucunun hassasiyeti lokal uyuşturucularla azaltılabilir. Bunları çok sık kullanmak da sakıncalıdır. Bu yüzden geciktiricileri nadiren kullanın ve kullandığınız zaman prezervatif takmayı ihmal etmeyin.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Erkek doruğa yaklaştığını hissettiği anda kendini geri çeker ve penisin ucunu parmaklarıyla 3-5 saniye sıkarsa boşalma geciktirilebilir. Bu yöntem ereksiyonu yüzde 10 ile 30 oranında azaltır ve belli bir süre uygulandığında erkeğin kendini kontrol yeteneğini artırır. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;Eski çağlarda Çinliler, boşalmayı geciktirmek için “Oynak Yol” adını verdikleri yöntemi uygularlardı: Erkek boşalacağını anladığı zaman sol elin baş ve orta parmaklarıyla, testis ve anüs arasında kalan bölgeyi derince bastırır. Bu arada nefesini ona kadar sayarak tutar ve verir. Bir-iki kez tekrarlandığında erteleme gerçekleşir.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Zamansız bir boşalmayı engellemek istiyorsanız, o an başka şeyler düşünmeye çalışın. Örneğin 50′ye kadar sayın, o gün ne yediğinizi düşünün ya da günlerden hangisi olduğunu hatırlamaya çalışın. &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-8311639503037702668?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/8311639503037702668/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=8311639503037702668' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/8311639503037702668'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/8311639503037702668'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/04/erken-boalma-sorunu-tedavi-seenekleri.html' title='Erken Boşalma Sorunu Tedavi Seçenekleri'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-2001889700590522758</id><published>2008-04-05T05:17:00.002-07:00</published><updated>2008-04-05T05:18:09.759-07:00</updated><title type='text'>Nane « Besinler ve Özellikleri</title><content type='html'>&lt;p id="icerik"&gt;Sebze olmadığı halde bazı yemek ve besinlere özel çeşnisini vermesi için yaprakları katılan Nane bitkisi, Maydanozgiller'dendir. Dünyanın ılıman bölgelerinde yetişen Mentha cinsi 25 çeşit bitkinin genel adı nane olup burada konumuzu ilgilendiren Bahçe nanesi'nden (M. piperita) söz edecek ve bitkiyi kısaca nane diye adlandıracağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde de bol bol yetiştirilen bu nane, 30-40 cm. kadar boylanabilen çokyıllık otsu bir bitkidir. Dört köşe kesitli, kırmızımsı renkli gövdesi ve dalları; karşılıklı dizilen kenarları dişli, keskin ama hoş kokulu koyu yeşil yaprakları vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitki temmuz-ağustos aylarında leylak, pembe ya da beyaz renklerdeki küçük çiçeklerini açar. Bu çiçeklerden minik taneli, küremsi biçimli minik tohumları oluşur. Nanenin taze ya da kurutulmuş yapraklan, bazı yemek ve besinlere katıldığı gibi ilaç, besin ve parfümeri endüstrilerinde de kullanılır. Likörü yapılarak içilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BESİN DEĞERLERİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;100 gr. kuru nanenin içerdiği besin değerleri şunlardır: 245 kalori: 15.1 gr. protein: 29,8 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 4,9 gr. yağ; 755 mgr. kalsiyum: 30.2 mgr. demir: 52 IU A vitamini; 0,49 mgr. B1 vitamini; 0,98 mgr. B2 vitamini ve 3,7 mgr. B3 vitamini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SAĞLIĞIMIZA YARARLARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda sayılan önemli besin değerlerinin yanı sıra;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o Nane, midemizin dostu olan bitkilerden biridir. Çünkü, sindirim salgılarını artırarak mide ve bağırsaklardaki sindirim işlemini kolaylaştırır. Ayrıca, mide ve bağırsaklardaki gazı söker. Mide bulantılarını keser. Gebelikte ve yolculukta oluşan kusma reflekslerini yok eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o Bağırsaklardaki kolit yaralarını iyileştirici etkisi vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o Bedeni güçlendirici bir toniktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o Grip sırasında oluşan yüksek ateşin düşürülmesine yardımcı olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu etkileri sağlaması için nanenin yaprakları bitki çiçek açmadan önce toplanır. Çok sıkmadan demet halinde bağlanır. Gölge ve havadar bir yere asılarak kurutulur. Kuruyan yapraklar elle ezilerek parçalanır. İşte böylece kurutulmuş ve ezilmiş yapraklarından bir tutam alınıp üzerine bir bardak kaynar su dökülerek 10 dakika demlendirilir. Bu şekilde elde edilen infüzyon, hiçbir yan etkisi olmadığı için istendiği kadar içilebilir. Ya da aynı etkileri sağlamak üzere, piyasada satılan naneruhundan alınıp 2-10 damlası bir kesme şekerin üzerine damlatılarak bu şeker emilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nane, tohumlarıyla ya da bitkinin kökten bölünüp daldırılmasıyla kolayca çoğaltılır. Nane bitkisi isteklerine uygun koşullarda yetiştirildiğinde, döktüğü tohumlarla bulunduğu yerde o denli sıklaşır ki, arada bir sıklık yaratan ve zayıfça olan bitkilerin sökülmesi gerekir. İşte kökleriyle sökülen bu bitkiler de uygun yere ekilip bolca sulanırsa tutar ve iyi gelişir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İklim isteği: Ilıman iklimleri seven nane bitkisi, yarı gölge, serin ve nemli yerlerde çok iyi yetişir ve gelişir. Tam gölge yerlerde bitkinin gövde ve dalları cılızlaşır, yaprakları azalır ve ufalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toprak isteği: Asitli toprakları sevmeyen nane bitkisi, organik madde yönünden zengin, humuslu ve iyi yanmış çiftlik (özellikle inek) gübresi verilmiş toprakta iyi gelişir. Bitki toprağı çok sardığından çapalanması olanaksızlaşır. Bu nedenle yetiştirildiği yerdeki yabani otlar elle sökülüp temizlenmelidir. İşte böyle topraklarda, 15 cm. derinlikte kazılmış ve düzeltilmiş yerlerine, daha çabuk yetişmesi için kökünden bölünmüş naneler 20 cm. aralıkla ilkbaharda ve havalar ısındığında dikilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sulama: Nane, suyu çok seven bir bitkidir. Kurak ve sıcak havalarda toprağının, sürekli nemli kalacak şekilde sıkça ve bolca sulanması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gübreleme: Bitkiye, Toprak isteğinde sözü edilen gübreden yılda bir-iki kez verilirse nanelerin gelişimi ve ürün verimi artar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hasat (Derim): Nanenin yaprakları irileştikçe bitki örselenmeden koparılırsa ve iyi bakım sürdürülürse, bitkinin yeni yaprak üretmesi teşvik edilmiş olur.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-2001889700590522758?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/2001889700590522758/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=2001889700590522758' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/2001889700590522758'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/2001889700590522758'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/04/nane-besinler-ve-zellikleri.html' title='Nane « Besinler ve Özellikleri'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-7379159543799593270</id><published>2008-04-05T05:17:00.001-07:00</published><updated>2008-04-05T05:17:14.368-07:00</updated><title type='text'>Hirschsprung Hastalığı « İnce ve Kalın Bağırsaklar</title><content type='html'>&lt;p id="icerik"&gt;&lt;strong&gt;Megakolon veya Hirschsprung hastalığı nedir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Doğuştan var olan bu hastalıkta kalınbağırsak büyük ölçüde şişmiş ve genişlemiş bulunmaktadır. Genellikle birkaç santim uzunluğunda olan büzülmüş bağırsak kısmı, sol kolonun sigmoid kısmında bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Megakolon hastalığında bağırsakların bir kısmı neden büzülmüş olmaktadır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bağırsağın büzülmüş olduğu bağırsak çeperinin bu kesiminde bağırsakları rahatlatan ve genişlemesine yol açan bazı sinirlerin bu alanda bulunmayışının bu duruma neden olduğu sanılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Megakolon kimlerde görülür?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Ufak çocuklarda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Megakolonun genel belirtileri nelerdir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;a.  Dışarı çıkmakta güçlük. Bazı çocuklar hiç dışarıya çıkamamakta ve ancak lavman ile rahatlamaktadırlar.&lt;br /&gt;b.  Bu gibi çocukların karnı, büyümüş olan bağırsaktan dolayı aşırı derecede şişkindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Megakolon teşhisi nasıl yapılır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Belirtileri kaydetmekle ve röntgen filmi aldırmakla. Röntgen filmi büzülmüş olan alan üzerinde fazla şişkin olan bağırsağı gösterecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hirschsprung hastalığının tedavi metotları nelerdir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Vakaların büyük çoğunluğu ameliyat gerektirmektedir. Büzülmüş bağırsak kısmı cerrahi müdahale ile alınmakta ve üstteki bağırsak alttaki rektuma dikilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Megakolon tedavi edilebilir mi?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Vakaların büyük çoğunluğunda evet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu hastalığın ameliyatı tehlikeli midir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hayır. Ancak bağırsağın bir kısmının alınması söz konusu olduğundan, ciddi bir ameliyat sayılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu durumun ameliyattan sonra tekerrür etme eğilimi var mıdır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hayır. Vakaların büyük çoğunluğu sürekli olarak iyileşmiş olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hirschsprung ameliyatı olan bir çocuk normal yaşantısını sürdürebilir mi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Evet. Bu ameliyattan sonra çocuğun fiziki ve akli gelişmesi inanılmayacak derecede çabuk olmaktadır.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-7379159543799593270?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/7379159543799593270/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=7379159543799593270' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/7379159543799593270'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/7379159543799593270'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/04/hirschsprung-hastal-ince-ve-kaln.html' title='Hirschsprung Hastalığı « İnce ve Kalın Bağırsaklar'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-8226275541008619850</id><published>2008-04-05T05:16:00.001-07:00</published><updated>2008-04-05T05:16:54.304-07:00</updated><title type='text'>İskelet ve Kemikler « Anatomi</title><content type='html'>&lt;p id="icerik"&gt;Bütün omurgalı hayvanların ve insanların, türlere göre değişik sayıda kemikten oluşan eklemli bir çatısı, yani iskeleti vardır. Birbirine eklemlerle bağlanan kemikler, kaslara destek görevi yapar; ayrıca, iç organları korur, vücudun besin alışverişine katkıda bulunur, özellikle kan için çok gerekli olan kalsiyumu sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Canlı Bir Madde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemik madensel tuzlardan (yüzde 45), sudan (yüzde 25) ve başta kemiközü (osein) olmak üzere ona esneklik veren maddelerden (yüzde 30) oluşur. Üzerindeki incecik kanallardan sinirler ve kan damarları geçer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İskelet gelişen bir yapıdır: doğumdan erişkin yaşa kadar kemiklerin ağırlığı artar, boyu uzar (kızlarda 20 ve erkeklerde 25 yaşına kadar). Kemik, kırıldığı zaman özel bir madde çıkararak kendini onarır. Ancak bu canlılık sürekli olarak bazı besinlerin (protitler, kalsiyum, fosfor ve D vitamini) sağlanmasına ve bazı salgıbezlerinin iyi çalışmasına da bağlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemikler biçimlerine göre yassı kemikler (kürek kemiği, kafatası kemikleri), kısa kemikler (omurga) ve uzun kemikler (uyluk kemiği) diye çeşitlere ayrılır. Uzun kemiklerde silindir biçiminde bir orta kanal bulunur ve bunun içinde sarı ilik yer alır: bu çeşit kemiklerin iki ucu hafifçe şişkindir ve üzeri kıkırdak adını verdiğimiz sedef renginde bir maddeyle kaplıdır. Uçlarda kırmızı ilik vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karmaşık Bir Çatı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İskeleti özellikle ayakta durmağa elverişli olan insanda, vücudun kemikten eksenine omurga denir. Omurga, üst üste yerleşmiş 33 kemikten meydana gelir, omur denilen bu kemikler, kıkırdaktan yapılmış esnek disklerle birbirinden ayrılır. Omurga, kuyruk ve sağrı kemikleriyle kalça kemiklerinden oluşan leğene dayanır. Omurganın içinde, beynin uzantısı olan omurilik vardır. Kafatası başlıca 8 kemikten meydana gelir. Bunlar yassı kemiklerdir ve birbirine sımsıkı kenetlenmiştir. Başın yüz kısmında, 13'ü kafatasına kaynamış 15 kemik bulunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Omurlardan başlayan 12 çift kaburga önde göğüs kemiğine bağlanarak göğüs kafesini oluşturur. Kollar kürek ve köprücük kemikleriyle omurgaya bağlanır; bacaklarsa iki kalça kemiğine bağlıdır. Bacak kemikleri (uyluk, baldır ve kaval) ayak kemikleriyle son bulur ve el ile son bulan kol kemiklerinden (pazı, önkol ve dirsek) daha sağlam ve güçlüdür, çünkü bacak kemikleri hem vücut ağırlığını taşır, hem de yürümeyi sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalıklar ve Çarpıklıklar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemiklerde mikroplu hastalıklar (kemik iltihabı, kemik veremi), kötü beslenme ya da güneş görmeme (raşitizm) yüzünden çarpılmalar olabilir. Omurga da bazen çarpılabilir: kamburluk v.b.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eklemler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemiklerin eklem yerleri yapışık (kafatası kemikleri), yarı oynar (omurlar) veya oynar olabilir: böylece kol ve bacak eklemleri (dirsek, diz) eklem sıvısı denen yağlı bir sıvıyla dolu ve kaygan bir kıkırdakla kaplıdır. Eklem kapsülü denen bir gömlek ve eklem bağlan, kemiklerin birbirinden ayrılmasını önler. Kapsül de, eklem bağları da şiddetli basınç altında (burkulmalar, ezikler) uzayabilir ve o zaman kemikler birbirinden ayrılabilir, yerinden çıkabilir; çıkık yerlerindeki eklem sıvısı da yayılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="http://www.ufak.com/sharedimages/iskelet1.jpg" border="0" /&gt; &lt;img src="http://www.ufak.com/sharedimages/iskelet2.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Solda) İnsan iskeleti. Öteki primatlardan farklı olarak insanda omurga diktir: vücudun çeşitli yerlerindeki eğimler, ayakta dururken gerekli olan esnekliği ve dengeyi sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Sağda) Bir eklemin şeması: diz.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-8226275541008619850?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/8226275541008619850/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=8226275541008619850' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/8226275541008619850'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/8226275541008619850'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/04/iskelet-ve-kemikler-anatomi.html' title='İskelet ve Kemikler « Anatomi'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-5579419176066649584</id><published>2008-04-05T05:15:00.000-07:00</published><updated>2008-04-05T05:16:32.580-07:00</updated><title type='text'>Rh İmmünizasyonu Ve Aşıları « RH İmmünizasyonu ve Aşıları</title><content type='html'>&lt;p id="icerik"&gt;&lt;strong&gt;Aktif muafiyet (bağışıklık) nedir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hastalığı çekmiş olmanın getirdiği muafiyet veya uzun süreli korunma antikorlarını getirecek bir maddenin enjekte edilmesiyle elde edilen muafiyettir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hangi hastalıklara bir kez yakalandı mı, sürekli muafiyet kazanılır?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Kızamık, kızıl hastalığı, difteri, kızamıkçık, kabakulak, boğmaca öksürüğü ve suçiçeği, tifo, çiçek hastalığı, çocuk felcine yakalananlar da bu hastalıklara karşı sürekli muafiyet kazanırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Pasif veya kalıtımsal muafiyet ne anlama gelmektedir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Anne hastalığı kısa bir süre önce çektiği takdirde, çocuk doğarken annesinde bulunan ve anneden aldığı bu muafiyetle doğmaktadır. Muafiyet plasentadan geçerek çocuğun kan akımına girmektedir. Pasif muafiyet ayrıca hastalığı yeni geçirmiş olan birinden alınan nekahet serumu ile yapılan enjeksiyonla veya «gamma globulin» enjeksiyonu ile de temin edilebilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Gamma globulin; kızamık, kızamıkçık, bulaşıcı sarılık veya çocuk felcine yakalanılmasını önleyebilir mi?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Ne yazık ki gamma globulin çok kez korunmaya yararlı olmamakta, fakat hastalığa yakalanıldığı takdirde hastalığın daha hafif geçiştirilmesini sağlamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Pasif veya kalıtımsal muafiyet genellikle ne kadar süreli olur?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;İki ile üç ay arası. Bazı hallerde dokuz ay kadar sürebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu kadar kısa bir süreli olduğu halde, pasif muafiyet kazandırma gayretleri neden sarf edilmektedir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hastalığın salgın olduğu bir sırada kişiyi hastalığa karşı koruyabilecek ve bu süre içerisinde hastalığa yakalanmamasına yardımcı olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Nekahet serumları kabakulak, kızıl hastalığı veya boğmaca öksürüğüne karşı tesirli olmakta mıdır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Belki bu serum bu hastalıkların gelmelerini önleyemeyecektir ama, geldikleri takdirde normalden daha hafif olarak geçiştirilmesini sağlayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bebeklere tatbik edilecek en uygun muafiyet programı nedir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bebeğin üçüncü, dördüncü ve beşinci aylarında, üçlü aşıların yapılması en iyi metottur. Bu üçlü aşılar difteriye, boğmaca öksürüğüne ve tetanosa karşı yapılmaktadır. Ağızdan verilen çocuk felci ilaçları da çocuklara üçüncü, dördüncü ve beşinci aylarında verilmektedir. Kızamık aşıları çocuğa altıncı, yedinci ve sekizinci aylarında; çiçek aşısı ise dokuzuncu ayında yapılmaktadır. Kabakulak ve kızamıkçık aşılarının rutin olarak, altı aylarını doldurmuş olan çocuklara yapılması gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu muafiyet programı, çocuğa bir zararı dokunmadan değiştirilebilinir mi?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Evet. Doktorun gerek duyduğu zamanlar bu program çok kez değiştirilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yardımcı veya ek aşılar nedir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Muafiyet aşıları verildikten bir veya iki yıl sonra bu muafiyetlerin devamlılıklarını korumaları için yapılmakta olan ek aşılardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ek aşılar ne zaman yapılmaktadır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Difteri, boğmaca öksürüğü ve tetanos için bebek ons ekiz ayını doldurduğu zaman, ondan sonra okul yaşma gelinceye kadar her iki yılda bir kez. Bundan sonra da erginliğe gelinceye kadar her üç yılda bir kez. Çocuk felci ek aşıları ilk iki enjeksiyondan yedi ay sonra yapılmalı ve bundan bir yıl sonra bir enjeksiyon daha yapılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çocuğun bir hastalığından dolayı bu süre araları ertelenirse, yapılan aşıların tesiri kaybolur mu?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Genellikle hayır. Süreler gerekirse haftalarca, bazı hallerde aylarca ertelenebilinir ve muafiyet kaybolmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çocuk başka bir nedenden hasta ise, çocuğa bu hasta halinde muafiyet aşıları yapılmalı mıdır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hayır. Çocuk soğuk almışsa veya başka bir hastalığa tutulmuşsa, muafiyet aşılarının yapılması ertelenmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bulaşıcı hastalıklar için yapılan aşılar ne gibi tepkilere neden olmaktadırlar?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Genellikle hiçbir tepki meydana gelmemekte ve gelse bile gayet hafif olmaktadırlar. Bazı hallerde çocukta sinirli haller, nöbet, iştah kaybı veya kusma tepkileri meydana gelebilir. Ne var ki bunlar bir veya iki günden fazla sürmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Aşıların yapıldığı yerlerde lokal tepkiler meydana gelmekte midir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bazı hallerde bu alanlarda kızarmalar ve şişmeler meydana gelebilecekse de, bunlar bir veya iki gün içerisinde kaybolacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bir aşı yapıldığı yerde küçük bir yumrunun gelişmesi normal midir?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Evet, bunun hiçbir önemi yoktur ve birkaç gün içerisinde herhangi bir müdahaleye gerek kalmadan kendiliğinden ortadan kaybolur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Muafiyet aşılarından meydana gelen tepkiler için ne gibi tedavi metotlarına başvurulmalıdır?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Doktorunuz çocuğa ufak bir dozajda aspirin verilmesini tavsiye edecektir. Ayrıca, çocuğa bir iki gün banyo yaptırmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Aşılar genellikle vücudun hangi kesiminde yapılmaktadır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kalçalarda veya üst kolun dış kısmında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Muafiyet aşılarını genellikle kim yapmaktadır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Doktorunuz veya onun özel yardımcısı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Eğer bir aşıya belirli bir tepki görülmekteyse doktora bunu bildirmek gerekli midir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Evet. Doktor bu bilgiye dayanarak gelecek sefer yapacağı aşının dozajını azaltacak ya da normal iki veya üç aşı yerine bunları dört ila beş aşı şeklinde yapmayı uygun bulacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Muafiyet aşılarından tamamen vazgeçmek gereği duyulmakta mıdır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Eğer çocuk yumurtaya karşı fazla alerji göstermekteyse, bu çocuğa kızamığa karşı muafiyet aşısı yapılmaması gerekli olabilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Muafiyet aşılarının zararlı tesirleri olmakta mıdır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Milyonlarca kişiden bir ikisinde ciddi tepkiler meydana gelebilir. Muafiyet aşılarının getirdiği büyük faydalar, bu asgari düzeydeki tehlikeleri göze almak zorunluluğunu gerektirmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Alerjik olan kişilere de muafiyet aşıları yapılabilmekte midir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Evet. Ancak difteri, boğmaca öksürüğü ve tetanos aşılarının ayrı ayrı yapılması tercih edilir. Ayrıca, her aşıda daha az dozajların kullanılması gerekebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Daha büyük çocuklarda veya erginlerde bu aşı programında bir değişiklik yapılmakta mıdır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Evet. Daha büyük çocuklarda üçlü aşı kullanılacağı yerde yalnız difteri ve tetanos aşısı ikili bir aşı olarak birlikte kullanılmaktadır. Ayrıca, Önce üçlü aşı olmuş daha büyük çocuklara ek aşılar yapıldığı zaman, bunlarda yalnız difteri ve tetanos aşısı bulunmalıdır.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-5579419176066649584?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/5579419176066649584/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=5579419176066649584' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/5579419176066649584'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/5579419176066649584'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/04/rh-immnizasyonu-ve-alar-rh-immnizasyonu.html' title='Rh İmmünizasyonu Ve Aşıları « RH İmmünizasyonu ve Aşıları'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-8093049043839073711</id><published>2008-04-03T13:34:00.000-07:00</published><updated>2008-04-03T13:36:46.742-07:00</updated><title type='text'>Prezervatif Kullanımı</title><content type='html'>&lt;h1 align="center"&gt;&lt;span style="COLOR: #ff00ff"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 24pt"&gt;Prezervatif Kullanımı &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;h2&gt;&lt;span style="COLOR: #ff00ff"&gt;PREZERVATİF&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/h2&gt;&lt;p&gt;Prezervatif, penisi cinsel ilişki sırasında örtmek için kullanılan ince lastikten silindir şeklinde bir kılıftır. Çok güvenilir bir yöntemdir, fakat bu konuda hatalı görüşleri olan bazı erkekler tarafından reddedilir. Gerçekten de prezervatif kadar yaygın, fakat onun kadar yanlış anlaşılan başka bir yöntem daha yoktur.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;h2&gt;&lt;span style="COLOR: #ff00ff"&gt;PREZERVATİF VE CİNSEL UYARILMA&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/h2&gt;&lt;p&gt;Birçok erkek, prezervatifin, kadının duygularını azalttığını ileri sürmektedir. Bu doğal bir şeydir. Çünkü ne kadar ince olursa olsun, doğrudan doğruya teması önler. Gerçekte ise, bölgesel uyarılma açısından prezervatif kullanıp kullanılmamasının bir ayrımı yoktur. Kadın gözleri bağlı olarak ilişkide bulunduğunda, penisin oluşturduğu uyarılma ile prezervatifin kullanıldığı zamanki uyarılmayı ayırdedemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat niçin bazı erkekler cinsel heyecanlarının azaldığından ya da prezervatif iktidarsızlığından söz ederler? Cinsel uyarılma, beynin bunu nasıl kaydettiğine bağlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buraya birkaç olay alıyoruz: Prezervatif görünüşe göre incedir. Fakat belki de gerçekte ince değildir. Bazı erkekler şöyle söyler: “Pahalı prezervatifler o kadar ince oluyor ki, insan bunların varlığın bile duyumsamıyor. Oysa ki ucuzları kalın ve kötü oluyor.” Aslında fiyat ne kadar yükselirse, prezervatif o kadar saydamlaşır, ince görünüşlü olur ve yumuşaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğu kez, prezervatifin ne kadar pahalıysa o kadar ince olduğuna inanılır. Oysa ki bu sadece gözün aldanmasıdır. Ayrım yalnız saydamlıktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prezervatif, kauçuk ağacının süte benzer özsuyundan elde edilir; kalitesi fiyatına göre değişmez. Fiyattaki fazlalığın nedeni, saydam duruma getirmenin daha pahalı bir işlem oluşundandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir prezervatif alın, bunu yuvarlayarak açın ve boyunu ölçün. Bu ortalama 19 cm. uzunlukta (2 cm kadar uzunluktaki uç kısmı dahil) ve aşağı yukarı bir gram ağırlıkta olmalıdır. Halen sağlık bakanlığı, prezervatiflerin en az bir gram ağırlıkta yapılmalarını şart koşmaktadır. 35 mm çapında ve 19 cm uzunluktaki bir prezervatifin kalınlığı 0,35 mm.dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan daha ince bir prezervatif sadece daha fazla esnek olmakla kalmayacak, aynı zamanda kolayca da yırtılabilecektir. Üstelik uyarıcı etkisi bakımından biraz daha kalın prezervatiflerden pek farklı olmayacaktır. Tek ayrım, standart kalınlık içinde olanaklı olduğu kadar saydam duruma getirilmesindedir.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;h2&gt;&lt;span style="COLOR: #ff00ff"&gt;Kadınların yanlış inançları:&lt;/span&gt;&lt;/h2&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Prezervatif tam geldiği takdirde cinsel uyarılmada bir ayrım duyumsanmazmış. Bununla birlikte bazı kadınlar, erkeğin boşalmasını “duyumsayamadıklarını” söylemekte ve bundan yakınmaktadır. Ayrıca, prezervatif kullanılmadığında vaginanın boşalma sırasında ısındığını ve ıslandığını ileri sürmekteler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekte ise rahim ağzı, ısının oluşturduğu zevk veya acı duygusunu duyumsamaz. Rahim ağzı acı duyulmadan yanabilir veya bıçakla kesilebilir. Penisin çarpmasının oluşturduğu sarsıntı, rahim tarafından iletilir ve çarpma hissi karın zarında duyulur. Buna karşılık vaginanın sümüksü tabakası ısıya ve uyarılara karşı duyarlıdır. Demek oluyor ki, boşalma sırasında bir şeyler duyumsanabilir. Fakat bu his, rahim ağzında duyulmaz. Meninin sıcaklığını ve ıslaklığını duyduğunu söylemek, olayı abartmak olur. Zira vagina içi de aynı şekilde ıslak ve sıcaktır. Burada boşalan meni ölçüsünden de daha fazla kaygan sıvı mevcuttur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orgazma yaklaştıkça penis kan birikmesi sonucu genişler. Böylece penisin sıcaklığı, boşalan meniden daha yüksek olur. Aynı anda kadında da benzeri bir belirti oluşur ve kan birikmesi olur. Penisin birdenbire genişlemesi, bu olayı çabuklaştırır ve vagina da penis ile aynı ısı derecesine gelir. Sürtünme ısı duygusunu kuvvetlendirir ve artırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erkeğin boşalma olayından önce, kadının Bartholin salgı bezleri tarafından salgılanan kaygan sıvısı, kadının heyecanı oranında artar. Bu değişik etkiler sonucu kadın, içinde nemlilik duyumsar ve çoğu kez meninin prezervatifin içinde kalması ya da kalmaması değişiklik yaratmaz. Her iki durumda da kadın, en küçük bir ayrım duyumsamayacaktır. Zira o da bu sırada orgazma yaklaşmaktadır. Prezervatiften hoşlanmayan bu gibi kadınlar, kendileri ve cinsel ilişkinin yapısı hakkında bir bilgiye sahip değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="COLOR: #ff00ff"&gt;PREZERVATİF NASIL SEÇİLİR?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaliteli markalar yeğ tutulmalı, kalitesiz, standart olmayan prezervatiflerden kaçınılmalıdır. Mühürlü paketler ve kutular halinde piyasada satılan prezervatifler, yapım tarihinden itibaren üç yıl süreyle güvenle kullanılabilir. Pahalı prezervatiflerin mutlaka ince olmaları gerekmez; sadece bunların ince görünüşlü olmaları gerekir. Parası olan ya da gözle uyarılmadan hoşlanan kimseler, pahalı prezervatifleri satın alabilir. Çünkü bu konuda göz etkeni küçümsenemez. Fakat şundan emin olunmalıdır ki, pahalı ve ucuz prezervatifler arasında uyarma etkisi bakımından hiç bir ayrım yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="COLOR: #ff00ff"&gt;&lt;b&gt;PREZERVATİFLER NASIL KONTROL EDİLİR?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prezervatiflerde bulunması olanaklı çok küçük delikleri saptamak için, çeşitli yöntemler önerilir. Prezervatif cinsel birleşimden hemen önce kontrol edilmemelidir. Prezervatiflerden nefret eden bir kadın şunları söylüyor: “Kocam, prezervatifleri kontrol etmek için içlerine sigara dumanı üfler. Bu manzarayı gördüğüm zaman, bir anda bütün duygularım yok oluyor.” Bu doğal bir şeydir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinsel birleşimden önceki atmosfer, biraz sonraki birleşim üzerinde büyük rol oynar. Onun için her iki eş de, cesaret kırıcı bir atmosfer yaratmaktan kaçınmalıdır. Erkek, prezervatifi kontrol etmek isterse, bütün kutuyu, kullanmadan önce denemelidir. Prezervatifin içine sigara dumanı üflemek, en yaygın kontrol yöntemidir, fakat bu yöntem önerilmez. Kullanmadan çok önce birkaç prezervatif bu şekilde kontrol edilirse, bunlar, kullanılacağı tarihe kadar kolayca kalitelerinden yitirebilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük delikler genellikle prezervatifin esas kısmıyla meninin toplandığı uç kısım arasında, ender olarak da alt kısımlarda görülür. Bütün prezervatifi açmak ve bunun alt kısımlarını kontrol etmek gerekmez. Prezervatif siyah bir kağıdın üzerine konursa, kontrol daha kolaylaşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="COLOR: #ff00ff"&gt;OLASI YANLIŞLARA KARŞI ALINACAK ÖNLEMLER&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayret edilecek kadar çok sayıda erkek, prezervatifin doğru olarak nasıl kullanıldığını bilmemektedir. Onun için zevk duygularının azalmasından ve doğum kontrolünde başarısız kalmalarından yakınmaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="COLOR: #ff00ff"&gt;Cinsel ilişki sırasında prezervatifin takılışı:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boşalmadan önce de biraz meni, penisin ucundan çıkabilir. Üstüste iki kez birleşimde bulunulduğunda, ikincisinde, birinci birleşimden kalan spermler, gebe kalmak tehlikesi oluşturabilir. Erkek, her birleşimden sonra idrara çıktığı ve organını iyice yıkadığı takdirde, bu tehlike çok azalır. Meni sıvısının, kaygan sıvıdan ayırdedilmesi gerekir. Kaygan sıvı, penisin baş kısmını, cinsel ilişki sırasında kaygan duruma getirmeye yarar. Bu sıvıda sperm yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni evli bir erkek, oldukça kısa zamanda boşalabilir. Fakat daha sonraları boşalması için daha fazla zamanın geçmesi gerekecektir. Deney ile, prezervatifi ne zaman takması gerektiğini kendiliğinden bulacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sırada penis, vaginada Bartholin ve diğer salgı bezleri tarafından salgılanan kaygan sıvı ile yeteri kadar nemlenmiştir. Prezervatifi nemli penis üzerine geçirmek, kuru durumdaki penisten çok daha kolaydır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadının salgıladığı sıvı yetersizse, erkek, krem gibi başka yardımcı maddelere başvurmalıdır. Fakat kadının salgıladığı sıvının az oluşu, erkeğin suçudur. Vagina daha yeteri kadar kayganlaşmadan prezervatif takılırsa, erkek hoş olmayan bir sürtünme duyumsayacaktır. Çünkü penis ile prezervatif birbirine uyum sağlayamamıştır. Bu durumda kadın acı duyabilir.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="moduletablegoogle"&gt;&lt;script type="text/javascript"&gt;&lt;!-- google_ad_client = "pub-5413360035362550"; //120x600, oluşturulma 13.12.2007 google_ad_slot = "8055665678"; google_ad_width = 120; google_ad_height = 600; //--&gt;&lt;/script&gt;&lt;br /&gt;&lt;script src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;iframe name="google_ads_frame" marginwidth="0" marginheight="0" src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/ads?client=ca-pub-5413360035362550&amp;amp;dt=1207254777078&amp;amp;lmt=1207254619&amp;amp;prev_slotnames=9615604966%2C1741911739&amp;amp;output=html&amp;amp;slotname=8055665678&amp;amp;correlator=1207254776812&amp;amp;url=http%3A%2F%2Fwww.saglikmerkez.com%2Fcinsel-saglik%2Fprezervatif-kullanimi.html&amp;amp;ref=http%3A%2F%2Fwww.saglikmerkez.com%2Falphacontent%2Fp-2.html&amp;amp;frm=0&amp;amp;cc=3663&amp;amp;ga_vid=923811728.1207253362&amp;amp;ga_sid=1207253362&amp;amp;ga_hid=1537106015&amp;amp;ga_fc=true&amp;amp;flash=9.0.115.0&amp;amp;u_h=768&amp;amp;u_w=1024&amp;amp;u_ah=738&amp;amp;u_aw=1024&amp;amp;u_cd=32&amp;amp;u_tz=180&amp;amp;u_his=12&amp;amp;u_java=true" frameborder="0" width="120" scrolling="no" height="600"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Prezervatif penise uyum sağlamalıdır. Erkeğin ve kadının cinsel organlarının, kişiden kişiye ayrım göstermediği inancı doğru değildir. Boy ve kalınlık açısından farklar vardır. Onun için, bir kişinin penisine iyice uyum sağlayan bir prezervatif, başka bir kişiye bol gelebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birçok erkek, prezervatifin cinsel ilişki sırasında kayıp, çıktığından yakınır. Bu durum, prezervatifin alt kısmı çevresine bir iplik bağlanırsa ortadan kalkar. Bu iplik sadece prezervatifin kaymasını önlemeyecek, uyarılmayı da artıracaktır. İpliğin düğümü yukarı atılırsa, ayrıca bızır da uyarılmış olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prezervatifin bağlanmasıyla penis, meninin dışarı taşması tehlikesi olmadan vagina içinde daha uzun zaman bırakılabilir. Son zamanlarda piyasada değişik türlerde prezervatifler satılmaktadır. Bunlardan bazılarının uç kısmı büyüktür. Bazılarının ise ucunda kayganlaştırıcı bir madde vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="COLOR: #ff00ff"&gt;PREZERVATİF NASIL TAKILIR?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esas sorun, uç kısımda hava kalmamasıdır. Bunu sağlamak için önce prezervatifin uç kısmına bastırıp, içerdeki hava dışarı çıkarılır, ondan sonra prezervatif penise takılır, yuvarlanarak açılır. Ya da prezervatif, uç kısmı içeri doğru üflendikten sonra penise geçirilir ve yuvarlayarak açılır. Bu işlem için daha fazla zaman gerektiğinden, prezervatifin ucunun önceden üfleyerek hazır durumda bekletilmesi önerilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sperm öldürücü jöle ile birlikte kullanıldığında, prezervatif daha güvenilir duruma gelir; aynı zamanda penisin prezervatife daha iyi uyum sağlamasını da sağlar. Prezervatiflerin penislerine iyi uyum sağlamadığından yakman ya da prezervatifi cinsel temasın başından itibaren takmakta direnen erkeklere, bunu takmadan önce penislerine yukardan aşağı kadar jöle sürmeleri önerilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadının salgıladığı kaygan sıvı az orandaysa, ince bir tabaka jöle de dış yüze sürülmelidir. Güvenlik önlemi olarak bolca bir miktar jöle kadının sidik borusu ağzına sürülebilir. Bütün bu önlemlerden sonra vagina içine de jöle sürüp, güvenceyi artırmanın gereği yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen dikkatsiz bir erkek, penisi dışarı çekip, prezervatifi vagina içinde bırakabilir. Bu yüzden, prezervatifin kaymaması için, dışarı çekilirken penisin kök kısmının prezervatifle birlikte tutulması gerekir. Bu sırada meninin dışarı taşmamasına son derece dikkat edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Penisi birleşme durumunda uzun süre tutabilmek amacıyla kadın, bacaklarını birbirine yapıştırmalıdır. Kadının orgazmı daha uzun sürdüğü için, penis küçüldükten sonra da vaginada irade dışı kısalmalar devam eder. Onun için meni viganaya akmasın diye kadın bacaklarını birleştirmelidir. Böylece penisin küçülmesi de bir süre geciktirilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erkek ve kadın cinsel ilişkiden sonra değişik bez ve süngerlerle temizlenmelidirler. Aksi durumda vaginaya spermler girebilir ve prezervatif kullanıldığı halde, istenmeden gebe kalınabilir.&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;h2&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="COLOR: #ff00ff"&gt;PREZERVATİFİN SAKLANIŞI&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/h2&gt;&lt;p&gt;Kullanılmış prezervatifin açık kısmı, meninin akmasını önlemek için iki tarafından sıkıştırılır, sonra kağıda sarılıp çöp tenekesine atılır. Fakat bunu tuvalete atıp, üzerine sifonu çekmek doğru değildir. Çünkü bu şekilde, borular tıkanabilir. Bir kez kullanılmış prezervatif, bir daha kullanılmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;h2&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="COLOR: #ff00ff"&gt;PREZERVATİFİN AVANTAJLARI&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/h2&gt;&lt;p&gt;Kadın açısından prezervatifin büyük avantajları vardır: Kadın, dinsel ilişkiden sonra erkeğe sarılmış durumda uykuya dalabilir. Prezervatif kullanılmadığı takdirde, kadının yıkanmak için tuvalete kalkması gerekecek, böylece mutluluk duygusu yarıda kesilmiş olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;h2&gt;&lt;span style="COLOR: #ff00ff"&gt;&lt;b&gt;PREZERVATİFİN YARATTIĞI İKTİDARSIZLIK&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/h2&gt;&lt;p&gt;Birçok erkeğin prezervatif taktıkları zaman penisleri sertleşmez. Bunun nedenlerinin bir bölümü psikolojiktir, bir bölümü de, o erkekler beceriksiz olduğu içindir. Prezervatifin ne olduğunu gayet iyi bilmek ve kullanmasını öğrenmek gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı erkekler de, prezervatifin kadının hislerinde azalma oluşturup, oluşturmayacağına kafa yorar. Kadın, prezervatifi eleştirip, bunun kullanılmasına yanaşmamakla hatalı davranışta bulunmuş olur. Kadında ve erkekte yeteri kadar salgılanma olduğu sürece, aradaki fark duyumsanmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erkeğin prezervatifi kendisinin takması gerekmez. Erkeğin bu konuda kompleksleri varsa, kadın bunun takılışında şefkatle yardımcı olur. Bu, uyarılmayı artıracak ve prezervatiften nefret eden erkeğin penisinin küçülmesini önleyecektir. Bu gerçek de, cinsel ilişkiler konusunda ruhsal etkenlerin önemini göstermek bakımından ilgi çekicidir &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-8093049043839073711?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/8093049043839073711/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=8093049043839073711' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/8093049043839073711'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/8093049043839073711'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/04/prezervatif-kullanm.html' title='Prezervatif Kullanımı'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-9004486836960834081</id><published>2008-04-03T13:33:00.000-07:00</published><updated>2008-04-03T13:34:24.662-07:00</updated><title type='text'>Penis eğriliği</title><content type='html'>İnsan vücudundaki eş organların (eller, gözler, testisler gibi )hiç biri birbirinin aynısı değildir, arada mutlaka bazı farklar vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm insanlarında yapıları ve organları hem dış görünüş olarak hem de işlevleri sırasında farklılıklar gösterirler.Bu farklılık bazen çok çok az ,bazen ise çok fazla olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Penis bildiğimiz gibi bir erkek cinsel organı olup spermleri (meni - ersuyu ) kadın vajeninin derinlerine bırakma görevi vardır ve bu görev sırasındada kişiye haz (zevk ) vermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Penislerde hem boy olarak hem de şekil olarak bir birinden farklı olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç bir penis şekil olarak cetvelle çizilmiş gibi doğru değildir veya düzgün sınırlara sahip değildir.Bu farklar kişiden kişiye göre değişmekte,kiminde çok az bir sağa veya sola eğrilik olurken bazılarında bu daha fazladır.Bazı penislerde ise hem sağa -sola eğrilikle beraber aşağıya da doğru eğrilik olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun sınırı nedir ? Ne kadar eğrilik normaldir,ne kadarı bir anormallik veya sakatlık olarak görülmelidir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun kesin sınırı şudur; eğer bu eğrilik sizin cinsel ilişki kurmanızı engelliyor,ilişki sırasında size veya partnerinize acı veriyorsa bu düzeltilmesi gereken bir sorundur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Bir de eğer kişi ciddi anlamda penisinin eğriliğinden estetik açıdan, yani görüntüsünden rahatsız oluyor ve bu yüzden soyunmaktan kaçınıyor veya ilişkiye giremiyorsa bu da düzeltilmesi gereken bir sorun sayılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Penis eğriliği düzeltilirmi; evet,herşey yapılabildiği gibi (bu gün yeniden el, parmak veya penisin yapılabildiği bir bilgi ve teknolojiye sahibiz) penis eğriliğide düzeltilebilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer sizde de penis eğriliği gibi bir şüphe veya sıkıntı varsa çekinmeden ve mutlaka muayeneye gidiniz.Bu şüphe , sıkıntı, veya utanma duygusu ile geçirdiğiniz her süre sizi üzecek ve cinsel hayatınızı olumsuz etkileyecektir. Hekiminiz sizi aydınlatacak ,eğer gerekli ise cerrahi bir müdahele önerecek ve yapacak veya eğer bir sorun yoksa sizin rahatlamanızı ,kendinize güveninizin gelmesini sağlayacaktır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-9004486836960834081?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/9004486836960834081/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=9004486836960834081' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/9004486836960834081'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/9004486836960834081'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/04/penis-erilii.html' title='Penis eğriliği'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-7966993763660778116</id><published>2008-04-03T13:32:00.001-07:00</published><updated>2008-04-03T13:32:36.803-07:00</updated><title type='text'>Prezervatif seçimi</title><content type='html'>Diğer adı KONDOM, KORUYUCU KILIF ve KAPUT'tur.&lt;br /&gt;Kılıf şeklinde olup, cinsel ilişki sırasında penise geçirilerek kullanılır.&lt;br /&gt;Çoğu, kayganlaştırıcı sürülü halde ambalajlanmış olarak eczanelerde ve süpermarketlerde satılmaktadır.&lt;br /&gt;Cinsel ilişkide bulunan kişilerden birisi HIV veya cinsel yolla bulaşan bir hastalık etkeni taşıyorsa, prezervatif kullanımı ile diğer kişiye hastalık bulaşması önlenmiş olur.&lt;br /&gt;Cinsel ilişki ile HIV'in bulaşmasının önlenmesinde prezervatif tek önlemdir.&lt;br /&gt;Her tür cinsel ilişkide kullanılabilir.&lt;br /&gt;Sperm hücrelerinin dışarıya çıkmasını engellediği için gebeliği önlemek amacıyla da kullanılır.&lt;br /&gt;Prezervatif dışındaki diğer gebelik önleyici yöntemler HIV'in bulaşmasını engelleyemezler.&lt;br /&gt;Prezervatifler konusunda bilinmesi gereken bazı küçük fakat önemli husular vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;— İyi kalite ve latex prezervatif alın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—Prezervatifi ilişkiye başlamadan kullanın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—Prezervatifin ucunda meninin akabileceği kadar yaklaşık 1/2 inch (yaklaşık 1.3 cm) boşluk bırakın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—Kayganlaştırıcı olarak yağsız maddeler kullanın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—Hiçbir zaman vazelin gibi yağlı maddeleri kayganlaştırıcı olarak kullanmayın.Yağ bazlı maddeler, prezervatif yüzeyinin incelmesine yada delinmesine neden olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—Ereksiyondan sonra prezervatifi tepesinden tutun ve çıkartın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—Prezervatifi çıkarttıktan sonra plastik torbasına koyun ve güvenli bir şekilde çöpe atın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—Bütün Prezervatifler Aynı Değildir. Labaratuvar çalışmaları Latex prezervatiflerin AIDS virüsünün bulaşmasını engellediğini göstermektedir.Fakat kuzu bağırsağından yapılan doğal prezervatifler aynı korumayı sağlıyamamaktadır.Bunun sebebide doğal prezervatiflerin gözeneklerinin virüsün geçmesine izin verecek kadar büyük olmasıdır.Latex prezervatiflerle virüsün prezervatif yüzeyinden geçmesi mümkün değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—Son Kullanma Tarihini Mutlaka Kontrol Edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—Süt ve yoğurt gibi prezervatiflerde kısa sürede bozulabilir.Çok fazla beklemiş bir prezervatif kurur ve kaygan yapısını kaybeder buda prezervatifin kolayca deforme olmasına neden olur.&lt;br /&gt;—Aynı şekilde prezervatifin sıcak yerlerde bulunmasıda bozulmasına neden olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—Prezervatif kutularının üzerinde son kullanma tarihi bulunmaktadır.Prezervatifin üretim tarihiyle son kullanma tarihi hiçbir zaman karıştırılmamalıdır.Eskimiş prezervatiflerin kullanılması kişiye hiçbir koruma sağlamıyacaktır.Bu nedenle hiçbir zaman son kullanma tarihi geçen prezervatifler kullanılmamalıdır. Kayganlaştırıcı Maddeler Su bazlı kayganlaştırıcıların cinsel birleşme esnasında kullanılmasında bir sakınca yoktur. Fakat prezervatifin incelmesine yada delinmesine neden olacak yağlı maddeler kullanılmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—Prezervatiflerin üzerindeki Notları Mutlaka Okuyun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—Etkili koruma sağlamak için, prezervatifler belirtilene uygun şekilde kullanılmamalıdır. Prezervatiflerin kullanılması çok kolay olsada izlenmesi gereken bazı kurallar vardır, bu kurallar genellikle prezervatif kutuları üzerinde yazılı bulunmaktadır. Bir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—Kullanım Yeterli Prezervatifleri hiçbir zaman ikinci kez kullanmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—Kullandığınız prezervatifleri atın ve cinsel birleşmeye gireceğiniz her zaman yeni bir prezervatif kullanın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—AIDS'e karşı korumanın en etkili yolu cinsel birleşme sırasında prezervatif kullanmaktır. Prezervatiflerin delinme yada patlama olasılığı %2'dir; buda ancak üretim hatalarından kaynaklanabilir.Fakat bireylerin prezervatifi uygun bir şekilde kullanmaması bu oranı bir miktar daha&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-7966993763660778116?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/7966993763660778116/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=7966993763660778116' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/7966993763660778116'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/7966993763660778116'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/04/prezervatif-seimi.html' title='Prezervatif seçimi'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-1401872946908579453</id><published>2008-04-03T13:30:00.001-07:00</published><updated>2008-04-03T13:30:42.774-07:00</updated><title type='text'>Gastrit- mide ekşime yanma ağrısı</title><content type='html'>&lt;p&gt;Hastaların genel olarak midede ekşime, yanma ve ağrı şikayetleri ile tarif ettikleri gastrit, mide iltihabı ile eş anlamlı kullanılan bir terimdir. Gastrit, midenin en iç tabakasında teşkil eden mide mukozasının iltihabi bir reaksiyonudur. Mide mukozasında çok zaman bölgesel veya yaygın bir kızarıklık şeklinde görülür. Çok sık rastlanılan gastritin kadın ve erkeklerde görülme oranı hemen hemen eşittir. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="COLOR: #008000"&gt;&lt;b&gt;Nedenleri nelerdir ?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çok çeşitli nedenler sonucu ortaya çıkan gastrit, beslenme alışkanlıkları da dahil olmak üzere alkol, sigara, çeşitli ilaçlar, vs.. etkenlerle ortaya çıktığı gibi Helicobakter Pylori adı verilen bakteri ve stres sonucu da ortaya çıkmaktadır. Alkol ve kötü beslenme alışkanlıkları direkt olarak mide mukozasını tahriş ederek gastrite neden olabilir. Stres ve nikotin de mide siniri olan Vagus'un uyarılması sonucu fazla asit salgılanmasıyla gastrite neden olur.Son yıllarda ise gastrit ve mide ülserinin nedeni olduğu iddia edilen Helicobakter Pylori adı verilen bir bakteri tesbit edilmiştir. Gastrit şikayeti olan hastaların % 60'ında bu bakteri tespit edilmiştir. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gastrit tedavi edilebilir bir rahatsızlıktır. Teşhisinde mide röntgeninin pratik bir değeri yoktur. Gastroskopi ile kesin teşhis konur &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-1401872946908579453?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/1401872946908579453/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=1401872946908579453' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/1401872946908579453'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/1401872946908579453'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/04/gastrit-mide-ekime-yanma-ars.html' title='Gastrit- mide ekşime yanma ağrısı'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-7648490007484235707</id><published>2008-04-03T13:24:00.000-07:00</published><updated>2008-04-03T13:25:34.905-07:00</updated><title type='text'>Spinal muskuler atrofi (SMA)</title><content type='html'>&lt;table id="AutoNumber1" style="BORDER-COLLAPSE: collapse" bordercolor="#111111" cellspacing="0" cellpadding="0" width="93%" border="0"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td width="100%" colspan="3"&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 14pt; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;SPİNAL MUSKULER ATROFİ (SMA)&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt; &lt;/div&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #ff0000"&gt;&lt;span style="COLOR: #008000"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Verdana"&gt;Spinal Muskuler Atrofi (SMA) nedir ?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;!--webbot bot="HTMLMarkup"    startspan --&gt;     &lt;!--webbot bot="HTMLMarkup" endspan --&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Verdana"&gt;Spinal muskuler atrofi (SMA), bir grup kalıtsal nöromüsküler (sinir-kası tutan) hastalığa verilen addır. Vücutta istemli kasların kuvvetsizliğine ve erimesine yol açarlar. Bu hastalığın tüm tiplerinde ön boynuz denilen bir bölgedeki hücreler etkilenir.&lt;/span&gt;&lt;span style="COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 8pt"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;!--webbot bot="HTMLMarkup"    startspan --&gt;     &lt;!--webbot bot="HTMLMarkup" endspan --&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Verdana"&gt;Vücudumuzdaki istemli kaslar, ancak omurilikteki ön boynuz hücrelerinden bir sinir yolu ile mesajı aldıklarında kasılabilir. Spinal muskuler atrofide, ön boynuz hücreleri anormal olduğundan bu mesaj kasa gelemez. Bunun sonucunda ise istemli kaslarda kuvvetsizlik ve erime (atrofi) görülür.&lt;/span&gt;&lt;span style="COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;!--webbot bot="HTMLMarkup"    startspan --&gt;     &lt;!--webbot bot="HTMLMarkup" endspan --&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Verdana"&gt;Mesane ve bağırsak fonksiyonları gibi istemsiz durumlarla ilgili kaslar bu hastalıklarda etkilenmez. Görme ve işitme duyuları sağlamdır. Zeka, normal veya normalin üzerindedir. Yapılan araştırmalar SMA'lı hastaların çok yüksek zekaları olabildiğini göstermiştir.&lt;/span&gt;&lt;span style="COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="COLOR: #ff0000"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="COLOR: #008000"&gt;Bu hastalığın değişik tipleri ve genel özellikleri nelerdir ?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;!--webbot bot="HTMLMarkup"    startspan --&gt;     &lt;!--webbot bot="HTMLMarkup" endspan --&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Verdana"&gt;Yenidoğan dönemi (infantil) SMA (tip 1), ara tip SMA (tip 2), çocukluk çağı (juvenil) SMA (tip 3), erişkin çağı SMA (tip 4).&lt;/span&gt;&lt;span style="COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;!--webbot bot="HTMLMarkup"    startspan --&gt;     &lt;!--webbot bot="HTMLMarkup" endspan --&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Verdana"&gt;Bu tipler hastalığın başlangıç yaşı, şiddeti, ilerleyişi ve etkilenen kaslar yönlerinden farklıdır. En ağır olan tip, yeni doğan dönemi(tip 1) spinal muskuler atrofisidir. Hastalık hayatın ilk 6 aylık döneminde başlar. Ara tip spinal muskuler atrofi (tip 2), 7-8 aylık dönemde başlar. Daha öncesinde bebeğin gelişimi normaldir. Tip 1 deki hızlı kötüleşme burada görülmez.&lt;/span&gt;&lt;span style="COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;!--webbot bot="HTMLMarkup"    startspan --&gt;     &lt;!--webbot bot="HTMLMarkup" endspan --&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Verdana"&gt;Çocukluk çağı SMA'sı (tip 3) daha hafif bir tiptir(Kugelberg Welander). Başlangıç 18 aylıktan sonradır, sıklıkla 5-15 yaşlarında başlar. Hastalar güçlükle de olsa yürüyebilirler. Bu hastalar erişkin çağına kadar yaşayabilirler. Erişkin tip SMA'sı (tip 4) kollar ve bacaklarda kuvvetsizlik oluşturur. Bu kuvvetsizlik yavaş bir biçimde gelişir. Hastanın yaşam süresi etkilenmez veya çok az etkilenebilir.&lt;/span&gt;&lt;span style="COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;!--webbot bot="HTMLMarkup"    startspan --&gt;     &lt;!--webbot bot="HTMLMarkup" endspan --&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Verdana"&gt;SMA hastalığının tüm tiplerinde gövde ve uzuvların kasları etkilenir. Bu etkilenme vücudun merkezine yakın kaslarda daha belirgindir. SMA tip 1 ağız ve boyun kaslarını kontrol eden sinir mesajlarını daha fazla etkilediklerinden çiğneme ve yutma fonksiyonlarında bozulmaya daha fazla neden olurlar. Solunum kasları en çok bu tip de etkilenir.&lt;/span&gt;&lt;span style="COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="COLOR: #ff0000"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="COLOR: #008000"&gt;Yenidoğan dönemi(infantil) Spinal Muskuler Atrofisi (tip 1) nasıl bir hastalıktır ?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;!--webbot bot="HTMLMarkup"    startspan --&gt;     &lt;!--webbot bot="HTMLMarkup" endspan --&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Verdana"&gt;Spinal musculer atrofi grubunun en ağır seyreden hastalığıdır. Werdnig Hoffman hastalığı olarak da adlandırılır. Hastalık hayatın ilk 6 aylık döneminde başlar. Bazen, doğum öncesi başlayabilir. Bazı anneler hamileliklerinin son dönemlerinde bebek hareketlerinin azalmış olduğunu hatırlayabilirler. Bu bebekler doğduklarında bez bebek gibidirler. Başlarını kaldıramazlar, desteksiz hiçbir zaman oturamazlar. Yutma ve emmede güçlük çekerler. Solunum kaslarının etkilenmesi, öksürmede güçlük ve solunum yolu enfeksiyonlarından dolayı iki yıldan fazla yaşayamazlar. Çoğu hasta ilk bir yıl içinde kaybedilir. Bütün bunlarla birlikte, bu bebeklerin yüz harekeleri normal, bakışları canlıdır. Beyinleri etkilenmediğinden çevreye ilgilerinde bir bozulma yoktur.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="COLOR: #ff0000"&gt;&lt;span style="COLOR: #008000"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;Ara tip spinal muskuler atrofi (tip 2) nasıl bir hastalıktır ?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;!--webbot bot="HTMLMarkup"    startspan --&gt;     &lt;!--webbot bot="HTMLMarkup" endspan --&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Verdana"&gt;Ara tip SMA (tip 2), 7-8 aylık dönemde başlar. Daha öncesinde bebeğin gelişimi normaldir. Tip 1'deki hızlı kötüleşme burada görülmez. Bu hastalar genellikle desteksiz oturabilirler. Bazıları emekleyebilir veya ayakta durabilir. Fakat çoğu hasta yardımsız ayakta durmayı ve yürümeyi başaramaz. Hastalar solunum yolu enfeksiyonlarına karşı hassastırlar. Bu hassasiyet solunum kaslarının tutulma durumuna göre değişir. Omurga eğrilikleri (skolyoz), el, ayak ve göğüs duvarı anormallikleri sıktır. Eklemlerde, tendon kasılması nedeniyle hareket kısıtlılığı görülebilir. Çocuğun hayat beklentisi solunum ve yutma fonksiyonlarının etkilenmesi durumuna göre değişir.&lt;/span&gt;&lt;span style="COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;Çocukluk çağı (jüvenil) Spinal Muskuler Atrofisi (Kugelberg Welander)(tip 3) nasıl bir hastalıktır ?&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;!--webbot bot="HTMLMarkup"    startspan --&gt;     &lt;!--webbot bot="HTMLMarkup" endspan --&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Verdana"&gt;Çocukluk çağı SMA'sı (tip 3) daha hafif bir tiptir. Kugelberg-Walender hastalığı olarak da bilinir. Başlangıç 18 aylıktan sonradır, sıklıkla 5-15 yaşlarında, yürüme öğrenildikten sonra başlar. İlk belirtiler çok hafif olduğu için gözden kaçabilir. Örneğin, çocuk otururken, emeklerken ve yürürken yavaş olabilir ve aynı yaştaki arkadaşlarıyla benzer fiziksel aktiviteyi göstermeyebilir. Hastalık ilerledikçe kalça ve bacak kaslarındaki kuvvetsizlik koşmayı engeller, düşmeler sık olarak görülür, yürüme güçleşir. Merdiven çıkmakta ve oturdukları yerden kalkmakta zorlanırlar. Bazı hastalarda baldırlarda şişme görülebilir. İlk belirtilerden en az on yıl sonra, genellikle 20-30 yaşlarında tekerlekli iskemleye ihtiyaç duyulabilir. Bu dönemde omurga eğrilikleri (skolyoz) gibi iskelet bozukluklarının belirginleştiği görülür. Yutma ve çiğneme kaslarının güçsüzlüğü nadirdir. Solunum etkilenmesi, tip 1 ve tip 2 deki kadar şiddetli değildir. Solunum kasları etkilenirse yaşamsal tehlike söz konusudur. Çoğunun yaşam süresi normaldir.&lt;/span&gt;&lt;span style="COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;Erişkin tip Spinal Muskuler Atrofi (tip 4) nasıl bir hastalıktır ?&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;!--webbot bot="HTMLMarkup"    startspan --&gt;     &lt;!--webbot bot="HTMLMarkup" endspan --&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Verdana"&gt;Erişkin tip SMA'sı (tip 4) kollar ve bacaklarda kuvvetsizlik oluşturur. Kuvvetsizlik ve kas erimesi, kollar ve bacakların gövdeye yakın kısımlarında daha fazladır. Bu kuvvetsizlik yavaş bir biçimde yayılır. Hastanın yaşam süresi etkilenmez veya çok az etkilenebilir.&lt;/span&gt;&lt;span style="COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="COLOR: #ff0000"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="COLOR: #008000"&gt;Spinal Muskuler Atrofilerin teşhisi nasıl yapılır ?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;!--webbot bot="HTMLMarkup"    startspan --&gt;     &lt;!--webbot bot="HTMLMarkup" endspan --&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Verdana"&gt;Kaslarda kuvvetsizlik ve erime, yürüyememe, solunum, yutkunma, çiğneme fonksiyonlarında bozulma gibi belirtilen durumlar başka hastalıklarda da görülebilir, bunların varlığı elbette spinal muskuler atrofi demek değildir. Bir sıra nörolojik muayene ve incelemeler tanı (teşhis) için gereklidir.&lt;/span&gt;&lt;span style="COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="COLOR: #008000"&gt;&lt;span style="COLOR: #ff0000"&gt;Ailede benzer hastalığın sorgulanması önemli midir ?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;!--webbot bot="HTMLMarkup"    startspan --&gt;&lt;!--webbot bot="HTMLMarkup" endspan --&gt;      &lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Verdana"&gt;Evet. Spinal muskuler atrofiler genetik (kalıtsal) hastalıklardır. Bir kuşaktan diğerine geçerler. Bu yüzden doktorun, ailede benzer hastalığı olan kişi varlığını sorgulaması önemlidir.(Kalıtım broşürüne bakınız).&lt;/span&gt;&lt;span style="COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 8pt"&gt;&lt;span style="COLOR: #008000"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="COLOR: #ff0000"&gt;Eğer doktor tanıdan emin değilse, neler yapılabilir ?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;!--webbot bot="HTMLMarkup"    startspan --&gt;     &lt;!--webbot bot="HTMLMarkup" endspan --&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Verdana"&gt;Bazen spinal muskuler atrofiyi diğer nöromüsküler (sinir-kas) hastalıklarından ayırt etmek zor olabilir. Bu durumda bir takım tetkikler yapılır. En önemli testlerden biri elektromyogram (EMG) denilen tetkiktir. Kasa yerleştirilen elektrodlarla (aletlerle), kişinin kas ve sinirlerinin durumu anlaşılır. Kan tetkikleri ile birtakım enzim seviyelerine bakılır. Bu tetkiklerle spinal muskuler atrofiler öteki nöromüsküler (kas-sinir) hastalıklardından ayırt edilebilir. Ayrıca yine kan örneklerinden yapılan bir takım genetik incelemelerle gendeki kusur saptanarak hasta ve hastalık taşıyıcıları tanınabilir.&lt;/span&gt;&lt;span style="COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="COLOR: #008000"&gt;&lt;span style="COLOR: #ff0000"&gt;Spinal Muskuler Atrofinin tedavisi var mıdır ?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;!--webbot bot="HTMLMarkup"    startspan --&gt;     &lt;!--webbot bot="HTMLMarkup" endspan --&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Verdana"&gt;Şu an için, hastalığı iyileştirecek ya da durduracak tedavi yoktur. Ön boynuz hücrelerindeki hasarı düzelten veya önleyen tedavilerin geliştirilmesi umut edilmekte ve bu konuda araştırmalar devam etmektedir.&lt;/span&gt;&lt;span style="COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="COLOR: #008000"&gt;&lt;span style="COLOR: #ff0000"&gt;Hastanın şikayetini azaltmak için bir şeyler yapılamaz mı ?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;!--webbot bot="HTMLMarkup"    startspan --&gt;     &lt;!--webbot bot="HTMLMarkup" endspan --&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Verdana"&gt;Fizik tedavi ve birtakım ortopedik aletler ile hastanın yürümesi daha uzun süre devam ettirilmeye çalışılır. Omurganın eğriliklerini düzeltmek için ortopedik aletler kullanılabilir, ameliyat yapılabilir. Solunum egzersizleri ve hastanın solunum yolunun temizlenmesi tekniklerinin (postüral drenaj) yakınlarınca öğrenilmesi ve uygulanması ile enfeksiyonların daha hafif geçirilmesi sağlanır.&lt;/span&gt;&lt;span style="COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="COLOR: #ff0000"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="COLOR: #008000"&gt;Spinal Muskuler Atrofi bulaşıcı mıdır ?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;!--webbot bot="HTMLMarkup"    startspan --&gt;     &lt;!--webbot bot="HTMLMarkup" endspan --&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Verdana"&gt;Hayır. Kalıtsal hastalıklar bulaşıcı değildir.&lt;/span&gt;&lt;span style="COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="COLOR: #ff0000"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="COLOR: #008000"&gt;Spinal Muskuler Atrofinin nedeni nedir ?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;!--webbot bot="HTMLMarkup"    startspan --&gt;     &lt;!--webbot bot="HTMLMarkup" endspan --&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Verdana"&gt;Tüm spinal muskuler atrofi tipleri bir veya daha fazla gen bozukluğundan kaynaklanır. Genler, vücudun kalıtımsal birimleridir. İnsanların kalıtılan, yani aileden geçen göz, saç rengi gibi özelliklerini belirlerler. Bir insanın yaklaşık 100.000 geni olduğu tahmin edilmektedir.&lt;/span&gt;&lt;span style="COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;Gen bozukluğu nasıl Spinal Muskuler Atrofiye neden olur ?&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;!--webbot bot="HTMLMarkup"    startspan --&gt;     &lt;!--webbot bot="HTMLMarkup" endspan --&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Verdana"&gt;Genlerde bozukluk olduğunda, hücrelerin işlev görmesi için gerekli proteinleri oluşturamazlar. Protein yokluğu, azlığı, fazlalığı veya iyi fonksiyon görmemesi durumunda birtakım hasarlar oluşur. SMA'da ise böyle bir durumda ön boynuz hücresinin işlevi bozulmakta ve sonuçta istemli kaslarda kuvvetsizlik ile erime görülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="COLOR: #ff0000"&gt;&lt;span style="COLOR: #008000"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;Spinal Muskuler Atrofinin aileden geçişi (kalıtımı) nasıldır ?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;!--webbot bot="HTMLMarkup"    startspan --&gt;     &lt;!--webbot bot="HTMLMarkup" endspan --&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;İnsanların 23 çift kromozomu vardır. Bunların 22 çifti otozom kromozomdur, her iki cinste de görülür. Bir çifti ise seks kromozomudur. Dişilerde iki X kromozomu, erkekler de ise bir X ve bir Y kromozomu bulunur. SMA tip 1,2 ve 3 otozomal resesif şekilde geçer. Bu hastalıklar X veya Y kromozomu ile taşınmaz, yani sekse bağlı geçiş yoktur. Dişi ve erkek eşit sayıda etkilenir. Resesif terimi ise ancak anne ve babanın her ikisinden de birer bozuk genin çocuğa geçmesi ile hastalığın oluşabildiğini belirtir. Anne ve baba hasta değildir, taşıyıcıdırlar. SMA tip 4(erişkin tip), otozomal dominant olarak geçer. Burada da X veya Y kromozomları dışındaki otozomal olanlarla kalıtım gerçekleşir. Dominant terimi ise anne veya babanın herhangi birinden gelen en az bir bozuk gen ile hastalığın ortaya çıkabildiğini anlatır. Burada yukarıdaki resesiv geçişten farklı olarak anne ya da baba hastalık belirtilerini gösterir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td width="34%"&gt; &lt;/td&gt;&lt;td width="33%"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;img title="SPİNAL MUSKULER ATROFİ (SMA)" style="WIDTH: 381px; HEIGHT: 507px" height="507" alt="SPİNAL MUSKULER ATROFİ (SMA)" src="http://www.saglikmerkez.com/resimler/spinal-muskuler.jpg" width="381" align="top" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;td width="33%"&gt; &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td width="100%" colspan="3"&gt; &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td width="100%" colspan="3"&gt; &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td width="100%" colspan="3"&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #ff0000"&gt;&lt;span style="COLOR: #008000"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Verdana"&gt;Spinal Muskuler Atrofide taşıyıcı saptanması yapılabilir mi ?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;!--webbot bot="HTMLMarkup"    startspan --&gt;     &lt;!--webbot bot="HTMLMarkup" endspan --&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Verdana"&gt;Evet. Bazı merkezlerde hastalar ve taşıyıcılar genetik tetkiklerle saptanabilir.&lt;/span&gt;&lt;span style="COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 8pt"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;Doğum öncesi hastalık saptanabilir mi ?&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;!--webbot bot="HTMLMarkup"    startspan --&gt;     &lt;!--webbot bot="HTMLMarkup" endspan --&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Verdana"&gt;Ailede bu tip hastalığı olan kişi bulunması gibi gerekli durumlarda, gebeliğin 10-12. Haftalarında böyle bir inceleme yapılabilir. Anne rahminden alınan bir parça ile doğacak bebeğin hastalığı taşıma durumu anlaşılır.&lt;/span&gt;&lt;span style="COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="COLOR: #ff0000"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="COLOR: #008000"&gt;SPİNAL MUSKULER ATROFİLERDE REHABİLİTASYON&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;!--webbot bot="HTMLMarkup"    startspan --&gt;     &lt;!--webbot bot="HTMLMarkup" endspan --&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Verdana"&gt;Prof. Dr. Ayşe KARADUMAN H.Ü. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Yüksekokulu Spinal müsküler atrofili (SMA) hastalarda rehabilitasyonun amacı eklem şekil bozukluklarını önlemek, kası korumak, solunum komplikasyonları ile mücadele etmek, yaşam içindeki rollerini ve sosyal yaşantısını sürdürmesini sağlamaktır. Rehabilitasyonun başarısı her olguya özel bir program uygulanması ile olanaklıdır.&lt;/span&gt;&lt;span style="COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;!--webbot bot="HTMLMarkup"    startspan --&gt;     &lt;!--webbot bot="HTMLMarkup" endspan --&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Verdana"&gt;SMA'lı hastaların rehabilitasyonunda ilk aşama hastanın mevcut fonksiyonel durumunu üç ayda veya altı ayda bir tekrarlanmalıdır. Çünkü büyüme faktörü çocuğun fonksiyonel durumunu etkiler. Büyümeye rağmen kaslarda yaygın olarak görülen zayıflık hem kemik üzerinde hem de tendonlar üzerinde olumsuz etkilere sahiptir. Sonuçta kemikte gelişim bozuklukları ortaya çıkar. İyi gelişmeyen kalça eklemi buna bir örnektir. İki taraflı kalça çıkığı SMA ougularında sık rastlana bir durumdur.&lt;/span&gt;&lt;span style="COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;!--webbot bot="HTMLMarkup"    startspan --&gt;     &lt;!--webbot bot="HTMLMarkup" endspan --&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Verdana"&gt;SMA olgularının eklemleri oldukça gevşektir. Hastalığın erken döneminde eklem hareket sınırı beklenenin ötesine bile geçebilir. Bu durum omurgada skolyozu arttıran bir faktördür. SMA'lı hastalarda fonksiyonu etkileyen başlıca unsurlar şunlaradır.&lt;/span&gt;&lt;span style="COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;!--webbot bot="HTMLMarkup"    startspan --&gt;     &lt;!--webbot bot="HTMLMarkup" endspan --&gt; - &lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Verddana"&gt;Kas kuvveti kaybı&lt;/span&gt;&lt;span style="COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;!--webbot bot="HTMLMarkup"    startspan --&gt;     &lt;!--webbot bot="HTMLMarkup" endspan --&gt; - &lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Verdana"&gt;Eklemde gevşeklik ve harekette kısıtlılık&lt;/span&gt;&lt;span style="COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;!--webbot bot="HTMLMarkup"    startspan --&gt;     &lt;!--webbot bot="HTMLMarkup" endspan --&gt; - &lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Verddana"&gt;Büyümeye bağlı olarak kol ve bacaklardaki değişiklikler&lt;/span&gt;&lt;span style="COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Verdana"&gt;Klinik olarak üç tip SMA belirlenmiştir. Bunları fonksiyonel yönde sınıflandırabilirz.&lt;/span&gt;&lt;span style="COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Verdana"&gt;Tip 1 bağımsız oturamazlar ve baş kontrolü çok zayıftır.&lt;/span&gt;&lt;span style="COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Verdana"&gt;Tip 2 baş kontrolü vardır. Oturabilirler ancak yatma pozisyonundan oturma pozisyonuna gelemezler&lt;/span&gt;&lt;span style="COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Verdana"&gt;Tip 3 ayakta durup yürüyebilirler.&lt;/span&gt;&lt;span style="COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;!--webbot bot="HTMLMarkup"    startspan --&gt;     &lt;!--webbot bot="HTMLMarkup" endspan --&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Verdana"&gt;SMA tip 1 ve tip 2 de çocuğun fiziksel gelişiminde gerilik vardır. SMA olgularında en önemli problemlerden biri omurgada görülen ve skolyoz adını alan eğriliklerdir. Yürüyemeyen SMA olgularında skolyoz gelişimi oldukça hızlıdır. Kol ve bacaklarda görülen şekil bozuklukları de en çok yürüyemeyen olgularda görülür. Genellikle de bacaklarda, kalça,diz ve ayak bileği eklemlerinde bükülme şeklinde olan bozukluklardır. Kollarda şekil bozukluğu daha enderdir. En çok dirsek eklemi etkilenir. SMA olgularında rehabilitasyonda ana uygulamadan yararlanılır.&lt;/span&gt;&lt;span style="COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="COLOR: #ff0000"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="COLOR: #008000"&gt;Pozisyonlama :&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;Eklem şekil bozukluklarının oluşumunu kötü oturum, hatalı kucaklama, taşıma hızlandırır. Omurganın düz olduğu kol ve bacakların bükülü olmadığı pozisyonlar diğer faktörlerde göz önüne alınarak aileye öğretilir. Bu konuda fizyoterapistler aileye yol gösterebilirler.&lt;/span&gt;&lt;span style="COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;Egzersiz uygulaması : Kas zayıflığının derecesi, yaygınlığı, ekleme etkisi, çocuğun genel sağlığı büyümesi göz önüne alınarak uygulanan egzersizler kas koruma, kuvvetlendirme ve şekil bozukluklarını önlemek için çok önemlidir. Egzersizler rastgele uygulanmamalı, doktor ve fizyoterapistin önereceği doğrultuda ve kontrollerle sürdürülmelidir. Hatalı uygulamalar zarar verici olabilir.&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;!--webbot bot="HTMLMarkup"    startspan --&gt;     &lt;!--webbot bot="HTMLMarkup" endspan --&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;Kolların kuvvetlendirilmesi kişisel bakım ve günlük yaşam aktiviteleri için önemlidir. SMA'lı olgularda % 40-50 oranında kol kasları kuvvetinde azalma vardır.&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;!--webbot bot="HTMLMarkup"    startspan --&gt;     &lt;!--webbot bot="HTMLMarkup" endspan --&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;Genellikle dirsekte görülen bükülme tipi şekil bozuklukları çocuklarda fonksiyonel probleme yol açmaz. Bacaklarda görülen şekil bozuklukları ise daima ilerleyicidir. Bu nedenle egzersiz uygulaması, pozisyonlar çok önemlidir.&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #ff0000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="COLOR: #008000"&gt;Ortez uygulamaları :&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;Ortezler şekil bozukluklarını önlemek, geciktirmek, fonksiyonu korumak, fonksiyon kazandırmak amacıyla gövde ve uzuvlara uygulanan yardımcı cihazlardır. SMA'lerde skolyozu yavaşlatmak ve oturma pozisyonunu sürdürebilmek için uygulanan ortezlerin yanısıra ayakta durma ve yürümenin kazandırılması için yürüme ortezleri yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu ortezlerin kullanımı için bazı kriterler gereklidir. Her olgu için özel değerlendirme gerekir.&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;span style="COLOR: #ff0000"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="COLOR: #008000"&gt;Solunum fizyoterapisi :&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;SMA'lı olgularda solunum kaslarının zayıflığı akciğerlerin havalanmasını azaltır. Bu durum akciğer enfeksiyonlarının ve hastalıklarının sık görülmesine yol açar. Öksürme ile ilgili kaslar zayıf olabilir ve bu da sekresyonların atılmasına engel olur. Yaygın kas zayıflığı olan hastalarda hava yoluna yiyeceklerin kaçması riski de oldukça yüksektir. Küçük oral besinler, pipet kullanımı, beslenme sırasında başın dik pozisyonunun sağlanması ve çene desteği önemlidir. Az ve sık beslenme daha uygundur.&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #000000; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;Hareketsizliğe bağlı yumuşak doku deformiteleri ve şekil bozuklukları daima ilerleyicidir ve solunum fonksiyonlarını etkiler, pulmoner enfeksiyon riskine neden olur. Erken dönemden itibaren kas kuvvetinin geliştirilmesi, göğüs kafesinin esnekliğinin korunması, hareket sınırının arttırılması ve fiziksel fonksiyonunun geliştirilmesi önemlidir. Uygun pozisyonlar solunum için de çok önemlidir. Çocuğun durumuna uygun ve solunum rahatlatan pozisyonlar fizyoterapistler tarafından önerilir. Genellikle yer çekiminin yardım ettiği pozisyonlar uygundur. Taşıma askısı kullanımı pozisyonu kolaylaştırır. Akciğer sekresyonlarının atılımında pozisyonlama ile birlikte çeşitli drenaj yöntemleri yararlıdır. Hastaya uygun postüral drenaj ve aspirasyon yöntemleri aileye öğretilebilir. SMA'lı çocuklarda kabızlık sık görülen bir komplikasyondur. Beslenmenin düzenlenmesi, karın bölgesine uygulanan masajla yardım bu problemi rahatlatabilir&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-7648490007484235707?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/7648490007484235707/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=7648490007484235707' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/7648490007484235707'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/7648490007484235707'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/04/spinal-muskuler-atrofi-sma.html' title='Spinal muskuler atrofi (SMA)'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-1895496077091829549</id><published>2008-04-03T13:22:00.000-07:00</published><updated>2008-04-03T13:23:33.787-07:00</updated><title type='text'>Bel ve boyun fıtıklarında Manipulasyon tedavisi</title><content type='html'>&lt;div style="TEXT-ALIGN: center"&gt;&lt;img class="jce_tooltip" title="Spinal Manipulasyon" style="MARGIN: 5px; WIDTH: 280px; HEIGHT: 159px" height="159" alt="Bel ve boyun fıtıklarında Manipulasyon tedavisi" src="http://www.saglikmerkez.com/resimler/boyun.jpg" width="280" /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;h5&gt;&lt;b&gt;  Tıptaki adıyla 'Spinal Manipulasyon' olarak bilinen elle tedavi yöntemiyle bel ve boyun fıtığı hastalarının yüzde 95-98'inin iyileştiği bildirildi.&lt;/b&gt;&lt;/h5&gt;&lt;/div&gt;&lt;p&gt;Ali Osman Sönmez Onkoloji Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Ali Şahabettinoğlu,  günümüzde obezite (aşırı kilo), az hareketli yaşam, stres ve kas zorlamaları yüzünden, bel ve boyun ağrısı şikayetlerinin arttığını belirtti.&lt;br /&gt;Şahabettinoğlu, bel ve boyun fıtıklarının ise yaşam kalitesini etkilemesi açısından ayrı bir önemi olduğuna dikkati çekerek, bel fıtığında bel veya bacağa yayılan ağrı-uyuşma, hareket kısıtlılığı, ileri vakalarda kas gücü azalması, hatta küçük veya büyük abdest tutamama; boyun fıtığında ise ense veya kollara yayılan ağrı-uyuşma, baş dönmesi, kulak çınlaması, konsantrasyon bozukluğu, unutkanlık, ellerde güç kaybı ve dengede bozulma belirtilerinin görüldüğünü kaydetti. &lt;/p&gt;&lt;hr width="100%" size="2"&gt;&lt;br /&gt;Hastaların yüzde 95-98'inin fizik tedavi yöntemleriyle iyileştiğini, sadece yüzde 2-3'ünde ameliyat gerektiğini belirten Şahabettinoğlu, fizik tedavinin, aletli fizik tedavi yöntemleri ve manipulasyon olmak üzere iki şekilde yapıldığını söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="COLOR: #008000"&gt;&lt;b&gt;MANİPULASYON&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Manipulasyon tedavisinin masajla hiçbir ilgisinin bulunmadığını, rahatsızlığın bulunduğu bölgeye ellerle bir takım germe, bastırma, döndürme manevraları uygulandığını dile getiren Şahabettinoğlu, tedavinin hastalığın derecesine göre, hafif vakalarda 1-5, 6-10, ileri vakalarda ise 15-20 seansa kadar uzayabildiğini belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi sırasında hiçbir ilaç kullanılmadığına işaret eden Şahabettinoğlu, bel fıtığında tedavi tamamlanana kadar yatak istirahati gerektiğini vurguladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="COLOR: #008000"&gt;&lt;b&gt;KOMPLİKASYON RİSKİ&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Manipulasyon tedavisinin uzman hekim tarafından doğru ve uygun teşhis ile yapılması halinde komplikasyon riskinin olmayacağını ifade eden Şahabettinoğlu, şunları söyledi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Ancak, yanlış teşhiste, uygun olmayan durumlarda, ehil olmayan tecrübesiz kişilerce, eksik ve yanlış şekilde uygulanırsa komplikasyon tabii ki kaçınılmaz olur. Burada unutulmaması gereken husus, halk arasında (kırıkçı-çıkıkçı) denilen kişilerin insan anatomisini, fizyolojisini, hastalık, teşhis ve tedavilerini bilmeden, rastgele uygulamalar ile yol açtıkları sakatlıklardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sakatlıklar ya da komplikasyonlar, eklem bağ- tendon gibi yumuşak doku zedelenmelerinden, ilerleyen nörolojik bulgu ve felçlere kadar olabilir. O yüzden bu tür tedavilerin deneyimli uzman ve rehabilitasyon hekimlerine yaptırılması gereklidir.'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="COLOR: #008000"&gt;&lt;b&gt;TÜRKİYE VE DÜNYADA DURUM&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Manipulasyon tedavisinin ABD, Kanada, İngiltere, Fransa, Hollanda, İsviçre, Çin, Japonya, Rusya ve Tayland gibi ülkelerde yaygın şekilde kullanıldığını, sadece ABD'de yılda 90 milyon manipulasyon yapıldığını anlatan Şahabettinoğlu, bu tedavinin Türkiye'de ise henüz 'emekleme' aşamasında olduğunu söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şahabettinoğlu, Türkiye'de bu konuda eğitim-öğretim veren üniversite ya da eğitim hastanesi bulunmaması nedeniyle hekimlerin kendi olanaklarıyla yurtdışına giderek kurs görebildiklerini, ancak maliyetli olduğunu, ayrıca yeni tedavilere yönelik ürkeklik ve kişisel beceri gerektiren tedavi yöntemi olmasının da minipulasyonun yaygınlaşmasını önlediğini anlattı. Manipulasyonun alternatif tedavi olmadığına dikkati çeken Şahabettinoğlu, şunları kaydetti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Manipulasyon kesinlikle klasik batı tıbbı tedavisidir. Alternatif tedavi yöntemi değildir. Zaten Türk Tabipler Birliği'nin hekimlerin mesleki tedavilerini ve asgari ücretlerini yazdığı kitapçığında da yıllardır mevcuttur. Yani Türk tıbbında resmi ve bilimsel olarak yıllardır yer almaktadır. Ama, ülkemizde sadece 4-5 uzman doktor bu tedaviyi bilip, uyguladığından tanınması gecikmiştir.'&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-1895496077091829549?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/1895496077091829549/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=1895496077091829549' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/1895496077091829549'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/1895496077091829549'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/04/bel-ve-boyun-ftklarnda-manipulasyon.html' title='Bel ve boyun fıtıklarında Manipulasyon tedavisi'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-6057348700273836954</id><published>2008-04-03T13:20:00.000-07:00</published><updated>2008-04-03T13:21:06.159-07:00</updated><title type='text'>Ender Saraç Diyet Rejim Zayıflama Bilgileri</title><content type='html'>&lt;div style="TEXT-ALIGN: center"&gt;&lt;img title="Diyet Dr. Ender Saraç" style="BORDER-RIGHT: #000000 0px solid; BORDER-TOP: #000000 0px solid; MARGIN: 5px; BORDER-LEFT: #000000 0px solid; WIDTH: 290px; BORDER-BOTTOM: #000000 0px solid; HEIGHT: 140px" height="140" alt="Diyet Dr. Ender Saraç" src="http://www.saglikmerkez.com/resimler/diet-32.jpg" width="290" /&gt; &lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Uzman Diyetisyen Dr. Ender Saraç ile ilgili diyet haberleri konumuzun devamına yer almaktadır. Zayıflamanın uzmanı olan doktorumuzun bilgileri işinize yarayacaktır. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;Sizce zayıflamanın en önemli kriteri nedir?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;En önemli şey, bu fikre hazır ve zayıflamaya kararlı olmak. Bana zayıflamaya gelenlere, ilk önce şunu soruyorum: “Hazır mısınız, kararlı mısınız?” Eğer gerçekten hazırsanız ve kararlıysanız bu işe başlayın. Şişmanlıkta şöyle bir şey saptıyorum: İnsanın sinir&lt;br /&gt;sistemine bir virüs bulaşmış gibi oluyor, bilgisayar virüsü gibi… Bu virüs sizin kilo vermeniz için gerekli olan doğru davranış, beslenme ve hareket alışkanlıklarınızı olumsuz etkiliyor. “Boş ver şimdi yürüme, sonra yürürsün”, “Bu çikolatalı kek çok güzel; bir&lt;br /&gt;dilim daha ye” gibi uyaranları gönderiyor adeta. Onun için ilk başta bu virüsleri silmek lazım. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;Zayıflamaya karar verenlere destek olacak, cesaretlerini artıracak destek yöntemler de var mı?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Evet, bitki çayları, doğal ve bitkisel zayıflama preparatları… &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;Doğal bitki özlü çayların hepsi zayıflama sürecinde tüketilebilir mi?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Piyasada tanınmış firmaların hazırladıkları form çaylarının formülleri güzel. Günde iki-üç fincan içilebilir. Birkaç hafta içip, ondan sonra ara vermek gerekir. Bunun dışında, mesela gazımız varsa rezene çayı, iştahımız çok fazlaysa ıhlamur çayı, sindirimimiz zayıfsa zencefil çayı, hormon krizlerinden dolayı daha çok yiyorsak adaçayı, metabolizmayı canlandırmak için yeşil çay, bağırsakları çalıştırmak için sinameki çayı, şekerimiz çok yüksekse kekik çayı gibi bitkisel çayları tüketebiliriz. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;Diyetlerde baharatların yeri nedir?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Baharatlar çok önemli. Mesela zencefil yağları yakar, zerdeçal karaciğerden toksin attırır,&lt;br /&gt;biberiye iyi bir antioksidandır, kekik şekeri düşürür, sarmısak zayıflamaya yardımcı olur. Bir de özel ayurveda tabletleri var. Bunlar, zayıflamaya yardımcı, yan etki oranı son derece düşük olan, güvenilir doğal preparatlar. Bu tabletler de metabolizmayı&lt;br /&gt;canlandırıyor, aynı zamanda kişinin incelmesine ve iştahının azalmasına katkıda bulunuyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;Kişi zayıflamak istiyor, öğün saati değil ama çok acıktı. Açlığını bastırmak için yapabileceği bir şey var mı?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;İştahı azaltan ve zayıflamaya yardımcı bir ipucu şudur: Zerdeçal, nane ve yeşil elma&lt;br /&gt;kokularını günde 25-30 kere derin derin içinize çekerek, iştah merkezini rahatlatabilirsiniz.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;Siz hastalarınıza kilo verdirmek için beden tiplerinden yola çıkıyorsunuz. Bunu biraz açıklar mısınız?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Standart diyetleri doğru bulmuyorum ben. Uzmanlık alanım olan Ayurvedaya göre, belli beden tipleri var. Mesela birçok insan “Ender bey, bütün günü aç geçiriyorum, sadece salata yiyorum, bir türlü zayıflayamıyorum” diye geliyor bana. Yediklerine ve vücut tipine bir bakıyorsunuz; aslında tere, roka gibi yeşil salataları hiç yememesi gerekiyor. Yani aç&lt;br /&gt;kalıyor ama vücut tipine uygun olan gıdaları yemediği için zayıflayamıyor. Halbuki, doğru bir sisteme geçtiğinizde, tıkır tıkır, sağlıklı bir şekilde kilo vermeye ve sağlığına kavuşmaya başlıyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;Sizce zayıflama konusunda yaptığımız en önemli yanlış hangisi?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Zayıflama işi biraz disiplin ister. Türk toplumundaki en büyük problem ise, disiplin eksikliği. Diyetleri nisan mayıs aylarında, iki aylık bir heves şeklinde yapıyoruz. Ondan sonra uzun kollu, kat kat giyilmeye başlandığı anda, olayı rafa kaldırıyoruz. Ve sonra&lt;br /&gt;tekrar dengemiz bozuluyor. Doğru yaşam biçimini edinmez veya doğru beslenme felsefesini benimsemezseniz, en iyi diyetisyenlere, en iyi doktorlara, merkezlere bile gelinse, bir yere kadar işe yarar. Şunu kabul etmek gerek: İki ay çok yoğun diyet yapıp, bıkıp, yorgun düşmek yerine, yılın 12 ayına daha az kurallı, doğru, boğucu olmayan&lt;br /&gt;bir yaşam biçimi ve doğru beslenme felsefesi şeklinde yaymak daha sağlıklı. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;Sadece bilinçli beslenme yeterli mi?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Bilinçli beslenme işin en önemli ayağıdır. Fakat sadece doğru beslenmeyle olmaz; mutlaka düzenli egzersiz de gerekir. Şok diyetler, açlık rejimleri, zamana karşı yarışan diyetler, tek gıda rejimleri, 10 gün lahana çorbası, karpuz diyeti, karbonhidrat diyeti, sadece protein diyeti, bütün bunlar yanlış. Dengeli beslenilmeli. Ama sadece bilinçli diyetle de olmaz, düzenli egzersiz, yürüyüş yapılmalı. Haftada üç- dört gün,&lt;br /&gt;bir buçuk saat civarında orta sporlar; mesela tempolu yürüyüş, hafif koşu, fitness, aerobik, yüzme, neden zevk alınıyorsa, o spor&lt;br /&gt;yapılmalı. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;Spor yapılan saatin herhangi bir önemi var mı?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Evet, var. Ayurvedaya göre, sabah 6 ile 10 ya da 18.00 ile 22.00 saatleri arasında daha çok yağ yakıyoruz. Çünkü bunlar Ayurveda’ya göre vücudun ‘kapha’ saatleri, yani daha çok biriktirme, yağlanma saatleri. Bu saatlerde metabolizmayı ısıttığınızda daha iyi sonuç alınıyor. Egzersizden bıkmamaya çalışın. Çılgınca egzersiz yapmayın, sporu zamana yayın. Çok ağır egzersiz ve çok ağır spor yanlış. Çünkü vücudu hem çok aç olmak savunmaya sokar, hem de aşırı ağır egzersizler savunmaya sokar. Çünkü vücut bunları bir tehdit olarak ele alır. Bu nedenle, mutlaka düzenli yapılan egzersizlere ağırlık vermek lazım. &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-6057348700273836954?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/6057348700273836954/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=6057348700273836954' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/6057348700273836954'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/6057348700273836954'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/04/ender-sara-diyet-rejim-zayflama.html' title='Ender Saraç Diyet Rejim Zayıflama Bilgileri'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-2235290118992501267</id><published>2008-04-02T12:09:00.000-07:00</published><updated>2008-04-02T12:10:01.135-07:00</updated><title type='text'>Akciğer Cerrahisi « Akciğerler</title><content type='html'>&lt;p id="icerik"&gt;&lt;strong&gt;Akciğer cerrahisini gerektirecek, çeşitli durumlar hangileridir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;a.  Enfeksiyonlar.&lt;br /&gt;b.  Göğüs boşluğunda veya akciğerlerde ileri gelmiş olabilen yaralar.&lt;br /&gt;c.   Akciğerlerde meydana gelmiş olan kistler.&lt;br /&gt;d.  Selim veya habis ciğer tümörleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Akciğerlerde veya göğüs boşluğunda yapılacak ameliyatlar emniyetli midir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Ameliyat tekniklerinde ve anestezi usullerinde son yıllarda elde edilen gelişmelerle bugün akciğerlerde ve göğüs boşluğunda yapılmakta olan ameliyatlar yaklaşık karın nahiyesinde yapılan ameliyatlar kadar emniyetli olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Göğüs boşluğu bir ameliyat esnasında açıldığı zaman ameliyat olmakta olan hasta nasıl nefes alır?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Endotracheal anestezi yöntemi kullanılmaktadır. Bu yolda hastanın normal yoldan, nefes almadan akciğerlerine gereken oksijen iletilmektedir.  Endotracheal tüp solunum,  anestezist tarafından yerleştirildikten sonra, anestezist kauçuk solunum torbasına verdiği baskıyla ciğerlere gitmesi gereken oksijen miktarını kontrol etmektedir.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-2235290118992501267?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/2235290118992501267/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=2235290118992501267' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/2235290118992501267'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/2235290118992501267'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/04/akcier-cerrahisi-akcierler.html' title='Akciğer Cerrahisi « Akciğerler'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-535499033953633136</id><published>2008-04-02T12:08:00.002-07:00</published><updated>2008-04-02T12:09:00.384-07:00</updated><title type='text'>Tükürük Bezi Tümörleri « Tükürük Bezleri</title><content type='html'>&lt;p id="icerik"&gt;&lt;strong&gt;Tükürük bezlerinde tümör oluşu genel bir durum mudur?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Evet, genellikle kulak altı tükürük bezlerini ilgilendiren "karışık tümörler".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kulak altı tükürük bezlerindeki tümörler genellikle habis midir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hayır. Kulak altı tükürük bezleri tümörleri genellikle selimdir. Fakat bez çok kez kanserli bir marazı teşekkül ile bulaşabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kulak altı tükürük bezleri tümörleri bir kez alındıktan sonra yeniden tekerrür edebilir mi?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Evet, bu tümörler selim bile olsal)ar her beş vakanın birinde tekerrür etme eğilimindedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bir tükürük bezi tümörünün habis veya selim olduğu nasıl anlaşılır?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Selim tümörler yavaş gelişir ve çoğunlukla bunların etrafında bir kapsül bulunmaktadır. Bunların çoğunluğu deri altında oynatılabilirler. Tükürük bezlerinde gelişen habis tümörler ise çabucak büyür, cilde ve etrafındaki dokulara sımsıkı yapışık olurlar. Tümör alındıktan sonra mikroskobik muayene sonucu tümörün habis mi yoksa selim mi olduğu tespit edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tükürük bezlerinin birisinin alınmasıyla hazım gücü veya tükürük üretimi etkilenir mi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hayır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bezlere yapılacak ameliyatlar tehlikeli midir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hayır. Ancak kulak altı tükürük bezlerini almak için yapılacak ameliyatlar hem zordur ve hem de uzun sürelidir. Kulak altı tükürük bezlerinden geçen yüz sinirlerinin ercik saplarında bir zedelenme meydana gelmemesi için, bu ameliyatlarda çok dikkatli olunması gereklidir. Bu sinirde olan bir zedelenme yüzün kısmen felce uğramasına neden olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tükürük bezleri ameliyatlarında hangi tip anestezi kullanılır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Önemli ameliyatlar için genel anestezi, önemsiz olan ameliyatlar içinse lokal anestezi yapılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kulak altı tükürük bezlerinde yapılacak ameliyat için ensizyon nereden yapılır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kulağın önünde ve çene hizasında boyuna uzanan kısımda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kulak altı tükürük bezlerine yapılan ameliyatlardan sonra çirkinleştirici ameliyat izleri kalır mı?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hayır. Yaralar birkaç ay içerisinde tamamen iyileştikten sonra, ancak incecik beyaz çizgi belirtisi kalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kulak altı tükürük bezlerinden bir tümör, cerrahi müdahale ile çıkarılırken, yüz sinirinde bir zedelenme meydana gelmesine engel olmak her zaman mümkün müdür?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Hayır. Bazı hallerde kulak altı tükürük bezlerinden fazlasıyla büyümüş marazı bir teşekkül alınırken bu sinire dokunmak ve bazı hallerde bir parçasının kesilmesi bile gerekebilir. Ancak, bu hal çok nadir vakalarda olur; en önemli işin, tehlikeli olan tümörü almak olduğu göz önünde tutulursa, bunun sonucunda katlanılması gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bir kulak altı tükürük bezi tümörü alınırken yüz siniri zedelendiği halde ne meydana gelir?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Yüz kısmen felce uğrar ve biçimsiz bir hal alır; ağzın bir tarafı düşük ve burkuk kalır. Bazı nadir vakalarda gözkapağına giden sinirin bir bölümü zedelenebilir ve bu da, hastanın bu gözünü tam olarak kapayamamasına yol açar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yüz siniri zedelendiği vakit yüzdeki biçimsizlik kalıcı mı olur?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Aşağı yukarı öyle. Ancak zamanla bu biçimsizlik az çok azalabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu sinirler bir kez kesildi mi, başarı ile düzeltilebilir mi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bunların çapı dikiş ipliği kadar incedir. Dolayısıyla bunların uçlarını bulabilmek ve birbirine eklemek çok zor bir işlemdir. Son zamanlarda bu gibi hallerde, hünerli adale ve sinir nakilleri yapılması yollarıyla bu ameliyatlar sonucu biçimsizleşen yüzlerin normale yakın hale getirilmesi başarılmıştır. Bunun yapılması için çok usta bir plastik operatöre başvurulması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu gibi ameliyatlardan sonra akıntı olur mu?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Evet. Ameliyattan sonra günlerce, bazı hallerde haftalarca cilt üzerine tükürük akıncısı devam edebilir. Ancak, yaralar tamamen iyileştikten sonra bu gibi akıntılar kendiliklerinden durur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tükürük bezlerine ameliyat yapıldıktan ne kadar zaman sonra hasta normal olarak yemek yemeğe başlayabilir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Ameliyattan sonra birkaç gün sıvı gıdalar alınır, ondan sonra normal halde yemek yenilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tükürük bezleri ameliyatlarından sonra hastanede kalma süresi ne kadar olmalıdır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hastaların büyük çoğunluğu ameliyattan bir hafta sonra hastaneden çıkabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bir kulak altı tükürük bezindeki tümör tekerrür ettiği takdirde yeniden ameliyata başvurulabilir mi?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Evet. Kulak altı tükürük bezlerinden daha büyük ölçüde doku alınmasıyla ameliyatların büyük bir kısmı başarılı olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çene altı ve dil altı tükürük bezlerinde olan bir tümör nasıl tedavi edilir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bezin tam olarak cerrahi müdahale ile alınmasıyla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çene altı ve dil altı tükürük bezlerinde gelişmiş tümörlerin ameliyatları başarılı olur mu?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Evet; ancak bu işlem bu yapılarda çabucak gelişmekte olan bir kansere yapılmamaktaysa başarı oranı hemen hemen yüzde yüzdür. Bu gibi habis apselere ancak nadiren rastlanmaktadır.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-535499033953633136?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/535499033953633136/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=535499033953633136' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/535499033953633136'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/535499033953633136'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/04/tkrk-bezi-tmrleri-tkrk-bezleri.html' title='Tükürük Bezi Tümörleri « Tükürük Bezleri'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-1044672582176465343</id><published>2008-04-02T12:08:00.001-07:00</published><updated>2008-04-02T12:08:36.417-07:00</updated><title type='text'>Cildin 7 Düşmanı « Estetik ve Bakım</title><content type='html'>&lt;p id="icerik"&gt;Sabahları aynaya baktığınızda yorgun, çizgileri derinleşmiş, hatta sivilceli bir yüzle mi karşılaşıyorsunuz? Günün başlangıcında canınızı sıkan bu tür sorunlar nereden kaynaklanıyor? Zaman zaman hepimizin cildimize karşı işlediği ve bazen de alışkanlık haline dönüştürdüğü yedi “günah” vardır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigara ve içki: İkisi de vücudunuzu zehirler ve geriye pörsümüş sarkık bir cilt bırakır. Sigara ayrıca ağız kenarındaki çizgilerin derinleşmesini hızlandırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yetersiz uyku: Geç yatılmış bir gecenin izleri hemen grileşmiş yorgun görünümlü bir ciltle kendini ele verir. Eğer yeterli derecede uyuyamıyorsanız, bunu uyandığınızda kan dolaşımını sağlayacak hareketler ve yüzünüze soğuk su çarparak telafi etmeye çalışın. Uykusuzluğun yol açtığı çizgileri kapatmak için hafif bir nemlendirici sürün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Makyaj temizlemeden yatmak: Gözenekleri tıkayarak toksinlerin cilt yüzeyine çıkıp atılmasını önler. Göz makyajı silinmediği takdirde bir göz iltihabına neden olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sivilcelerle oynamak: Deri dokularına zarar verir. Ayrıca enfeksiyonun çevreye yayılmasına neden olarak sorunu büyütür. Sivilcelerle hiçbir zaman oynamayın. Enfeksiyonlu bölgeye antiseptik merhem sürün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzü ovmak ya da aşırı fırçalamak: Yüzünüzdeki ölü deriyi temizlemek için satılan bazı toz ya da kremler deriniz için fazla kaba gelebilir. Cilt tipiniz ne olursa olsun yüzünüze daima nazik davranın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok sıcak suyla yıkamak: Yıkanırken suyun kaynar derecede sıcak olmaması için önlem alın. Aşırı sıcak, cildi kurutur ve dokuları zedeler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanlış beslenme: Sağlıksız besleniyorsanız deriyi koruyucu yaşamsal maddeleri alamıyorsunuz demektir. Ayrıca ultraviyole ışınlarından da uzak durun.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-1044672582176465343?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/1044672582176465343/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=1044672582176465343' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/1044672582176465343'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/1044672582176465343'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/04/cildin-7-dman-estetik-ve-bakm.html' title='Cildin 7 Düşmanı « Estetik ve Bakım'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-804179836801409827</id><published>2008-03-30T02:30:00.001-07:00</published><updated>2008-03-30T02:30:29.116-07:00</updated><title type='text'>BULAŞICI SARILIK (VİRAL HEPATİT )</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;&lt;b&gt;&lt;u&gt;Bulaşıcı sarılık nedir ?&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bulaşıcı sarılık veya tıp dilinde viral hepatit, ışık mikroskopu ile görülemeyecek kadar küçük, virus denen mikroorganizmaların oluşturduğu, karaciğerin yaygın iltihabi hastalığına verilen isimdir. Bu hastalığın, A, B, C, D, E ve G harfleri ile isimlendirilen en az 6 farklı virusla oluştuğunu biliyoruz. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;&lt;b&gt;Hastalığın Belirtileri Nelerdir ?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bulaşıcı sarılık, A virusu için 15-45 gün, E virusu için 30-60 gün, B virusu için 30-180 günlük bir kuluçka süresini takiben, halsizlik, iştahsızlık, mide bulantısı, karnın sağ üst kadranında ağrı, derinin ve gözakının sararması ve idrarın koyulaşması ile başlar. Kısa süren ateş olabilir. Ancak, çocukların büyük çoğunluğunda ve yetişkinlerin de bir kısmında sarılığın ortaya çıkmaması veya silik kalması mümkündür. Bu nedenle, özellikle küçük yaş gurubundaki çocuklarda hastalık teşhis edilmeden geçip gidebilir, Üstelik çocuklarda belirtiler daha hafif ve kısa sürelidir. Bulaşıcı sarılık genellikle 4-6 haftalık bir hastalıktır, A ve E virusu ile olanlar sonunda şifa ile ile biterler ve kronikleşme (süregenlik) göstermezler. B, C ve D virusları ile oluşan bulaşıcı sarılıklar kronikleşebilir. Bu oran, B virusu için %5 -10, C virusu için %80 kadardır. D virusu hepatitinde de kronikleşme oranı yüksektir. Bunun sonucu olarak, Türkıye'de nüfusun %5-7 kadarı (4 milyona yakın insan) B virusunu , farkında olmaksızın taşımaktadır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:blue;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;UNUTMAYINIZ&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bulaşıcı sarılık (viral hepatit), hastada sarılık yapmadan da seyredebilir.&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;&lt;b&gt;Hastalık nasıl bulaşır?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;A ve E virusları dışkı ile atılırlar. A virusu ile oluşan bulaşıcı sarılıkta hastanın dışkısı, sarılığın ortaya çıkışından 2 hafta öncesi ile 1 hafta sonrası çok bulaşıcıdır. Bu viruslar ile oluşan hepatitler esas itibariyle, virus taşıyan dışkı ile kirlenmiş su ve besin maddelerinin (sebze ve meyvalar) ağızdan alınması sureti ile bulaşırlar. Virusla kirlenmiş yüzeylere temas etmiş ellerin ağıza değdirilmesi de kişisel bulaşmada ve virusun yayılmasında çok önemlidir. B ve C virusları ise, başlıca, kan yoluyla (kan ve kan ürünlerinin alınması, mikroplu enjektör ve iğnelerinin kullanılması, ortak jilet veya diş fırçası kullanımı, akupunktur, diş tedavisi---) ve cinsel ilişki suretiyle bulaşırlar. Hastalığın, bu virusları taşıyan anneden bebeğe geçişi de mümkündür. Ancak, B virusu hepatitine yakalanmış hastaların üçte birinde geçiş yolu belirlenemiyor.&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:blue;"&gt;&lt;b&gt;UNUTMAYINIZ &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;Hepatit A virusu ellerde saatlerce canlı kalabilir. Bulaşmada ellerin rolü büyüktür. Okullardaki sıra ve kapı kollarının, tuvaletlerdeki muslukların virus taşıyan dışkı ile kirlenebileceğini, buralarda eller aracılığı ile ağızdan bulaşmanın kolay ve yaygın olduğunu unutmayınız. &lt;span style="color:#0000ff;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;&lt;u&gt;ÇOCUKLARINIZIN SAĞLIĞI İÇİN SIVI SABUN KULLANARAK EL YIKAMAYI ONLARDA ALIŞKANLIK HALİNE GETİRMELİYİZ.&lt;/u&gt;&lt;/span&gt; &lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;&lt;b&gt;Bulaşıcı sarılık yaygın bir hastalık mı ?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;A ve B virusları ile oluşan bulaşıcı sarılıklar ülkemizde çok yaygındır. Türkiye 'de, üniversite çağına gelmiş gençlerin %90'ı, A virusu hepatitini farkında olmasalar bile, çocukluk çağında geçirmiş bulunurlar, A virusu hepatitinin çoğunlukla çocukluk çağında geçirilmesine karşılık, Bvirusu hepatitine yakalanma şansı genç yetişkin ve orta yaş gurubunda en yüksektir. Türkiye'de her yıl 200 bin kişinin bulaşıcı sarılığa yakalandığı hesaplanmıştır. Bu olguların yarısına yakın bölümü B virusu ile oluşmaktadır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:blue;"&gt;&lt;b&gt;UNUTMAYINIZ&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Hepatit B geçirmekte olan veya bu virusu hastalık belirtisi göstermeksizin kanında taşıyan annelerden doğan bebeklerde, hastalık %95 sıklıkla kronik gidiş göstererek yaşamın daha ileri döneminde karaciğer sirozu veya karaciğer kanserine neden olabilir. Bu bebekleri nasıl koruyacağımızı biliyor musunuz? Lütfen dikkatle okuyunuz. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;B virusu ile oluşan bulaşıcı sarılık neden daha tehlikeli ?&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Çünkü B virusunun yaptığı hepatit hem çok sık ve yaygındır, hem de hastaların %5-10 kadarında, hastalığın alevli (akut) dönemi geçtikten sonra tam şifa olmaksızın hastalık sinsi ve kronik (süregen) biçimde devam eder, gider. Bu hastaların bir kısmında zamanla siroz ve karaciğer kanseri gelişebilir. Bir kısmında ise virus uzunca bir süre karaciğerda fazla hasar yapmadan kalsa bile, zaman içerisinde bu kronik taşıyıcılarda da denge kişi aleyhine bozularak kronik aktif karaciğer hastalığı gelişebilir. Virusu taşıyan annelerden doğan bebeklerde hastalık, %95 oranında alevli (akut)bir tablo oluşturmaksızın sinsi kronik gidiş gösterir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;&lt;b&gt;C virüsü ile oluşan bulaşıcı sarılık tehlikeli değil mi ?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;C virusu ile oluşan hepatitlerin büyük çoğunluğu kronikleşerek siroza ve karaciğer kanserine gidiş göstermekle beraber, toplumumuzdaki yaygınlığı çok düşüktür. bu nedenle C virusu hepatiti bireysel açıdan tehlikeli bir hastalık olmakla beraber toplumsal açıdan fazla tehlike arzetmiyor. C virusu hepatiti özellikle hemodiyaliz hastaları ve sık sık kan nakli yapılan hastalar için ciddi bir tehlike oluşturabilir &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;u&gt;Bulaşıcı sarılık gebelerde daha tehlikeli mi ?&lt;/u&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bulaşıcı sarılık, eğer E virusu ile oluşmuşsa gebelerde tehlikelidir. Diğer viruslarla oluşan bulaşıcı sarılıkların gebelerde, gebe olmayanlara göre daha ciddi seyrettiği gösterilmemiştir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;&lt;b&gt;B ve C virusu taşıyıcılarının mutlaka hasta olmaları gerekir mi ?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Gerekmez. Bu taşıyıcıların büyük çoğunluğu belirti vermez, fakat virusu çevrelerine yayabilirler. Bazılarında, virus karaciğeri sessizce hasara uğratır ve siroza giden yolu açar.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:blue;"&gt;&lt;b&gt;UNUTMAYINIZ &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Hepatit B virusu siroz ve karaciğer kanserinin en önemli nedenidir&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;&lt;b&gt;B ve C virusunu taşıyıp taşımadığımı nasıl bilebilirim?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bunu bilmenin tek yolu kan testi yaptırmaktır. Testte, HBsAg pozitif ise kişi B virusu ile karşılaşmıştır ve halen bu virusu taşımaktadır. B virusu ile oluşan bulaşıcı sarılıktan şifa ile iyileşmenin kriteri, HBsAg'nin negatif, anti-HBs'nin pozitif bulunmasıdır. Anti-HBs pozitifliği kişide oluşan bağışıklığın simgesidir. C virusu taşıyıcılarında anti-HVC pozitiftir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:green;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;u&gt;DİKKAT &lt;/u&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;Hepatit B virusu, hastanın veya sağlam taşıyıcının kan ve diğer vücut sıvılarında (tükürük, ter, süt, sperm sıvısı, vajen sıvısı) bulunabilir. Nasıl korunacağınızı biliyormusunuz ? Lütfen dikkatle okuyunuz. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;&lt;b&gt;Taşıyıcı ne yapmalı?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;B virusu taşıyıcısı, hasta olmasa bile, kanı ve diğer vücüt sıvıları ile hastalığı başkalarına bulaştırabileceğini bilmelidir. Kan vermemeli ve korunmasız (kondom…) olarak, bağışık olmayan veya aşılanmamış kişilerle cinsel ilişkiye girmemelidir. Panik göstermemeli, fakat doktoru ile düzenli ilişki kurmalıdır. Her 6-12 ayda bir karaciğer fonksiyon testlerini yaptırmalıdır. Alkol almaktan kaçınmalı, herhangi bir nedenle ilaç almak zorunda kalırsa bunu doktoruna danışmalıdır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;&lt;b&gt;Kimlerde B virusunu alma riski daha fazla?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bu risk, sağlık personelinde, virusu taşıyan kişilerle birlikte yaşayanlarda, kan transfüzyonu yapılan kişilerde, damar yolundan ilaç bağımlılarında, diş tedavisi görenlerde, hemodiyaliz hastalarında, hayat kadınlarında daha fazladır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;&lt;b&gt;Belli bir virusla oluşan hepatiti yeniden geçirebilir miyim ?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;A ve B virusu hepatitlerinde, tam şifa sonucu kişide hemen hemen yaşam boyu süren koruyucu bir bağışıklık oluşur ve bu viruslarla oluşan hepatitler tekrarlanmaz. E virusu hepatitinde bağışıklık daha kısa sürelidir ve yıllar sonra hastalık tekrarlayabilir. C virusu hepatitinde kaliteli ve tam koruyucu bir bağışıklık oluşmaz. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;&lt;b&gt;Bulaşıcı sarılık yapan viruslar birbirlerine karşı (çapraz) bağışıklık oluştururlar mı ?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Hayır, oluşturmazlar. Bu nedenle, farklı etkenlere bağlı olarak bulaşıcı sarılığın bir defadan fazla görülmesi olasıdır ( Örneğin, çocukluk çağında A virusu hepatiti, daha ileri yaşta B virusu hepatiti geçirilmesi). Bununla beraber, D virusu, B virusunun yardımı olmadıkça hepatit oluşturamaz. Dolayısıyla, B virusu hepatitine bağışık olanlar D virusu hepatitine de bağışık sayılırlar.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;&lt;b&gt;Bu viruslar birlikte hastalık yapabilirler mi ?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bazen ( sık kan nakli yapılanlarda, damar yoluyla uyuşturucu bağımlılarında) C virusu ile B virusu aynı hastada birlikte hepatit yapabilirler. D virusu hepatit yapabilmek için B virusu ile birlikte olmak zorunludur.Bunları Biliyor musunuz ?Dünyada 400 milyon insan Hepatit B virusunu (HBV) kronik olarak taşıyor, ülkemizde bu sayı 4 milyon civarında. Dünyada HBV ile karşılaşmış insan sayısı 2 milyar , ülkemizde bu sayı 30 milyon kadar. HBV taşıyanlarda karaciğer kanserine yakalanma riski, bu virusu taşımayanlara göre 100 kat fazla. Dünyada 1 günde HBV 'nun neden olduğu ölüm sayısı, AIDS virusunun neden olduğu ölüm sayısından fazla. HBV, AIDS virusundan 100 kat daha bulaşıcı. Çünkü 1 damla kandaki HBV sayısı AIDS virusu sayısının 100 katından fazla.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;&lt;b&gt;Bulaşıcı sarılıkta tedavi var mı ?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Akut hastalıkta özel bir tedavi yoktur. Hastaya sindirimi kolay yiyecekler verilir. Yağı az yiyecekler önerilir. Üzüm, bal gibi glikozdan zengin besinlerin mönüde yer alması uygundur. Hasta istirahat ettirilir. Akut hastalık genel olarak 4-6 haftada kendiliğinden iyileşip şifa ile biter. B virusu hepatitinde, hasta görünürde iyileşmiş olsa bile, virus, 6 aydan sonra hala kanda bulunmakta devam ediyorsa, hastalık kronik döneme geçmiş demektir. Bu kişiler için düzenli doktor kontrolu esastır. Bulaşıcı sarılık tedavisi için, halk arasında yapılan yatıra bez bağlama, keserek kan çıkarma, keçi ödü içirme ve benzeri girişimlerin hiçbir değeri olmadığını çevremize anlatmalıyız.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;&lt;b&gt;Kronik hepatit tedavi edilebilir mi ?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;B ve C virusu ile oluşan kronik karaciğer hastalığında interferon-alfa tedavisi hastaların üçte birinde uzun süreli iyileşme sağlayabilir. Ancak, bu tedavinin çok pahalı olduğu bilinmelidir. Bu tedaviye cevap vermeyenlerde uygulanabilecek alternatif tedavi yöntemleri vardır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;&lt;b&gt;B virusu bulaşımına maruz kalırsam ne yapmalıyım ?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bu durumda, temastan sonra birkaç gün içinde, ama mümkün olduğu kadar erken olarak, 0.06 mI /kg hesabı ile HB immunglobulini kas içine yapılmalıdır. Ayrıca, kişinin aşı programına da alınması uygun olur. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;&lt;b&gt;B virusuna karşı genelde nasıl korunabilirim ?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Test edilmemiş kan kullanılmamalıdır. Ancak, test sonuçlarının temiz çıkmasına rağmen, çok az da olsa, yine bulaşma riski bulunduğunu bilmeliyiz. Enjektör ve dış etkenlere oldukça dirençli olduğunu ve vücut dışında, kuru yüzeylerde en az 10 gün canlı kalabileceğini bilmeliyiz. B virusu taşıyıcılarının kullandıkları aletler, yarım saat, binde 5'lik çamaşır suyunda bırakılırsa veya 100oC de 10 dakika kaynatılırsa veya sodyumloril sülfatlı deterjanla muamele edilirse virusun yok edilmesi mümkündür . Taşıyıcının kanı veya diğer vücut sıvıları bulaşmış yüzeyler %10 çamaşır suyu ile bolca ısıtılarak silinmelidir. Bir hastalığa karşı en akıllıca korunma, kuşkusuz, onun etkeni ile karşılaşmadan önce bağışıklık kazanmış olmakla sağlanır. Bunun yolu aşılanmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;u&gt;Aşı hakkında neler bilmeliyiz ?&lt;/u&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;B virusu hepatitine karşı, aşı ( ve / veya gerektiğinde HB immunglobulin ) ile, etkin biçimde korunmak mümkündür. Aşı yüksek oranda (%95 )bağışıklık sağlar. Bu bağışıklık en az 5 yıl devam eder. HB aşısı çok güvenilir bir aşıdır. Piyasada bulunan aşılar hakkında pratik olarak önemli fark yoktur. Tümü güvenle kullanılabilir. Yüksek bulaşma riski taşıyanlara (sağlık personeli, virus taşıyıcısı ile aynı evi paylaşan bağışıksız eş ve çocuklar,taşıyıcı anneden doğan bebekler, sık sık kan almak zorunda olanlar, hemodiyaliz hastaları, hayat kadınları ----) aşı yapılmalıdır. Aşılama ideal olarak, 1'er ay ara ile 2 doz ve ilk aşıdan 6 ay sonra 3. doz yapılarak uygulanır. Bu sürelerde belli bir esneklik olabilir; 1 ve 2. Doz arası 2 hafta ile 4 ay, 2 ve 3. Doz arasındaki süre 2 ay ile 18 ay arasında yapılırsa 3 dozluk şema tamamlanmış sayılır. Her dozda, yetişkinler için 20 mikrogram, küçük çocuklar için 10 mikrogram aşı proteini (HBsAg) vardır. Küçük çocuklar ve bebeklere yetişkin dozunun yarısı yeterlidir. Aşı, 2 yaşından büyük çocuklar ve erişkinlerde deltoid kas içine, 2 yaşından küçük bebeklerle yeni doğanlarda uyluğun önyan yüzünden kas içine yapılarak uygulanır. İstenirse 5-7 yıllık aralıklarla bir doz rapel yapılarak bağışıklık sürdürülür. Hepatit B aşısı, BCG, tetanoz, boğmaca, çocuk felci, kızamık gibi diğer aşılarla birlikte yapılabilir. Yüksek bulaşma riski söz konusu ise,aşı gebelere de yapılabilir. Aşı yapılan yerde, 2 gün içinde geçen hafif ağrı ve kızarıklık olabilir. Aşı, yapılıncaya kadar +2oC ile +8oC arasında (buzdolabı kapağında) saklanmalı ve kesinlikle dondurulmamalıdır. Aşı, kullanılmadan önce çalkalanmalıdır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Hepatit B (HB ) immunglobulini hakkında neler bilmeliyim ?&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Aşı ile kişinin kendi bağışıklığını oluşturması, zaman isteyen bir olaydır. Eğer, ciddi bir bulaşma riski ve dolayısıyla Bvirusu hepatitine yüksek yakalanma olasılığı varsa, o takdirde, HB immunglobulini olarak önceden hazır bağışıklayıcı maddelerin kişiye aktarılması gerekebilir. Bu amaçla, temastan sonraki birkaç gün içinde ve mümkün olduğu kadar erken, 0.06 mI/kg (pratik olarak yenidoğanlara 0.5 mI, yetişkinlere 5 mI )Hb immunglobulin kas içine yapılabilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;B virusu taşıyıcısı olan anneden doğan bebeğe ne yapılmalı ?&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Gebeler, doğum öncesi veya doğumdan hemen sonra test yaptırarak taşıyıcı olup olmadıklarını öğrenmelidirler. Çünkü, B virusu taşıyan anneden plasenta yoluyla veya doğum sırasında annenin kanına temasla bebeğe virusun bulaşma riski vardır. ( C ve D virusları da plasenta yoluyla bebeğe geçebilirler. A ve E viruslarında bu yoldan bulaşma gösterilmemiştir. ) B virusu taşıyan anneden doğan bebeğe, doğumda, 0.5 mI HB immunglobulini uyluğun ön-yan yüzünden kas içine yapılır ve bebek aşı programına alınır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;&lt;b&gt;Diğer hepatit viruslarına karşı aşı var mı ?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Hepatit C ve hepatit E viruslarına karşı henüz aşı yoktur. Hepatit D virusuna karşı da özel bir aşı yoktur. Ancak hepatit B ye karşı aşılama, kişiyi D virusu hepatitine karşı da korumaktadır. Hepatit A virusuna karşı, ülkemizde de bulunabilen bir aşı vardır. Aşı, 2 yaşın üzerindeki çocuklara 1 ay ara ile 2 doz ve 6-12 ay sonra rapel doz yapılırsa,20 yıl kadar sürebilen bir bağışıklık sağlanır. Aşı ile önceden bağışıklama için yeterli zaman bulunmayan durumlarda (yakın çevrede hepatit A salgını veya ev içinde bu hastalığı geçirmekte olan varsa) hastalanmamış bağışıksız çocuklar 0.02- 0.06 mI/kg hesabı ile normal immunglobulin (Kızılay'ın hazırladığı preparatlar tercih edilmeli) kas içine yapılarak korunabilirler. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:blue;"&gt;&lt;b&gt;UNUTMAYINIZ &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Türkiye nüfusunu her yıl 1.5 milyon yenidoğan katılmaktadır. Her yıl bunlardan 92.000 bebek aslında aşıyla önlenebilen bir hastalık olan hepatit B enfeksiyonuna yakalanıp, sonrasında kronikleşmekte ve başkalarına da hepatit B bulaşmaktırabilmektedir. 23.000 bebek siroz veya karaciğer kanserinden kaybedilmektedir. halbuki bu bebekler yaşamlarının ilk aylarında diğer aşılarıyla birlikte B hepatitine karşı aşılansalar, her yıl 92.000 kişi kronik hepatit B olmayacak, 23.000 kişi siroz/ karaciğer kanserinden ölmeyecek, interferon tedavisi gibi çok pahalı tedavilere harcanan para daha yararlı alanlara kaydırılabilecek.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;&lt;b&gt;Karaciğerinizi Tanıyor musunuz ?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Karaciğer, vücudumuzun en büyük organı. Onun, yaşamsal önemde o kadar çok işlevi var ki. O, yiyeceklerimiz içindeki besin maddelerini kaslara, enerjiye,hormonlara,kanın pıhtılaşma faktörlerine ve bağışıklık faktörlerine dönüştürüyor. Bazı vitaminleri,mineralleri ve şekerleri depoluyor, yağ depolarını düzenliyor ve kolesterol yapımını ve salınmasını kontrol ediyor. Dahası var: Yenen yiyecekleri sindirmemize ve önemli besin maddelerinin barsaktan emilmesine katkıda bulunan safra karaciğerde yapılıyor. Zehirli maddeleri karaciğerimiz ortadan kaldırıyor, alkolu nötralize ediyor. O, aynı zamanda henüz doğmamış bebekte bir süre için kan hücrelerimizin de yapıldığı bir organ. Karaciğer, içimizdeki, yorulmayan, şikayet etmeyen kimyasal güç kaynağımız bizim. Onu, toksinler, mikroplar, ve alkol gibi zarar verebilen herşeyden korumalıyız. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-804179836801409827?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/804179836801409827/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=804179836801409827' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/804179836801409827'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/804179836801409827'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/03/bulaici-sarilik-viral-hepatit.html' title='BULAŞICI SARILIK (VİRAL HEPATİT )'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-6890385463978613130</id><published>2008-03-30T02:26:00.001-07:00</published><updated>2008-03-30T02:26:27.726-07:00</updated><title type='text'>6 haftada 9 kilo Yaşamak için Ye / Önsöz:Dr. Mehmet Öz</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;strong&gt;6 HAFTADA 9 KİLO VERİN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Eger bu diyete kendinizi tam olarak adarsanız etkili olacağından hiçbir kuşkum yok. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;b&gt;Dr. Mehmet Öz&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ünlü ABD li doktor Fuhrman, &lt;b&gt;&lt;i&gt;Prestij Yayınları&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;’ndan çıkan “&lt;b&gt;Yaşamak İçin Ye&lt;/b&gt;” adlı kitabında hem kalp, tansiyon, şeker ve kanserle savaşan hem de 6 haftada 9 kilo verdiren beslenme proğramını anlatıyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Giriş &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Artık çocuklarımla oynayamıyordum; yorgunluğum dayanılmazdı. Gittikçe daha hasta oluyordum ki Dr.Furhman'ın konuşmasını duydum. 27 kilo verdim ve üç senedir 57 kiloyum. Dr. Furhman hayatımı kurtardı. Ergenlik çağındaki üç oğlum ve kızım elde ettiğim sonuçlara şahit oldular. Aynı planı uygulamaya başlayarak aynı zamanda sağlıklarında da çok olumlu değişiklikler yaşadılar. Artık alerjileri ya da sindirim sorunları yok.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Lynne Bush &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Dr Furhman' görmeye gitmem konusunda ısrar ettiği için kızım Geri'ye teşekkür borçluyum. Bana yardım edebilecek biri vasa o kişinin Dr. Furhman olduğunu söylüyordu. Haklı çıktı. 25 yıl ensülin kullandıktan sonra, birkaç gün içinde ensülin kullanmayı tamamen bıraktım. Harika bir hastaydım ve Dr. Furhman'ın söylediklerini aynen yaptım; sonuç buna değdi. 30 kilo verdikten sonra iki yıldır hiç bir ilaç kullanmıyorum. Bütün bunları ona borçluyum.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Gerardo Petito &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Hayatı kilo vermesine bağlı olan hastalarım olduğunda Dr.Joel Furhman'a yönlendiriyorum.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Dr. Mehmet Öz &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;"Yaşamak İçin Ye"&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt; açık, doğru ve faydalı. Eğer kilo vermek istiyorsanız ya da bu sağlığınız için gerekliyse, hayatınızın geri kalanı boyunca ince ve sağlıklı olmak için yapmanız gerekenleri bu kitaptan öğrenebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;John Robbıns, THE FOOD REVOLUTION'IN YAZARI&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Çoğu diyet kitabı kanıtlanmış fizyolojik bulgulara dayanmıyor. Kafamdaki bütün çelişkiler bu kitabı okuyunca son buldu. Diyet kitapları konusundaki son sözü bu kitap söyleyecek ve hastalarıma bu kitabı önereceğim.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Dr. Thomas Davenport, Massachusetts Hastanesi &lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Harvard Üniversitesi Öğretim Üyesi&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-6890385463978613130?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/6890385463978613130/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=6890385463978613130' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/6890385463978613130'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/6890385463978613130'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/03/6-haftada-9-kilo-yaamak-iin-ye-nszdr.html' title='6 haftada 9 kilo Yaşamak için Ye / Önsöz:Dr. Mehmet Öz'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-1557420332097325529</id><published>2008-03-30T02:23:00.000-07:00</published><updated>2008-03-30T02:24:02.003-07:00</updated><title type='text'>Çocuklarda sinizüt işitme kaybına neden olabilir</title><content type='html'>&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:darkslateblue;"&gt;Kış aylarında ve okul döneminde çocuklarda sinüzit oluşumundaki artışın önemli bir sağlık sorunu olduğunu fakat çoğu kez gözden kaçırılarak ihmal edildiğini belirten Kulak Burun Boğaz Uzmanı Opr. Dr. Süreyya Şeneldir, sinüzitin işitme kaybı ile sonlanabilecek orta kulak iltihaplanmalarına ya da kronik akciğer sorunlarına yol açabileceğine dikkat çekti… &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color:darkslateblue;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:darkslateblue;"&gt;Kulak Burun Boğaz Uzmanı Opr. Dr. Süreyya Şeneldir; çocuklarda bağışıklık sisteminin henüz tam gelişmemiş olmasının, alerjik eğilimlerin ve üst solunum yolu enfeksiyonlarının sıkça görülmesinin, çocukları sinüzit hastalığına daha eğilimli kıldığını söyledi. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color:darkslateblue;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:darkslateblue;"&gt;Çocuk sinüzitlerinin inatçı ve sık sık tekrarlayabilen bir hastalık olduğunu vurgulayan Dr. Şeneldir, sinüzitin yazın iyileştiğini ancak kışın yeniden tekrarladığını da sözlerine ekledi. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color:darkslateblue;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:darkslateblue;"&gt;Opr. Dr. Süreyya Şeneldir, çocukların sinüzit olup olmadığını anlayabilmek için aileleri bazı belirtilere dikkat etmesi konusunda uyardı: “Çocukluk yaş grubunda sinüzite ait bulgular soğuk algınlığı ile hemen hemen aynıdır. Semptomlar 7 veya 10 günden daha uzun sürerse sinüzit açısından değerlendirmek gerekir. Genellikle sinüs enfeksiyonlarında aşağıdaki bulgular saptanır.”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;Ateş &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;Sarı- yeşil burun akıntısı &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;Öksürük &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;Baş ağrısı &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;Yüzde ağrı veya basınç hissi &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;Konjesyon &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;Göz etrafında şişlik &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;Hapşırma atakları &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:darkslateblue;"&gt;&lt;u&gt;Sinüzitin Tanısı Nasıl Konur?&lt;/u&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:darkslateblue;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:darkslateblue;"&gt;KBB Uzmanı tarafından çocuğun kulakları, burnu ve boğazı muayene edilir. Olası tanıya götürebilecek şekilde hastalığı hakkında aileden bilgi alınır. Muayene esnasında burnun içerisini ve geniz bölgesini görebilmek için özel ince endoskopların kullanılması ile kesin tanı konulabilir. Bu endoskopik muayene; çocukla güvene dayanan, bir iletişim kurabilen her deneyimli uzman tarafından muayenehane koşullarında ve her yaşta çocuğa rahatlıkla yapılabilir. Sık olmayarak sinüslerin durumunu değerlendirebilmek amacıyla ‘Bilgisayarlı Tomografi’ de istenebilir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:darkslateblue;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:darkslateblue;"&gt;&lt;u&gt;Sinüzit Nasıl Tedavi Edilir?&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:darkslateblue;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:darkslateblue;"&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;Akut Sinüzit&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:darkslateblue;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:darkslateblue;"&gt;Bir üst solunum yolu enfeksiyonu gibi henüz başlamış sinüzitlerde çoğu çocuk antibiyotik tedavisine oldukça iyi yanıt verir. Akıntı kesici ilaçlar ve burun açıcı spreylerin kısa dönem kullanımı ile burun açıklığı sağlanabilir. Tuzlu su damlaları veya spreyleri ile akıntıların kıvamı yumuşatılabilir ve mukozanın iyileşmesi hızlandırılabilir. Eğer çocukta akut sinüzit varsa, bu tedavi ile belirtilerde birkaç gün içinde düzelme başlar. Ancak burada belirgin düzelme olsa da, özellikle antibiyotik tedavisini sonuna kadar tamamlamak çok önemlidir. Bu aşamada ayrıca sinüzitin ağırlaşmasına katkıda bulunabilecek alerji veya diğer hastalıklar da tedavi ve takip edilmelidir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:darkslateblue;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:darkslateblue;"&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;Kronik Sinüzit&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:darkslateblue;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:darkslateblue;"&gt;Eğer çocuğun sinüzit belirtileri 2-3 ay kadar sürüyorsa bu duruma kronik yani ‘müzmin sinüzit’ diyoruz. Eğer çocukta kronik sinüzit varsa veya senede 4-6 defa tekrarlayan akut sinüzit atakları yaşıyorsa mutlaka bir Kulak-Burun-Boğaz (KBB) uzmanı tarafından değerlendirilmelidir . Bu durumda, kronik sinüzite neden olabilecek altta yatan sebepler belirlenir ve ancak bu sebeplerin doğru saptanması halinde bu inatçı hastalığın uygun tedavisi yapılabilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:darkslateblue;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:darkslateblue;"&gt;&lt;u&gt;Hastalığın Önlenmesi İçin Neler Yapılabilir?&lt;/u&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:darkslateblue;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:darkslateblue;"&gt;Günlük hayatınızdaki koşullarda küçük değişikler yaparak çocuğunuzda sinüzit riskini azaltabilirsiniz. Örneğin kış aylarında, özellikle kaloriferli evlerde iyice kuruyan havayı, solunum yolları için ideal olan yüzde 35 ilâ yüzde 50 nem oranına ulaşacak şekilde bir nemlendirme cihazı ile nemlendirmek yararlıdır. Yaz aylarında çocuğunuz yüzme havuzuna giriyorsa, başını suyun dışında tutmasını ve derine dalmamasını tavsiye ediniz. Sigara içiyorsanız, bırakınız. Çocuğunuz allerjik bünyeliyse, allerji önlemlerine ve tedavisine her zaman özen göstermelisiniz. Ayrıca mümkün olduğu kadar sık banyo yapmasını sağlamalısınız.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:darkslateblue;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:darkslateblue;"&gt;&lt;u&gt;Çocuklara sinüzit cerrahisi uygulanabilir mi?&lt;/u&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:darkslateblue;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:darkslateblue;"&gt;Çocuklarda, ciddi bir ilaç tedavisi ile çözülemeyen sinüzit vakalarında ameliyat gündeme gelebilir, ancak çocukların, yüz ve kemik gelişimi henüz tamamlanmadığı için yapılacak olan ameliyatın geç dönem sonuçlarının problem yaratabilme ihtimali vardır. Asimetrik yüz gelişimi gibi ihtimallere karşı bu ameliyat için çok fazla düşünülmeli ve çocuğun mümkün olduğu kadar büyümesi beklenmelidir. Pratikte 10 yaşın altında ameliyat endikasyonu çok nadirdir. Buna karşın kronik sinüzitli bir çocukta geniz eti ameliyatı en kısa sürede yapılmalıdır. Hipertrofik geniz etleri, hem burnu tıkadığı hem de bakterilere yuva oluşturduğu için alınmalıdır. Bu, en azından yıllık olarak geçirilen enfeksiyon sayısını azaltmaya yarayacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-1557420332097325529?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/1557420332097325529/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=1557420332097325529' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/1557420332097325529'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/1557420332097325529'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/03/ocuklarda-sinizt-iitme-kaybna-neden.html' title='Çocuklarda sinizüt işitme kaybına neden olabilir'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-4411130320673414339</id><published>2008-03-30T02:19:00.000-07:00</published><updated>2008-03-30T02:20:05.653-07:00</updated><title type='text'>Cocuklarda Sismanlik</title><content type='html'>&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Şişmanlığın toplumsal bir sorun halini aldığı günümüzde aşırı kilolar yalnız yetişkinleri değil, çocukları da tehdit ediyor. Giderek daha çok çocuk şişmanlar arasında yerini alıyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Her yedi çocuktan birinin obez olduğunu dile getiren İtalyan Yetişme Bozuklukları Enstitüsü Profesör Alessandro Sartorio, ideal kilonun üzerinde olan bütün çocuklar düşünüldüğünde bu oranın yüzde 20 lere fırladığını vurguluyor. Bu çocukların yarısının, ilerde obez yetişkinler olacağı düşünüldüğünde tehlikenin boyutları daha iyi anlaşılıyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;b&gt;İDEAL DİYET&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Zayıflaması gereken çocuklara uygun günlük bir liste… Yemeklerin miktarı, çocuğun yaşına ve kilo fazlasına göre&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;- Kahvaltı: Bir fican süt veya bir ufak yoğurtla hazırlanmış tahıl gevreği, bir bardak portakal suyu…&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;- Kuşluk: Bir meyve veya bir paket kraker ya da bir parça salamlı yarım sandviç ekmeği… - Öğle: Bir tabak makarna, bir parça tavuk/hindi, üzerine az yağ gezdirilmiş limonlu salata ve bir meyve…&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;- İkindi: Bir parça meyve veya çayın yanında bisküvi ya da bir bardak süt…&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;- Akşam: Bir tabak sebze püresi veya pilav, bir parça buharda pişmiş balık, bir tabak sebze yemeği, bir meyve…&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;b&gt;YAĞ YASAĞI&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Daha ciddi durumlar söz konusu olduğunda kurallar da değişiyor. Bu hallerde her türlü katı yağın kullanımı yasaklanırken, sıvı yağlar günde 1 yemek kaşığıyla sınırlanıyor. Kızarmış yiyeceklere ve yağlı tencere yemeklerine de izin yok. Bunun yerine buharda ve ızgarada pişirilmiş yemekler yenebiliyor. Egzersiz daha da önem kazanıyor. Zayıflamak için fiziksel aktivite şart… çocuklara en uygun egzersizlerin başında yüzme geliyor. Ayrıca her tür spor tavsiye ediliyor, ancak çocuğun yaptığı sporu sevmesi ve haftada birkaç defa yapması çok önemli. Hepsi bu kadar da değil… Çocuğun gün boyu hareketli olması gerekiyor. Bunun için örneğin, çocuğunuzu okula götürüp getirirken yürütmeyi deneyebilirsiniz. Her gün 20 dakikalık bir yürüyüş, çok iyi bir egzersiz olacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;***************************&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;Göze alınması gereken diğer bazı unsurlar olsa da yetişikinler için kullanılan yağ oranı ve benzeri durumları ölçme amaçlı BMI standartları kilolu ergenlerde de kullanılabilir. Ergenlikte etnik değişkenler, büyüme zamanları ve normal yağ seviyelerinin üstünde olma bu ölçümlerde eşitsizliklere neden olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;Çocuklarda Obezitenin Nedenleri ve Risk Faktörleri&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Doğum kaynaklı nedenler: Çocuğun kilolu olmasıyla doğum arasındaki ilişkiyi bilidiren bazı çalışma sonuçları şöyledir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•Düşük kiloyla dünyaya gelme ve kilo problemleri arsında bağlantı kuran bazı çalışmalar vardır. 2000'de Britanya'da yer alan bir çalışmaya göre bazı nedenlerden dolayı (anne rahminin küçüklüğünden dolayı gelişememe gibi) düşük kiloyla doğan çocuklarda bebeklikle 2 yaş arasında doğal bir hızlı büyüme ve kilo artışı söz konusu olmaktadır.&lt;br /&gt;•Afro-amerikan bir çocukla yapılan çalışmada hamilelikte aşırı kilo durumunun daha sonra kilo artışında risk taşıdığı ve doğumdaki düşük kilonun sorun olmadığı söylenmiştir.&lt;br /&gt;•Bazı çalışmalara göre ise; çocuğun uzun süre ve özel olarak anne sütüyle beslenmesi çocuklukta obezite riskini azaltmada yardımcı olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyo-ekonomik ve Kültürel Faktörler: Medya odaklı kültürlerde çocuklar abartılı yemek reklâmları ve video oyunlarından oldukça fazla etkilenip, incinebilirler. Ve maalesef ne medyanın ne de eğitim sisteminin egzersiz ve sağlıklı yiyecekleri içeren yararlı alternatifleri sunacak finansal destekli programları mevcut. Kültür kaynaklı bazı problemler aşağıdaki gibidir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•Şeker önemli bir problemdir. Asitli içecekler, diğer tatlandırılmış içecekler ve meyve suları çocukluk obezitesine en büyük sebeplerdendir. 2001'de yapılan bir çalışma düzenli olarak asitli içmenin çocuklukta obezite riskini %60 oranında arttırmakta olduğunu göstermiştir.&lt;br /&gt;•Aşırı televizyon izleme çocuklarda obezitede kritik bir rol oynar. Özellikle de kızlar ve azınlık niteliği taşıyan kesimlerin çocuklarında. Yine 2001'deki çalışmaya göre obezite oranının en düşük olduğu çocukların günde en fazla 1 saat televizyon izleyenler olduğu ve oranın en yüksek olduğu çocuklarınsa günde dört saat veya daha fazla izleyenlerde olduğu tespit edilmiştir.&lt;br /&gt;•Çalışmalar çocukların dar gelirli ailelerden gelmesi ve düşük zihinsel desteğin obezitenin gelişmesinde önemli bir faktör olduğunu ortaya koymuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;u&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;Anne-baba Etkisi:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/u&gt; Anne babada var olan obezite oldukça büyük bir risk faktörüdür. Fakat riskin genetik mi yoksa çevresel bir faktör mü olduğu bilinmemektedir.&lt;br /&gt;•3 yaşındaki bir çocuğun annesi obez ise çocuk zayıf bile olsa daha sonra obez olma ihtimali %30'dur.&lt;br /&gt;•Aynı şekilde, anne babada obezite problemi olması, genç çocukların yetişkinlikte obezite riskini iki katına çıkarmaktadır.&lt;br /&gt;•Ancak daha ileriki yaştaki çocuklarda ve ergenlerde anne baba faktörü teşhis için daha düşük etken halini almaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;Çocuklarda Obezite ve Kilo Sorunuyla Başa Çıkma&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Çocukluk obezitesinin en iyi tedavi yöntemleri ilaçsız, diyeti de içeren çoklu bir disiplin yaklaşımı, davranış değiştirme ve egzersizle gerçekleşenlerdir.&lt;br /&gt;•Hemen hemen her çocuğun hiç sağlıklı olmayan abur cubur alışkanlığı vardır. Aslında iki ya da üç kere ağır yemekler yemektense hafif yemekler ve sıkça yemek en sağlıklısıdır, bu tarz bir yeme alışkanlığının daha ince kalmanın yanısıra kolesterol profilini de olumlu etkilediği açıklanmıştır. Anne-babalar yüksek oranda şekerli ve ticari paketli hafif yemeklerden, soda ve tatlandırılımış içecek ve “fast food” tarzı yemeklerden kaçınmalıdırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•Anne-babalar kilolu oldukları için çocuklarını eleştirmemelidirler. Bu tür durumlar çocukta sağlığa daha büyük zararlara neden olabilecek türde yeme bozukluklarına yol açabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•Fiziksel etkinlikler ve diyetlere bile gerek kalmadan, televizyon izlemeyi, video oyunlarını ve biligisayar kullanımını en aza indirgemek (haftada birkaç saat gibi) oldukça yararlı olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•Daha küçük çocuklar için trafik ışığı diyetini deneyin. Onların kalori durumuna bağlı olarak durdurma ışıklarıyla yemek düzenlenir. Örneğin; yeşil “devam et”, sarı “dikkatli ye” ve kırmızı “dur” uyarı anlamlarını taşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•2000 de yapılan bir çalışmada, obez çocuklarda düşük glisemik içerikli diyetler sabit yağ azaltıcı diyet türlerinden daha iyi olabileceğini bulunmuştur. Böyle bir diyet kan şekerini diğerlerinden daha yavaş şekilde yükselten karbonhidratlara odaklanır. Bu diyet türü zaman zaman diabette kullanılmaktadır&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-4411130320673414339?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/4411130320673414339/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=4411130320673414339' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/4411130320673414339'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/4411130320673414339'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/03/cocuklarda-sismanlik.html' title='Cocuklarda Sismanlik'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-4756467263705913895</id><published>2008-03-30T02:16:00.002-07:00</published><updated>2008-03-30T02:17:11.360-07:00</updated><title type='text'>Aynada kendini gören bebek daha zeki oluyor...</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;font-size:130%;color:#000080;"&gt;Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Nilüfer Toprakçı, bebeklerle anne karnından itibaren kurulmaya başlayan iletişimin, zekanın gelişmesinde olumlu bir rol oynadığını belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toprakçı, 0-3 yaş arasında bebeklerin zekasını etkileyecek noktaları şöyle sıraladı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni doğan bebeğinizle göz teması kurun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onunla konuşun, bir şeyler anlatın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynada kendisini görmesini sağlayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emzirin, mimikler yapın, yüzünüzü komik şekillere sokun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onu gıdıklayın, gülmesini sağlayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birlikte yürüyüşlere çıkın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ona şarkılar söyleyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir şey yapmadan, ne yapacağınızı söyleyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ona kitap okuyun, resimleri gösterin, her şeyin adını söyleyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değişik dokulu kumaşları, giysileri ellemesini sağlayın, onları cildine değdirin,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Televizyonu kapatın.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-4756467263705913895?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/4756467263705913895/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=4756467263705913895' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/4756467263705913895'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/4756467263705913895'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/03/aynada-kendini-gren-bebek-daha-zeki.html' title='Aynada kendini gören bebek daha zeki oluyor...'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-2769652301218437317</id><published>2008-03-30T02:16:00.001-07:00</published><updated>2008-03-30T02:16:35.610-07:00</updated><title type='text'>Bebek Masajı</title><content type='html'>&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;&lt;b&gt;&lt;u&gt;Dokunmanın Önemi&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;img alt="" src="http://www.yohm.co.uk/london_yoga_holiday_health_spa/250/mother_baby.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;img alt="" src="http://www.earth-hugger.com/image-files/father-baby.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Bebek masajı, bebeğinizle aranızdaki duygusal bağı güçlendirecek ve daha çok yakınlaşmanızı sağlayacak güçlü bir iletişim yoludur. Bebeğinize sabırla, sevgiyle ve şevkatle dokunmanız, onun gelişimine büyük katkıda bulunacaktır. Dokunarak veya konuşarak iletişim doğru kurulduğunda bebeğiniz sevildiğini, istendiğini, değer verildiğini anlayacaktır. Masaj bebeğinizi sakinleştiren ve rahatlatan, bedensel ve ruhsal gelişimini olumlu yönde etkileyen keyifli bir etkinliktir.&lt;br /&gt;Masaj bir rahatlama ve rahatlatma tekniğidir. Bilinçli bir şekilde rahatlamayı öğrenmesi büyümenin yaratacağı zorluklarla başa çıkmasında bebeğinize yardımcı olacak çok önemli bir avantaj ve bu ilk günlerinde ona verebileceğiniz en değerli hediye olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;&lt;b&gt;Masajın Yararları&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Normal doğmuş ve sağlıklı bebeklerde masajın fiziksel ve ruhsal gelişimde olumlu sonuçları olduğu uzun yıllardır kabul edilmekte ve yapılan araştırmalar da sürekli olarak bunu doğrulamaktadır. Problemli bebeklerde masajın etkileri konusunda yapılan araştırmalar oldukça fazladır. Gerek sağlık uzmanları gerekse bebeklerin yakınları, masaj yapılan bebeklerde pek çok olumlu etki gözlediklerini belirtmektedirler.&lt;br /&gt;Bazı araştırmacılara göre bebek ilk dokunma/masaj deneyimini normal doğum esnasında yaşıyor. Dokunma, erken gelişen ve çok önemli bir duyumuzdur. Masaj 'daha iyi dokunma' sanatıdır, vücudun tüm noktalarını rahatlatma amacını taşır. Dokunmanın geliştirilmiş şekli olan masaj ile bebeğinizi daha yakından tanıyabilir ve onu daha iyi anlayabilirsiniz.&lt;br /&gt;Masaj yalnızca bebek ve masaj yapan kişi arasında bir bağ oluşturmakla kalmaz, dokunma uyarısı yoluyla, vücutta bir dizi olayı başlatır. Beta-endorfinlerin salınımı, vagus sinirinin uyarılması, seretonin üretiminin artışı gibi biyokimyasal değişiklikler, pek çok olumlu fiziksel ve klinik sonuç doğurmaktadır. Örneğin, Vagus'un uyarılması insulin salgılanmasını, bu da gıdaların emilimini artırarak gelişmeyi hızlandırır. Masaj dolaşım sistemini de aktive ederek kalbin iş yükünü azaltır, solunum ve sindirim sistemini daha etkin hale getirir.&lt;br /&gt;Dokunma ve Masajın Yararlı Etkileri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;Biyokimyasal Etkileri:&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Stres hormonlarının düzeyini azaltır, (katekolaminler) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Seretonin miktarını artırır. Seretonin uykuyu başlatan bir maddedir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;Fiziksel ve Klinik Etkileri:&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Bağışıklık sistemini güçlendirir, akyuvarların sayısı artar. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Beyin dalgalarını olumlu şekilde etkiler. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Solunum ve dolaşımı iyileştirir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Sindirim ve boşaltım sistemlerini uyarır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Kilo almayı hızlandırır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Depresyonu azaltır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Atikliği artırır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Motor gelişme ve koordinasyonu geliştirir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Kendine güveni artırır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Sakin uyku sağlar. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Ağrıyı azaltır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Bebeklerde gaz ve koliği azaltır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Anne-Bebek arasındaki bağları güçlendirir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Genel sağlığı korur. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Bebeğin daha sosyal olmasını sağlar. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;&lt;b&gt;&lt;u&gt;Sağlık Sorunu Olan Bebeklerde:&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Masajın hasta bebeklerde olumlu etkileri konusundaki çalışmalar, 1960'lı yıllardan bu yana, erken doğmuş bebekler üzerinde yoğunlaşmıştır. Erken doğmuş bebekler, kuvezde olduklarından, bedenlerine takılan tüpler ve borular yüzünden, kolayca kucaklanamayan bebeklerdir. Bu bebeklere duygusal, ruhsal gelişimleri için yeterince şans tanınmadığında, fiziksel gelişimlerinin de yavaş olduğu, bir tür stres içinde yaşadıkları bilinmektedir.&lt;br /&gt;1970'li yıllardan bu yana erken doğmuş bebekler üzerinde yapılan pek çok çalışma sonuçlarının ne derece olumlu olduğu sürekli tartışılmaktadır. Bu konuda yapılmış olan 19 klinik çalışmanın özet değerlendirmesi, deneklerden %72'sinin dokunma ve masaja çok olumlu yanıt verdiğini göstermektedir. 1982 yılında Dr. Tiffany Field ve arkadaşları tarafından 30 erken doğmuş bebekte yapılan bir çalışmada, tüple beslenmekte olmasına rağmen yalancı emzik verilen bebeklerin bile daha iyi geliştiği ve biberon ile beslenmeye daha erken başladıkları, daha çok kilo aldıkları, hastaneden daha erken taburcu edildikleri görülmüştür.&lt;br /&gt;Bu sonuçtan yola çıkarak, dokunma ve masajın etkileri araştırılmış, 20 erken doğmuş bebeğe 10 gün süreyle, günde 3 kez, 15 dakika masaj yapılmıştır. Masaj yapılmayan 20 bebek kontrol grubu olarak izlenmiştir. Çalışma sonunda: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Masaj yapılan bebeklerin %47 daha fazla kilo aldıkları, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Masaj grubunun daha uzun süreler uyanık kaldıkları ve daha atik oldukları, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Gelişmelerinin daha hızlı ve dengeli olduğu, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Masaj grubunun, kontrol grubuna göre 6 gün daha erken taburcu oldukları, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;8-12 ay sonra yapılan gözlemlerde, hastaneden ayrılınca masaj yapılmamış olmasına karşılık, masaj grubunun hala kontrol grubuna göre daha iyi gelişme gösterdiği görülmüştür. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;1990 yıllarından sonra yapılan benzer çalışmalarda, masajın fiziksel büyüme üzerindeki etkileri yanında, pek çok vücut fonksiyonu üzerinde de etkisi görülmüştür.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;Sağlık Sorunu Olan Bebeklerde Masajın Yararları&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;ol style="LIST-STYLE-TYPE: decimal"&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Depresyonlu annelerin bebekleri: Bir grup bebek kucakta sallanarak uyutulmuş, diğer gruba ise masaj yapılmıştır. Masaj grubunun gelişmesi daha iyi olmuştur. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Astımlı bebekler: Henüz devam eden çalışmalarda, depresyon ve endişe belirtilerinin, kriz sayısının ve huzursuzluğun azaldığı görülmektedir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Kanserli bebekler: Astımlı bebekler gibi masaja olumlu cevap vermektedirler. Ayrıca annelerin de daha az çaresizlik duygusuna kapıldığı görülmektedir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Uyku sorunu olan bebekler: Düzenli masaj yapıldığında, bebeğin uykuya rahat daldığı, düzensiz uyuma, gece uyanmaları gibi sorunlarının azaldığı, daha düzgün uyku düzeni kazanıldığı görülmüştür. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Diğer sorunlar: Sağlık sorunları olan bebeklerde masajın olumlu sonuçlar sağladığı gözlenmektedir. Bu konularda halen klinik çalışmalar sürdürülmektedir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Taciz edilmiş çocuklar &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Otistikler, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Yanık hastaları &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Travma sonrası stresi, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Cilt rahatsızlıkları, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Gençlik romatizması, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Gençlik şeker hastalığı &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Kolik &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ol&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;b&gt;&lt;u&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;Dikkat Edilecek Noktalar&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;/b&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;ol style="LIST-STYLE-TYPE: decimal"&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Bebeğiniz bazen yorgun olabilir ve her türlü dış uyarı ona fazla gelebilir. Bu durumda dinlenmeye ihtiyacı vardır. Bırakın biraz dinlensin. Uyandıktan sonra masaj yapmayı tekrar deneyin. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;4-7 aylar civarında, bebek emeklemeye başladığında, daha hareketlidir ve masaja daha az ihtiyacı olabilir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Emme ve diş çıkarma dönemlerinde bebeğinizin rahatlaması için onu öpün ve yumuşak hareketlerle okşayın. Alt ve üst çeneye masaj yapın. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Unutmayın siz bebeğinizin aynasısınız, sizden gördüğü davranışı aynı şekilde yansıtacaktır. Bu yüzden masaja başlamadan önce siz de rahat olmalısınız. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Bebeğinizin vücudunda ellerinizin rahat hareket etmesini sağlayacak miktarda ellerinize bebe yağı sürünüz. Masaja hafif dokunuşlarla başlayınız, kendinizi güvende hissettikçe ve bebeğiniz masaja alıştıkça, uyguladığınız basıncı yavaşça arttırınız. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Son olarak ve en önemlisi, masaj her gün yapılması gereken sıradan bir aktivite değildir. Ancak sizin ve bebeğinizin tüm dikkatini gerektiren bir uygulamadır. Bunu da ancak sevgi göstererek, onu bol bol okşayıp öperek sağlayabilirsiniz. Her şeyin ötesinde masaj hem size, hem bebeğinize keyif vermeyi amaçlayan, neşeli ve aynı zamanda onun sağlığına katkısı olacak bir aktivitedir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ol&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;&lt;b&gt;&lt;u&gt;Hangi Durumlarda Masaj Yapmamalısınız?&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;Bebeğinize yalnızca sağlıklı olduğu zamanlar masaj yapmanız çok önemlidir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Doğumdan sonraki 6-8 hafta içinde yapılması gereken genel kontrol yapılmamışsa, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Kemiklerinde herhangi bir kırık ya da eklemlerinde bir hareket sorunu varsa, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Son bir hafta içerisinde aşı olmuşsa ya da bir aşının yan etkilerinden tam olarak kurtulamamışsa, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Tedavi amacıyla ilaç içiyorsa, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Cildinde bir enfeksiyon, isilik, ekzema ya da döküntü varsa, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Sizin bir cilt enfeksiyonunuz varsa,bebeğinize asla masaj yapmayın. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;Masaja Hazırlık&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;Bebeğin rahatı ve iletişim sürekliliğini sağlamak için önceden bir miktar hazırlık gereklidir.&lt;br /&gt;Masaj yapılacak yer:&lt;br /&gt;Masaj yapılacak oda sessiz, cereyansız ve ılık olursa bebek rahat eder. Bebeklerin vücut ısıları yetişkinlere oranla daha çabuk düşer, bu nedenle oda sıcaklığını 20-26 derecede tutmaya çalışın. Rahat hareket edebileceğiniz, doğrudan güneş almayan bir yer seçin.&lt;br /&gt;Yakınınızda bebeğin üzerine düşebilecek nesnelerin olmamasına dikkat edin. Çay, kahve gibi sıcak içecekleri masaj sırasında içmeyin.&lt;br /&gt;Bebeğinize en güvenli masajı yerde yapabilirsiniz. Masaj süresince bebeğinizi asla yalnız bırakmayın ve varsa evcil hayvanları masaj yapılan odadan çıkarın. Bebeği üzerine havlu serilmiş alt değiştirme minderi gibi temiz, rahat bir yüzeye yatırın, rahat, huzurlu bir ortam yaratmaya çalışın. Sakinleştirici bir müzik çalın ve masaj boyunca rahatsız edilmeyeceğinizi garantiye alın.&lt;br /&gt;Masaj yaparken gerekli olan malzemeleri sizin kolay erişebileceğiniz ama bebeğinizin ulaşamayacağı bir yere koyun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:darkgreen;"&gt;&lt;u&gt;Bebeğinizi masaja hazırlayın:&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;img alt="" src="http://www.bsm.gov.tr/acsap/images/masaj01.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebeğinize en iyi masajı o tamamen çıplakken yaparsınız, özellikle banyo yaptırdıktan sonra...&lt;br /&gt;Bebeğin cildini, özellikle de bezli bölgeyi temizleyin. Bebek kendini savunmasız hissedebileceği için alt bezini hemen çıkartmayın. Bebeği soyduktan sonra, çişini ya da kakasını yapma ihtimaline karşı, altına bir bez yayın. Eğer bebek altını kirletirse, alt temizliğini yaptıktan sonra masaja devam edin. Masaj için uygun zaman beslenme saatinden 1-1.5 saat sonrasıdır. Yediklerini sindirmiş ve henüz yeniden acıkmamış olacaktır.&lt;br /&gt;Yenidoğan masajı için çok az malzeme gereklidir. Bebeğin hassas cildinin sürtünmeden tahriş olmasını engellemek için, yumuşak formüllü bir bebek yağı kullanılmalıdır. Yağ masaj yapan kişinin el hareketlerini yumuşatır ve masaj boyunca ellere gerektikçe sürülmelidir. Tahriş olmuş cilde yağ ya da losyon sürmeyiniz. Eğer döküntü olursa ürün kullanımını kesiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:darkgreen;"&gt;Masaja, sizin de hazırlanmanız gerekmektedir:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;Bebeğinizin cildi çok yumuşak ve hassastır, bu yüzden ellerinizin sert ve tırnaklarınızın uzun olmamasına dikkat edin. Eğer bir cilt enfeksiyonunuz varsa, bebeğinize asla masaj yapmayın.&lt;br /&gt;Masaja başlamadan önce tüm takılarınızı ve saatinizi çıkartın.&lt;br /&gt;Masaj yaparken mümkün olduğunca rahat giysiler giyin.&lt;br /&gt;Masaja başlamadan önce ellerinizi yumuşak formüllü bir ürünle ve ılık suyla iyice yıkayın; böylece elleriniz ılık ve temiz olacaktır.&lt;br /&gt;Son olarak, masaj süresince sakin ve rahat olun ve tüm dikkatinizi bebeğinize verin.&lt;br /&gt;Bebek masajında kesinlikle uyulması gereken en önemli kural, bebek masaja olumlu karşılık vermiyor, huzursuzlanıyorsa kesinlikle masaja devam etmemektir. Bu katılımı ancak masaj sırasında bebeğe mümkün olduğu kadar çok sevgi ve şevkat göstererek sağlayabilirsiniz.&lt;br /&gt;Bebek Masajı Nasıl Yapılır?&lt;br /&gt;Masaja bebeğin vücudunun herhangi bir yerinden başlayabilirsiniz. Size başlangıç için kullanabileceğiniz temel tekniklerden söz edeceğiz, daha sonra bebeğinizle aranızdaki iletişime göre kendi yönteminizi geliştirebilirsiniz.&lt;br /&gt;Rahat bir konumda, bebeği karşınıza alarak oturun. Küçük bebekleri, dizinizin üzerine yatırarak masaj yapabilirsiniz. Masaj yaparken asla bebeğin üzerine gereğinden çok abanmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img alt="" src="http://www.bsm.gov.tr/acsap/images/masaj02.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;u&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:darkgreen;"&gt;Yüz Masajı:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/u&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;Bebeğinizin yüzü meme emme, diş çıkarma, ağlama ve çevresinde durmadan büyüyen dünya ile karşı karşıya kalmaktan dolayı sürekli ve büyük bir stres altında kalır. Parmaklarınızı bebeğin alnının ortasına koyun ve şakaklara, oradan da yanaklara doğru masaj yapın. Daha sonra başparmaklarınızla bebeğinizin göz kapaklarını şakaklara doğru hafifçe ovun. Yine başparmaklarınızla bebeğin burnunu yanaklara doğru hafifçe bastırarak ovun. Daha sonra çeneden kulak arkalarına doğru hafifçe masaj yapın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img alt="" src="http://www.bsm.gov.tr/acsap/images/masaj03.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;u&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:darkgreen;"&gt;Göğüs Masajı:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/u&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;Her iki elinizi göğsünün ortasına yerleştirin avuç içlerinizi hafifçe bastırarak koltuk altlarına doğru indirin. Ellerinizi kaldırmadan bir daire çizerek tekrar göğsün ortasına dönün. Şimdi ellerinizi göğsün ortasından çaprazlama, iki omuza doğru ileri geri kaydırın. Masaj sırasında elinizdeki yağın azaldığını hissettiğinizde, ellerinizi yeniden yağlayın ve masaja devam edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img alt="" src="http://www.bsm.gov.tr/acsap/images/masaj04.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;u&gt;&lt;span style="color:darkgreen;"&gt;Kol Masajı:&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;/b&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;Bebeğinizin kolunu kaldırın, omuzdan bileğe doğru önce bir elinizle, sonra da ötekiyle sıvazlayarak masaj yapın. Bu yöntemin adı "Hint Masajı Tekniği"dir. Hint Tekniğini uyguladığınızda ovma işlemini bilekte bitirmeyip ellere kadar da uygulayabilirsiniz. Aynı hareketi bu kez de bilekten omuza doğru tekrarlayın. Ters yönde yapılan bu masaja da "İsveç Tekniği" denir.&lt;br /&gt;Bebekler el masajına bayılır. Bebeğin elini açın, her parmağını sırayla ovun. Elinin üstünü ve avucunun içini parmaklara doğru aşağı yukarı ovun.&lt;br /&gt;Tüm bunları tamamladıktan sonra avuç içlerinizle kollarını yukarıdan aşağı doğru yuvarlayarak hafifçe ovuşturun. Son olarak, bebeğinizin kolunu avuçlarınızın içine alarak, içe doğru dairesel şekilde sıvazlayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img alt="" src="http://www.bsm.gov.tr/acsap/images/masaj05.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;u&gt;&lt;span style="color:darkgreen;"&gt;Karın Masajı:&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;Karına uygulanan masaj sadece bebeğin rahatlamasını sağlamakla kalmaz, bebeğin sindirimine, gaz çıkarmasına ve kabızlığın iyileşmesine de yardımcı olur. Kolik bebeklerde karın ağrısının giderilmesine yardımcı olabilir. Karın masajına "su çarkı" denilen eğlenceli bir teknikle başlayabilirsiniz. Ellerinizi kendinize doğru kum çeker gibi bebeğin karnından bacaklarına doğru hareket ettirin. Bebeğin bacaklarını havaya kaldırın, dizlerden bükerek hafifçe karına doğru bastırın. Bu bebeğin karın kaslarının gevşemesini sağlayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img alt="" src="http://www.bsm.gov.tr/acsap/images/masaj06.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebeğinizin bacaklarını bileklerinden kavrayarak sol elinizle tutun. Bir önceki hareketleri sadece sağ elinizi kullanarak yapın. Bu mideyi rahatlatacak ve masajın daha derinlere etkili olmasını sağlayacaktır. Karın masajını, parmaklarınızın ucunu bebeğin göbeğinde soldan sağa doğru yürüterek tamamlayın. Bu hareket bebeğin gazının çıkartılmasına yardımcı olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img alt="" src="http://www.bsm.gov.tr/acsap/images/masaj07.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Ben Seni Seviyorum hareketi: "Ben". Sağ elinizle bebeğin karnının sol tarafını aşağı doğru tek harekette ovun.&lt;br /&gt;"Seni". Kendi solunuzdan sağa doğru bir ters L çizin.&lt;br /&gt;"Seviyorum". Sağ elinizle, kendi solunuzdan sağa doğru ters bir U çizin.&lt;br /&gt;Bu hareketler esnasında "Ben seni seviyorum" cümlesini sevgi dolu bir tonla tekrarlayın. Bebeğiniz bundan çok hoşlanacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img alt="" src="http://www.bsm.gov.tr/acsap/images/masaj08.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img alt="" src="http://www.bsm.gov.tr/acsap/images/masaj09.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;u&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:darkgreen;"&gt;Bacak Masajı:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/u&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;Bacak masajı kollara uygulanan masaja çok benzer. Bacağı her iki elinizle yukarı kaldırarak tutun ve ellerinizi birbirine ters yönlerde çevirerek bacağını ovun, kalçadan bileğe doğru ellerinizin bu hareketini sürdürün. Aynı hareketi bilekten kalçaya doğru tekrarlayın. Kollara uyguladığınız burma yöntemini ellerinizi aşağı yukarı hareket ettirerek bebeğin bacağına da uygulayabilirsiniz.&lt;br /&gt;Bebekler de büyükler gibi ayaklarına masaj yapılmasından hoşlanır. Baş parmağınızla topuktan başlayarak, parmaklara doğru ayak tabanını ovun. Ayak parmaklarının her birini teker teker ovun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img alt="" src="http://www.bsm.gov.tr/acsap/images/masaj10.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;u&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:darkgreen;"&gt;Sırt Masajı:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/u&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;Birçok anne-baba bebek masajını bebeğin sırtını ovarak bitirmekten hoşlanır. Bebeği bir yastığın ya da battaniyenin üzerine yüzüstü yatırın. Bunu yaparken ellerinizin yağlı olduğunu ve bebeğinizin kayabileceğini unutmadan, dikkatlice hareket edin.&lt;br /&gt;Ellerinizi bebeğin sırtında yanlamasına ileri geri hareket ettirerek masaja başlayın. Bunu yaparken ellerinizi yavaşça sırtta aşağı ve sonra yukarı doğru kaydırın.&lt;br /&gt;Her iki elinizi boyuna yakın bir şekilde sırtın ortasında tutun. Omurgaya dik açı oluşturacak şekilde, ellerinizle sürtme hareketi yaparak, boyundan kalçaya doğru hafif hafif kaydırarak tüm sırtını sıvazlayın. Daha sonra sırtında parmaklarınızın uçlarıyla küçük daireler çizin.&lt;br /&gt;Masajı tamamlamak için bebeğin sırtını boyundan aşağı doğru yavaşça okşayın. Böylece bebek o günkü masajın bittiğini anlayacaktır.&lt;br /&gt;Bebeğinizin korunmaya, bakılmaya, sevilmeye ihtiyacı var. Yaşamın ilk dönemlerinde onun anladığı bir tek sevgi dili var: Dokunmak. Onu daha iyi tanımanız ve onunla sevgi dolu bir ilişki kurabilmeniz için Bebek Masajı harika bir fırsat! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6344575612954461800-2769652301218437317?l=saglikpersonel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/feeds/2769652301218437317/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6344575612954461800&amp;postID=2769652301218437317' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/2769652301218437317'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6344575612954461800/posts/default/2769652301218437317'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://saglikpersonel.blogspot.com/2008/03/bebek-masaj.html' title='Bebek Masajı'/><author><name>mahonii1987</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_HO8cFT9L-Ss/R-a9O1k7BqI/AAAAAAAAADI/VZjFMkAR_Gw/S220/img2-851047.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6344575612954461800.post-8296731200834312992</id><published>2008-03-30T02:14:00.002-07:00</published><updated>2008-03-30T02:15:21.968-07:00</updated><title type='text'>Çocuklarda Küçük Yaralanmalarda Ne Yapmalıyız?</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="color:#8b0000;"&gt;Çocuğum yaralanırsa ne yapmalıyım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;img alt="" src="http://www.bebekkokusu.com/news/articlefiles/843-6.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#333333;"&gt;Önce sakin olun! Bilmelisiniz ki, siz ne kadar dikkat ederseniz edin, bütün çocuklar düşe kalka büyür ve mutlaka ufak tefek yaralarla tanışır. Önemli olan; ilk müdahaleyi nasıl yapacağınızı ve hangi durumlarda doktora başvuracağını bilmeniz... İşte bilmeniz gerekenler...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#333333;"&gt;Çocukları İlahi bir güç korur gibidir. Merakla, olabilecek kötü sonuçları hiç hesaba katmadan yaptıkları tehlikeli hareketler sonucunda zaman zaman yaralanmalar kaçınılmaz olmaktadır. İlk adımlarını atarken tekrar tekrar yere düşerler. Düşerken de çevrelerinde bulunan masa, koltuk, sandalye gibi birçok nesneye teğet geçerler. Çocuklar, düşe kalka büyür, deneye yanıla öğrenir. Ama bütün bu keşfetme, öğrenme çabaları bazen yara-bere ile sonuçlanır. Bir kağıt parçasını kesmeye çalışırken minik parmağını yaralaması, parkta düştüğünde dizlerde oluşan sıyrıklar, bedenlerinde çeşitli morluklar anne babaların sık karşılaştığı durumlardandır. Bu küçük kazalar, ne ilk ne de son olacaktır. Önemli olan bu gibi durumlarda ne yapılması gerektiğinin bilinmesidir. Doktora, hastaneye gidilmesi gerekse bile gidene dek yapılması uygun olan uygulamaları bilmek çok yararlı olacaktır. Burada sözü edilecek olan yaralanmalar sıklıkla karşılaşılan, basit yaralanmalardır. Kısaca şiddetli kanamalara neden olmayan, yaşamsal önemli olan organların zedelenmediği ve fazla yaygın olmayan yaralanmaları inceleyeceğiz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#333333;"&gt;Öncelikle, çocukluk döneminin neredeyse olmazsa olmazlarından haline gelen yara ve berelerle karşınızda duran çocuğunuzu görünce paniklememeye çalışmalısınız. Çünkü ilk müdahaleyi yapmanız, soğukkanlı davranmanıza bağlıdır. Üstelik sizin fazla endişeli olmanız, çocuğunuzun da korkularının artmasına neden olur. Bu öneri diğer tüm önerilerden daha öncelikli ve önemlidir. Paniklemiş bir kişi en iyi bildiği bir şeyi bile yanlış yapabilir. Telaşla başka hatalara ve sorunlara neden olabilir. Sakin ve soğukkanlı olmak çok gereklidir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#660099;"&gt;&lt;img alt="" src="http://www.bebekkokusu.com/news/articlefiles/843-7.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#660099;"&gt;Küçük kesikler ve sıyrıklar&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#333333;"&gt;Kesici bir alet, oyuncağın kenarı hatta kâğıt parçası bile kesiklere yol açabilir. En sık olarak el parmakları, düşme sonucu da kafa ve bedenlerinin çeşitli yerlerinde küçük kesikler meydana gelir. Sıyrıklar ise özellikle üzerlerinde kalın giysilerin olmadığı yaz aylarında, sokakta, parkta oynarken, koşarken düşmeleri nedeniyle sıklıkla dizler, dirsek ve el ayalarında meydana gelir. Bunlar normalde hayati tehlike oluşturmazlar. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#660099;"&gt;Yara temizliği nasıl yapılır?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#333333;"&gt;Çaydanlığın altındaki kaynamış, soğumuş su bu iş için en uygun malzemedir. Bu olmadığında temiz su kullanılabilir. Yara doğrudan akan suyun altına tutulabileceği gibi, üzerine bir kaptan su akıtılarak da temizlenebilir. Yaranın içindeki toz toprak veya diğer yabancı maddeler bu yolla temizlenir. Bol su ile yıkama, yaranın içersinde bulunan her türlü yabancı uzaklaştırılmalıdır. Bu yolla temizlenen temizlenmiş bir yaranın, boyutları ve derinliği de daha rahat görülebilir&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#333333;"&gt;Yaranın etrafındaki cilt sabunlu ve yumuşak bir bezle temizlenmelidir. Sabun yarada tahrişe yol açabileceği için yaranın kendisiyle doğrudan temas ettirilmemelidir. Oksijenli su (Hidrojen peroksit) veya antiseptik solüsyonlar gibi daha kuvvetli temizleme malzemeleri yarada tahrişe yol açabilir; üstelik çoğu zaman fazladan bir koruma da sağlamaz. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#660099;"&gt;Kanama varsa...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#333333;"&gt;Kan çok boyayıcı ve etraftakilerin paniklemesine yol açan bir maddedir. Etrafa sürülmüş, akan kan durumun dramatik görünmesine yol açar. Aslında kanama, yaranın temizlenmesini sağlar. İçerden gelen kan dipten bir temizleme işlevi görür. Küçük kesiklerin çoğunda kanama kısa sürede kendiliğinden durur. Yüz, baş ve ağız bölgesinde kan damarları sayıca çok olduğu için bu bölgeler daha fazla kanayabilir. Kanamayı durdurmak için elinize aldığınız tercihen steril yoksa temiz bir bezle, avuç içinizi veya parmakların ucunu kullanarak, doğrudan kesinin üzerine nazik ama devamlı bir basınç uygulamalısınız. Elinizi yarayı kontrol etmek gibi nedenlerle yerinden ayırmamalı ve 5 dakika süreyle baskı uygulamaya devam etmelisiniz. Elinizde tuttuğunuz bezin kanla dolması durumunda onu yerinden oynatmayarak üzerine yeni bir bez daha koyup, daha basınçlı bir şekilde tutmaya devam edin. Yaranın üzerine uygulanan basınç yeterli olduğunda kanama duracaktır. Fakat kontrol amaçlı bezi kaldırıp, bakma kanamanın devam etmesine, o ana kadar yapılan basmanın boşa gitmesine neden olur. Oluşabilecek kan pıhtılarını bu aşamada temizlemeye çalışmayın. Çünkü kan pıhtısı, yaranın kanamasının durmasına yarayacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#333333;"&gt;Eğer yara, kolda ve bacaktaysa, kolu veya bacağı kalp seviyesinin üstünde kalacak şekilde havaya kaldırmak kanamayı yavaşlatacaktır. Daha ciddi kanamalarda turnike uygulanması yararlıdır. Fakat bu uygulama ancak belirli bölgelerdeki kanamalarda yapılabilir. Yeterli bilgisi olmayanların yapması yarar yerine zarar da getirebilir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#660099;"&gt;Bandaj kullanmak gerekir mi?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#333333;"&gt;Açıkta bırakılan bir yara kuru kalır ve daha kolay iyileşir. Yara kolay kirlenebilecek; (eller) ya da kıyafete sürtünebilecek (diz) bir bölgede değilse, açık bırakılabilir. El ya da diz gibi bölgelerdeki yaralar ise hazır bir yara bandıyla yada steril gazlı bez ile kapatılabilir. Yarayı temiz ve kuru tutmak için bandajın her gün değiştirilmesi gerekir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#333333;"&gt;Vücudun geniş bir alanını tutan yüzülme tarzında yaraların daha az iz bırakması ve çabuk iyileşmesi için nemli ve temiz tutulması gerekir. Bu amaçla “okluziv” adı verilen bandajların kullanılması gerekecektir. Doktorunuz bu konuda size yardımcı olacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#660099;"&gt;Antiseptik Solüsyon Sürülmeli mi? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#333333;"&gt;Günümüzde sıklıkla Polyvinylpyrolidone İyot (Batticon, Poviod vd) kullanılmaktadır. Yaranın mikrop kapmaması için bu ilaç gazlı beze dökülerek, önce yaranın merkezinden başlayarak dışarıya doğru halkalar çizerek temizlenir. Yakıcı olmamakla birlikte açık yaralarda dikkatli olmak gerekir. Göz, ağız çevresi gibi bölgelerde hassas davranmalıdır. Buralara antiseptik solüsyon uygulamaktan kaçınmalıdır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#660099;"&gt;&lt;img alt="" src="http://www.bebekkokusu.com/news/articlefiles/843-5.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#660099;"&gt;Antibiyotikli pomatlar kullanılmalı mı?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#333333;"&gt;Antibiyotik içeren pomatlar yaranın hem mikrop kapmasını engeller hem de yarayı temiz ve nemli tutmaya yarar. Esas itibarıyla bandajın da yaptığı aynı şeydir. Çoğu küçük yaralarda pomada gereksinim yoktur. İlaçlı kremler tedavinin içersinde yer alır. Gerekliliği durumlara göre değişir. Bu konuda doktorunuz yol göstermelidir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#660099;"&gt;Yara kabuklarına ne yapmak gerekir?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#333333;"&gt;Kabuklanma, vücudun yarayı kendi kendine bandajlama yoludur. Yaranın kirlenmesini önler. Kabu
